Kur'an-ı Kerim'in tebliğcisi, kamil insanın en yüce örneği Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) şu iki görevi yerine getiriyordu: Müslüman toplumun devlet reisliği, dini liderlik. Dini liderlik de iki kısımda mütalaa edilebilir: Dinin fıkıh kısmıyla ilgili liderlik, dinin mistik kısmıyla ilgili liderlik. Islam dünyasında ortaya mistik-deruni hayata, ruhani fikir ve hareketlere tasavvuf adı verilmektedir..
Mistisizmin özellikleri hakkında Bursa Uludağ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara “TASAVVUF VE TARİKATLAR” adlı eserinde genişce bilgi bulabilirsiniz.. Bu değerli eser “Dergah Yayınları” tarafından yayınlanmıştır. Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Zafer Erginli’nin hazırladığı “Tasavvuf Tarihi ve Felsefesi” başlığı altında ders notlarında mistizim konusu vardır ve İslamdan önce mistizimin nasıl ve kımler tarafından benimsendiği geniş bir şekilde izah edilmiştir.
Ders Notlarından bir parca,
“Mistisizm dinler arasında akıp giden büyük bir ruh nehridir.” Çünkü insanın yaratılışında mistik ihtiyaçlar bulunmaktadır. Yeryüzünde dinsiz bir topluluk olmadığı gibi, mistik tarafı, ruhani hayatı bulunmayan bir din de yoktur. Zaten köken itibariyle Latince olan mistisizm kelimesinin kökünde gizli olmak, dilsiz olmak, konuşmamak, dudakları ve gözleri kapamak manaları vardır. Mistik düşüncenin temelinde ilahi bilgi ve gizli tutulması gereken sırlar vardır. Bu nedenle bu bilgiyi nesilden nesile aktaran tarikatlar ortaya çıkmıştır.
Mistik düşünce tarihi gelişimi itibariyle derin psikolojik tahlillerle içiçe olduğu gibi doğrudan veya dolaylı olarak bir çok dinî meselelerin de içinde olmuştur. Ferdi tecrübelerden, kendi kendini hipnotize, telepati ve telekinezi (maddeye tasarruf), sihir ve büyüden vecd ve istiğraka kadar geniş ve derin bir saha ile ilgili bilgiler mistisizmle iç içedir.
Mistisizmin amacı hakikatı bulmak, Allah’a ulaşmak, kurtuluşua ermektir. Bu amaca ulaşmak için her toplum kendi mistikdüşüncesi doğrultusunda pransipler ortaya koymuş, zamanla bunlar ekol haline gelmiştir.
Her kültürün bir mistik boyutu olduğu hesaba katıldığında tasavvuf İslâm mistisizmi veya İslâm’ın mistik boyutu olarak adlandırılabilir. Tasavvufun konusu ise genel anlamda
Allah, varlık ve insandır. Cenab-ı Hakk’ı sıfat, şuun ve fiilleriyle tanımaktır (marifet-i ilahiyye). İnsanın ruh ve nefs itibariyle yapısı, ruhun tasfiyesi, nefsin tezkiyesi ve ahlakın yüceltilmesi de tasavvufun konusudur.
Prof. Dr. Mustafa Kara’dan biz birkaç örnek:
1. Mistisizmde belli oranda gizlilik vardır. Mistik hareketler tam değilse bile belli bir oranda gizlilikdir.
Her konu herkese söylenmez. Belli şeyler belli makamlara gelmiş olanlara söylenir.
2. Maddeye karşı tavır vardır. Bunun için bir adı da zühd'dür, perhiz'dir. Dünya, eşyaya karşı tavır almadır. Manayı, içi, batını aramaktır. Çünkü madde sürekli değildir, insanı tatmin etmez.
3. Mistisizm yaşanan bir haldir. Teoriden çok pratiktir. Bütün boyutlarıyla bu hali anlayabilmek için yaşamak tadmak gerekir. Dıştan tarifle anlatılması mümkün değildir. Bu yaşanan halin herkese anlatılmaması konuya tabii bir gizlilik getirmiştir.
Mistsizm sadece islam dininde değil diğer semavi dinlerde bile mevcud idi..
Mistik düşünceler açısından dünya düşünce tarihinde bakıldığında bir çok ülkede bunun örneklerini bulmak mümkündür. Bunların başında bugün bile ilim adamı ve araştırıcıları hayretlere düşüren Uzakdoğu mistisizmi gelmektedir. Brahmanizm, Budizm, vedalar ve nirvana anlayışı çok derin mistik tahlil ve metodları ihtiva etmektedir.
Mısır'da Hermes'in çileye dayanan metodu, İskenderiye'de yeni eflatunculuk, Yunan düşüncesinde Pisagor, nihayet Musevi ve İsevilerin dini düşünceleri içinde gelişen mistik temayül ve tarikatlerin hepsi konu ile ilgilidir. Diğerleri bir tarafa sadece Hıristiyan mistisizmi, manastır ve tarikatlar tarihi tasavvuf tarihi kadar zengin ve muhtevalıdır..
Dinler ve sistemlerin ortak özelliklerinden bir tanesinin mistsizm olması, bütün mistik cereyanların aynı olmasını gerektirmez. Mistisizm her dinin temel felsefesi doğrultusunda gelişme göstermiş, dolayısıyla mistik akımlar arasında farklar meydana gelmiştir.
Mesela René Guénon (öl 1951) İslam tasavvufu ile Batı mistisizmi arasında farkları araştırmış ve özetlemiştir... bu özeti yukarıda ismini verdiğim eserde okuyabilirsiniz...
Tarih boyunca bütün mistik hareketler, özellikle ilk ortaya çıkışlarında cemiyetten tepki görmüştür. Batı mistisizminde Leuba'nın tenkitleri meşhurdur. Bu tepkilere mistiklerin verdikleri cevap şu cümle ile özetlenebilir: Mistik olmayan mistik olanı anlayamaz. Bunun İslamdaki ifadesi şöyledir: "Men lem yezuk lem ya'rif " (tadmayan bilmez)..
Hz. Pezgamberimiz (s.a.v.) yukarıda yazdığım gibi üç türlü liderlik şahsında toplamış ve irtihaline kadar tek başına icra etmiştir. Ondan sonra ise gerek İslam aleminin genişlemesinden dolayı çoğalan problemler ve gerekse insanların yetersizlikleri sebebiyle bu üç vazife tek kişi yerine üç şahıs (veya zümre) arasında taksim edilmek zorunda kalıncaktı. Hz. Peygamber'in devlet liderliği müslüman devlet başkanına, dini liderliği zahir ulemaya ve ruhi liderliği de daha sonra sufiye ismini alacak olan şahıslara tevdi edilmiştir.(bak. Abdulhakim Arvasi 'Rabıta-i Şerif ' haz. Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul 1994, 5 Baskı, s.142)
Yine, Cebrail (a.s.)'ın ümmeti bilgilendirmek için zaman zaman insan şeklinde gelerek Hz. Peygamber (s.a.v.)'e çeşitli sorular sorduğunu biliyoruz. "Cibril hadisi" diye meşhur olan hadisteki üç soru İslami ilimlerin doğuşu ile doğrudan alakalıdır. Hz. Pezgamber Efendimiz (s.a.v.)'in, Cebrail (a.s.)'ın "iman nedir?" sorusuna verdiği cevap kelam ve akaid ilimlerinin, " islam nedir?" sorusuna cevabı fıkhın ve "ihsan nedir?" sorusuna cevabı ise tasavvufun konusunu oluşturmuştur. (bak. Buhari- İman 37, Müslim-İman 5-7, Ebu Davud-Sünne 16, Tirmizi- İman 4, İbn Mace-Mukaddime 9)
Vesselâmü Alâ Menittebeal Hüdâ.