Tekil Mesaj gösterimi
  #6
Alt 19.09.2003, 16:58
Ahmet76
Hamd icin Ilim

 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.895
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Tam bir gönül adamı olduğunu söylüyorsunuz..

Tek tek insanları bulup onlarla ilgilenmek çok zor bir şey. Bu bakımdan tam bir gönül adamı. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden talebeler bularak, onların her türlü ihtiyacını karşılamak, farklı kültür ve alışkanlıkları olan bu insanlarla ilişkileri geliştirmek ve eğitmek bakımından pedagog gibi davrandığını biliyoruz. Talebeleriyle kendi çocukları arasında hiçbir ayrım yapmadığını söylemiştim. Her biri farklı işlerle iştigal eden sıradan insanlar arasından değerli hocalar, alimler ve müftüler çıkmıştır. Babam onu en iyi anlayan insanlardan biriydi. Bana anlattığına göre Konya Lezzet Lokantası sahibi Mustafa Bey'in Çamlıca'daki evinde bir sabah talebeler namaza kalkmamışlar, uyuyakalmışlar. Dedem sabah oraya vardığında hiçbirşey söylememiş, sadece ezan okumuş, talebeler uyanarak namazlarını eda etmişler. Böyle ince ruhlu biriyimiş. Bir baba şefkati içinde hareket edermiş. Dedem Allah rızası için yola çıkmıştır. Onun bütün gayesi talebe okutmak. Bu arada başına birşeyler gelmiş olabilir. Önemli değil. Kendisi son derece mütevazı, kanunlara riayetkarmış. Onun tek amacı Kur'an-i Kerim öğretimini muhafaza etmekti

Dönemin İslami neşriyatlarına katkıda bulunduğu biliniyor...

Süleyman Efendi cemiyetten uzakta yaşamak yerine, cemiyet içinde Müslümanlığı yaşatmayı tercih etmiş ve "Zahirimiz halk ile, Bâtınımız Hak ile" prensibini kabul etmiştir. Dinî neşriyata ehemmiyet vermiş, Necip Fazıl'a "Büyük Doğu" mecmuasını çıkarmasında mânevi teşvikleri yanında, maddî yardımları da büyük olmuştur. Hatta mevcut bir tek evini satmış ve bu mecmuaların yayınlanmasına katkıda bulunmuştur. Zamanının, ilim ve irfanda ileri derecelere ulaşan ilim adamlarına, talebelerini göndermiş, talebelerini onların imtihan etmelerini sağlamış, din ilimlerinin yeniden ihyâ edilmekte olduğunu görerek sevinmelerini arzu etmiştir. Bu vesile ile ünlü din alimlerimizden Ali Haydar Efendi ve Hasan Basri Çantay gibi pekçok zevâta talebelerini göndermiştir.

Süleyman Efendi'nin kitap yazmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Esasen, yazmamış değil, yazmıştır, fakat onun yazdıkları ilmine ve manevi büyüklüğüne kıyasla hacimce küçük eserlerdir. Bu yüzden dedem Süleyman Efendi Hazretleri'nin asıl gayretinin kitap yazma yönünde olmadığını söylemek doğru olur. Kur'ân-ı Kerim'i en kısa zamanda okumayı öğreten "Kur'an Harf ve Harekeleri" isimli Kur'an Elifbâsı, dedemin basılmış olan en mühim eseridir. Bütün gayretini "canlı kitap" olan talebe yetiştirmeye harcamıştır. Rahmetli dedem, mevcut İslâmî kaynakları büyük ölçüde yeterli bulmuş ve bu kaynaklara ulaşabilecek insanları yetiştirmenin lüzumuna inanmıştır.

'Dini siyasete âlet edenler lanetlenecektir'
Merhum dedem gündelik siyasetten uzak bir insandı. Onun bütün meşgalesi Kur'an ilimlerinin unutulmamasıydı. Yakınlarına, "Din asıl, dünya ve siyaset fer'idir. Dünya ve siyaset dinin inkişâfına alet olabilir. Fakat din, dünya menfaat ve siyasetine âlet olamaz. Alet edenlere lanet vardır" şeklinde tavsiyelerde bulunduğunu biliyoruz.

Bir din alimi olarak Süleyman Efendi din adamlarını nasıl tarif ediyor?

Dedem, gerçek din adamını, halkın dînî icapları yerine getirmesinde, bazı bakımlardan kendisine muhtaç olduğu kimse olarak tarif etmiştir. İslâm'da Batı'da olduğu gibi bir ruhban sınıfının bulunmadığını, ancak din âlimlerinin bulunduğunu söylermiş. Din aliminin dışındaki din görevlileri ise sadece pratik zaruretlerle ilgili düzenleme unsurlarından ibârettir. Dedemin şu sözleri de gerçek din adamının niteliklerine işaret etmektedir:
"İlim mâluma, âlim ilme, din adamı dine tâbidir. İslâm'da âlimler din üzerinde şahsi takdirleriyle ve keyfi yorumlarıyla hiçbir tasarrufta bulunamazlar. Devamlı gayret içinde bulunacağız. Bir günümüz bir günümüze eşit olmayacak. Bilgiye, tefekküre, ilme, önem vereceğiz. Ya öğreten olacağız, ya öğrenen."

Dedenizin Nakşi meşrebte olduğu biliniyor. Kendisi tasavvufa nasıl bakıyordu?

Merhum Süleyman Efendi'ye göre tasavvufun gayesi imanı pekiştirmektir. İhlasın pekişmesidir. Kendileri gayenin harikulade şeyler görmek olmadığını belirterek, "Âlemin gördüğü bize de yeter. Gaye ihlası derinleştirmektir. Gaye fazladan maarif tahsili değildir. Her ne kadar bu yolda fazladan bilgiler hasıl oluyor gibiyse de sonunda onlar yok olur. İttiba olunması gereken bilgiler sekr değil, sahv makamının bilgileridir. Keşf ve ilhamın doğru olup olmadığı ehli Sünnet alimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmaması ile anlaşılır. Doğru bilgiler, doğru sözler, daima birbirini teyid eder, tamamlar. Hakikati savunan birliği ve beraberliği savunmuş demektir. Sıhhatli düşüncenin yegane yolu nefsaniyetten arınıp akıl ve kalp ile düşünmektir" dediğini biliyoruz. Dedeme göre tasavvuf, İslam'ı zevkle yaşamanın adıdır. Bu durumda mükellefiyetleri yerine getirmenin o insana ağır gelmeyeceğini, zevkle-sevinçle-sururla karşılanacağına dikkatleri çekmiştir. Merhum Süleyman Efendi'nin şu sözlerini aktarmam gerekiyor: "Yapmamız îcab eden mesuliyet ve mükellefiyetler kurtulunması gereken bir yük gibi değil, gönülleri kanatlandıran ve her türlü karartıcı nefsaniyet alakalarından sıyrılıp gerçek hürriyete eriştiren bir mazhariyet hâlini alır. Tasavvufun kendisi gâye değildir. Gayeye varmanın vasıtasıdır. Gaye hakikattir. İslâm'ın hakikatidir. O hakikatin yaşanmasıdır. İman nuru ile aydınlanan akıl, fikrî görevlerini gayet kolaylıkla ifade eder. Manevî yardımlaşma ile de eksikler gedikler tamamlanır. Kardeşlik duygusunun ahengi teessüs eder."
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla