| Hamd icin Ilim
Üyelik tarihi: 17.08.2002 Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| Hasta halinde dahi Kur'an öğretmekten vazgeçmemiş!..
Okuttuğu talebelerini, Anadolu'nun her tarafına göndermiş, halkın dinini, diyanetini öğretmelerini tembihlemiştir. Bu yoğun çalışma temposu kendisini yormuş ve şeker hastalığının da şiddetlenmesine sebep olmuştur. Dostlarının ve talebelerinin ziyaretine geldiği bir söyleşide, gelenlerden biri: "Efendim, rahatsızsınız, artık dinlenin. Bakın evlatlarınız yetişti. Bundan sonra hizmeti onlar yürütsün" dediğinde, bütün yorgunluğuna rağmen celallenip doğrularak "Tekeri patlayan şoför, tamir bitince kaybettiği vakti kazanmak için daha hızlı gider, bizim de bu iki aylık kaybı daha fazla çalışarak telafi etmemiz lazım" demiştir. Hasta ve rahatsız olduğu zamanlarda dahi dersten tâviz vermemiş, geri kalmamış "Derse gidersem hastalık da gider, kalırsam hastalık da kalır" buyurmak suretiyle âfiyet ve şifâsının ders okutmakta olduğunu ifade etmiştir.
Talebelerine hangi tavsiyelerde bulunurdu?
Süleyman Efendi uzun ve yorucu bir yolculuktan dönen talebesine, "Oğlum! Falan camiye git, Cuma'da va'z et de, dinleniver" demek sûretiyle istirahat ve dinlenmenin, hizmetle mümkün olacağına işaret buyurmuştur. Talebelerinden herhangi biri derse geç gelecek olsa, onu asla kırmaz, mahcup etmez sadece, "Hepimiz seni bekledik" demiştir. Talebelerinden herhangi biri bir özürden dolayı derse iştirak edemediği zaman çok üzülür, "Eyvah! Bugün çok büyük ziyânımız var" buyurmuşlardır. Bir gün Kur'ân öğretmek için gönderdiği bir talebesi, gittiği yerde okutacak kimse bulamamaktan şikayet etmiş "Efendim, sadece iki kişi vardı, onları da bırakıp geldim" deyince çok üzülmüş. Ve biraz da celallenerek "Evladım, nice peygamberler bu âlemden bir tek ümmet elde edemeden gittiler. Sen iki talebe bulmuşsun daha ne istersin" diyerek, tekrar geldiği yere göndermiştir. Talebelerine son derece kıymet vermiş. "En küçük talebenin dahi kesip attığı tırnağını, dünyalara değişmem" vecîzeleri bu hakikati en bâriz şekilde ortaya koymuştur.
'En büyük keramet
Hakk yolunu telkindir'
Süleyman Efendi Hazretleri "kamil" bir mürşid ve eksiksiz bir alim olmanın yanında, muhterem ve muhteşem bir "insan" olarak tanınmıştır. Kerâmete asla itibar etmemiş, kerâmet izhârından kaçındığı gibi talebelerine de aynı yolu tavsiye etmiştir.
Ömrü Kur'an hizmetiyle geçen Süleyman Hilmi Tunahan Hocaefendi'nin torunu Mehmet Beyazıt Denizolgun, dedesinin bilinen ilmi kişiliğinin dışında aile fertleri ve talebeleriyle ilişkilerinde tam bir gönül adamı ve bir pedagog gibi davrandığını anlattı. Süleyman Efendi hakkında ilk kez, Yeni Şafak'a konuşan Denizolgun, merhum dedesinin mutasavvıf yönünü anlatırken, onun kerâmete itibar etmediğini, kerametin gösterilmesinden kaçındığını, talebelerine de aynı yolu tavsiye ettiğini vurguluyor. Torununun dilinden bir devrin en önemli alim ve hizmet adamlarından Süleyman Efendi'nin kişiliği hakkında ibret verici bilgiler aldık.
Merhum dedenizin hep öne çıkarılan yönü ilmi kişiliği ve Kur'an hizmeti oldu. Bunu herkes biliyor. Talebeleriyle ilişkileri nasıldı?
Annemdem ve rahmetli babamdan dinlediklerime göre talebelerini çok sever, takdir edermiş. Her talebenin maddi-manevi rahatsızlıklarıyla ilgilenmiş, incinmemeleri, örselenmemeleri, için elinden gelen gayreti göstermiştir. Biri rahatsızlanacak olsa kendi elleriyle doktora götürmüş, ilaçlarını yaptırmış, tedavileriyle uğraşmıştır. Asla talebe seçmemiş, talebelerin arasında zengin-fakir, zeki-kıt anlayışlı ayırımı yapmamış, hepsiyle teker teker ilgilenmiştir. "Evinin yolunu bulabilsin, yeter. Allah'ın izniyle okuturuz" demiş. Bir gün hâne-i saâdetine filesi boş olarak bir şey almadan dönmüş, anneanneme "Hanım! Talebeye alamadığım için, eve de almadım" buyurup; talebenin yemediğini yemekten, hayâ ettiğini ifade etmiştir. Soğuk kış günü bir vesile ile evini ziyarete gelen bir talebesi, hocasının soğuk odada oturduğunu farketmiş. Anneanmem soğukta oturmasının sebebini talebeye şöyle izah etmiştir "Oğlum! Sizin odununuz yok diye, Efendi Hazretleri de evde soba yakmıyor."
Talebeleriyle şakalaşır mıydı mesela?
Evlatlarının çekingenliklerini, korkularını, onlara olan sevgisini hissettirerek yenmiştir. Kendisini sevenler ve hürmet gösterenler bir yana, kendisine sıkıntı verenlere bile tebessüm ve muhabbetle yaklaşmış, mümkün olduğunca gönüllerini almıştır. Ölçülü ve zekice olmak şartıyla şakayı sevmiş, zaman zaman talebeleri ve aile efradıyla şakalaşmış, hayattaki zorlukları bile tebessümle karşılamasını bilmiştir. En olumsuz şartlarda bile ümitsizliğe düşmemiş, pes etmemiş, kararlılığını devam ettirmiş. Uzun sözün kısası, Süleyman Efendi Hazretleri "kamil" bir mürşid ve eksiksiz bir alim olmanın yanında, muhterem ve muhteşem bir "insan" olarak tanınmıştır. Kerâmete asla itibar etmemiş, kerâmet izhârından kaçındığı gibi talebelerine de aynı yolu tavsiye etmiş, "En büyük kerâmet, insanlara Hakk yolunu telkin etmektir" buyurmuştur. |