Muhammed Zahid Kotku
İnsan ilişkilerinin yozlaştığı ve giderek çürüdüğü bir ortamda, herhalde çare olarak başvurulacak bir değer, erdem, bir ilke veya bir fikir olmalıdır. Yozlaşma ve çürümeye neden olan hiçbir değer, erdem, ilke veya fikri tanımama, sadece ilişkileri kuşkulu hale getirmekle kalmaz, insanın anlam ve hikmetini de kemirmeye başlar. İnsan anlık doğrulara, gelip geçici haz ve mutluluklara, her an anlam değiştiren çıkarlara yönelir, bel bağlar, bunlardan medet umar. Kişiliğinde olduğu kadar, ilişkilerinde de ikircikli tavırlar sergiler.
Yozlaşma ve çürüme ortamlarında, insan olduğunu unutmayanlar, bunun derin bilincine erişenler, akıntıya karşı tek başlarına yürüyüşe koyulurlar. Daha doğrusu yozlaşma ve çürümeden kendilerini uzak tutarken, insan ilişkilerinde basit ve sade bir yol izlerler. Bir değeri değer olarak, erdemi erdem, bir fikri veya inanç ilkesini ilke olarak hayatlarına, dolayısıyla ilişkilerine yansıtırlar. Bunlara sahip çıkmakla kalmazlar, üstelik özümlemeye çalışırlar. Hayatın bengisuyu gibi özümledikleri için, hayatları bu kökten aldığı bengisuyunu gövdesine, dallarına, oradan tomurcuklarına, yaprak ve yemişlerine doğru akıtır gider. İlişkiler itip kaçıran, kırıp geçiren, şaklayıp döven bir kırbaç gibi değil, çekip çeviren, kuşatıp şevklendiren, bağlayıp gönendiren bir dostluk halesine dönüşür ve insanı, insana dönüştürür. İnsan olduğunun derin ve engin aynasında kendini tanımaya sevkeder, yöneltir yönlendirir.
Terk-i dünya edişlerinin üzerinden 23 yıl geçen gerçek bir
Allah dostu olan Mehmet Zahid Kotku (k.s.)’yu teberrüken hatırlatmak istiyoruz.
Hayatının akışına baktığımızda şu tesbitleri yapabiliriz: “93 Harbi” olarak halkın hafızasına yerleşmiş olan 1876-77 Osmanlı-Rus savaşından yaklaşık dört yıl sonra (1297/1880-81) anne ve babaları Kafkasya’dan Anadolu’ya göç ederler. Geldikleri yer Şirvan’a bağlı Nuha’dır. Babaları Anadolu’da Bursa’ya geldiklerinde 16 yaşındadır, medrese’de tahsilinden sonra, çeşitli yerlerde imamlık görevi yapar, Bursa’da İzvat köyünde 76 yaşında vefat ederler (1929). Anneleri Sabire Hanım’ı üç yaşında kaybederler.
Mehmed Zahid Efendi ilk okulu Oruç Bey ibtidaisinde tamamlar. Orta okulu Maksem İdadisinde sürdürür, sonra Bursa Sanat Mektebine girer. Bu arada 1. Cihan Savaş’ı patlar ve 18 yaşında askere alınır. Ne var ki savaş imparatorluğun dağılmasını getirir. Suriye’den çekilen ordu, bir bakıma bu dağılmaya nokta koyarken, Mehmet Zahid Efendi güçlükle İstanbul’a dönebilir.
İstanbul, onun kendi iç dünyasına engin yolculuğunun mekanı olacaktır. Kendini dini bilgiler bakımından yetiştirme yanında, ÖmerZiyâeddin (Dağıstani) Efendi’nin dostluk halkasına katılarak iç yolculuğunun mihrakını da belirler. Bu minval üzereyken Bursa’ya, İzvat köyüne döner, babalarının görevini devralır, arkasından Üftade Camii’nde bir kaç yıl sürecek İmam-Hatiplik görevine tayin olunur, tâ ki Kazanlı Abdülaziz Bekkine’nin vefatı üzerine tekrar İstanbul’a avdet ederler (1952). Bunun anlamı Gümüşhaneli Dergâhınının hizmetini üstlenmektir. Hizmetin mekanı da değişikliğe uğrar: Ümmü Gülsüm Mescidi’nden İskenderpaşa Camii’ne naklolunur. Terk-i dünya ettikleri 13 Kasım 1980 tarihine kadar dostluk halesini dalga dalga genişleteceklerdir.
Emaneti sahibine yüz akıyla teslim ettikleri günün takvim yaprağında Mevlana Celaleddin-i Rumî’nin şu mısralarının yer aldığının farkına Anadolu Ajansı’nda görevli bir hanım efendi varacaktır:
“Arkamdan Ağlama
Öldüğüm gün tabutum yürüyünce
Bende bu dünya derdi var sanma!
Bana ağlama, “Yazık, yazık!” “vah, vah!” deme!
Şeytanın tuzağına düşersen vah vahın sırası o zamandır.
Yazık yazık asıl o zaman denir.
Cenazemi gördüğün zaman “Elfirak, elfirak!” deme!
Benim buluşmam asıl o zamandır.
Beni mezara koyunca elvedâ demeğe kalkışma!
Mezar cennet topluluğunun perdesidir.
Mezar hapis görünür amma,
Aslında canın hapisten kurtuluşudur.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret!
Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?
Sana batma görünür amma
Aslında o doğmadır, parlamadır.
Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?
Neden insan tohumu için
Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?
Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi?
Can Yusuf’un kuyuya düşünce niye ağlarsın?
Bu tarafta ağzını yumdun mu o tarafta aç!
Çünkü artık hay-huy’un,
Mekânsızlık aleminin boşluğundadır.”
Mehmed Zahid Kotku ismi yanında Gümüşhaneli silsilesi için “Muhammed Zahid İbn-i İbrahimi Bursevî” şeklinde de zikredilen hocamızı yâd etmek üzere Üsküdar Belediyesi “Gönül Erlerini Anma Programı” başlığı altında anacaklardır. 13 Kasım günü Ramazan çadırında Prof. Dr. Cevat Akşit, Prof. Dr. Sebahattin Zaim, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Prof. Dr. Raşit Küçük ve Ali Rıza Temel’i dinlemeye ve manevî sofraya katılmanızı tavsiye ederim.
Bu gayretiyle Üsküdar Belediye Başkanı Yılmaz Bayat’ı tebrik ediyorum.
Bir dikkati de rica ediyorum; “Zaid” değil, “zahid.”
*İsmail Kıllıoğlu / Milli Gazete