Tekil Mesaj gösterimi
  #1
Alt 27.07.2004, 10:10
dost_yol
Essen / NEVSEHiR

 
dost_yol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.03.2004
Yaş: 35
Mesajlar: 468
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 2 Mesaja aldı
nûrun ala nûr....

Okuduğum mübarek kitabın
adı: "ENVâRUL-AŞIKîN" burada sizlere değerli hadisleri tavsiye ederim - inş'ALLAH


..........................*B i s m i l l a h i r r a h m a n i r r a h i m*..............................
Hazreti Rahmân (C.C.) Hazretlerinin Selamı, Rahmeti, Mağfireti, Muhabbeti,
Aşkı, Nuru ve İlmi üzerinize ve kalbinize olsun inşallah! ÂMIN!!!
.................................................. .................................................. .......................


’’Ol’’ deyip herşeyi ve dolayisiyla biz insanlari yoktan var eden, sayisiz nimetlerle
ve sinirsiz değerlerle bizleri riziklandiran ve onca sirlarla kuşatan
yüceler Yücesi Hazreti Rahîm (C.C.) Hazretlerine sonsuzlarca
Hamdü Senâlar olsun!

Kainatın efendisi, mahlukların en şereflisi, mevcudatun özü
ve Allah'u Teâlâ'nin (Eğer sen olmasaydın cihanı yaratmazdım) hitabına mazhar olan
Aleyhissalatu vesselam Hazretlerinin ism-i a'zam akl-ı evvel olan olgun ruhuna olsun.
Ayrıca bütün sözlerinde, işlerinde, iman ve ahlakta ona tabi olan, gönülleri iman nuru
ve mağfireti huzuru ile dolu onun temiz Ehli-Beytine, adıl ve sadık Ashabına
ve onların yolunda bululanlara da hayırlı duâlar olsun.


Resûl-i Ekrem bir hadîs-i şerîfte:
"Allah Teâlâ'nin onsekiz bin âlemi var, sizin dünyanız bu âlemlerden
bir tanesidir
" buyurmuştur.

Ey Celâlinin nûrunda hayretler içinde kalıp Cemâlinin nûrunda seyreden insan!
Bilmiş ol ki, Allah Teâlâ başlangıcı olmayan bir evvel ve sonu gelmeyen
bir âhir'dir.
Her şey fâni, yalnız O bâkîdir. Zâhirdir, bütün eşyaya gaalibdir. Ayrıca her şey
O'ndan sâdır olmakla evvel, her şey O'nda son bulmakla âhir, kâinatta sıfatları
ile bilinmesi sebebiyle Zâhir ve Zâti ile bilinmesi bakımından da Bâtındır.
Burada şunu bilmek gerektir ki, vücud için iki itibar vardır.

Birinci itibar, varlığı kendisinden olan mutlak olan varlıktır. Bu, bizâtihî nisbet
ve taayyünden mücerreddir. Buna vücud ve mevcud demek, onu anlatmak içindir.

İkinci itibar, âlimdir. Âlimdir, ilmi bütün eşyayı, hatta kendi zâtını ve zâtının
lâzımını da ihâta eder, Halk ile Hak arasında Hakk'ın inâyet ve yardımından
başka bir nisbet yoktur. Halk için de cehâletten büyük engel ve perde yoktur.

Birinci itibarla - (42/Şûrâ: 11):"..O'nun misli gibi (O'na benzer) hiçbir yerde yoktur."
İkinci itibarla - (42/Şûrâ: 11):"..O hakkıyla işitir, kemâliyle görür." dür.
Bizâtihî Ganî ve her şeyden müstağnîdir. Vücud ve bekasında, varlık ve devamında
kimseye muhtaç değil, her şey O'na muhtaçtır, O'nsuz hiçbir şey olmaz.

Yaratıklar için de iki itibar vardır. Birincisi halk (yaratıklar), kendine bakılırsa
ma'dumdur. Yaratana nazarla mevcud ve vardır.

Ebû-Hâmid El-Gazâlî Hz. (Aleyhi rahmetü'l-Bârî) 'Muhabbet Kitabı'nda diyor ki:
"Eğer Allah'ın fazlı kullarına erişmeseydi, beka ile vücuddan sonra kullar yine
helâk olurlardı. Allah Teâlâ Zâtı ile, diğerleri ise O'nunla kaaim ve mevcutturlar.
Allah Teâlâ'dan başka Zâtı ile kaaim ve bâkî bir varlık olmayıp, diğerlerinin varlığı
O'nun icadı ile olduğu delilleri ile sâbittir. Resûl-i Ekrem (S.A.V.),
'Allah Teâlâ bir kulunu sevdiği vakit onu kendine aşık eder de Şeriat
ve hakikat üzerinde ona istikamet bahşeder. Bu sayede o kul, iyi hasletler
ve güzel huylarla bezenir ve nihayet kendisine lâhut âleminin sırlarını tecelli
ederek kerâmet mertebesine yükseltmiş olur. Görülen âmeli müşahede ettiği gibi,
insanın hakikatini ve ruhlar alemini de temâsa eder'
:buyurmuştur.
Demek ki zât, zât ile bilinir.


Allah Teâlâ bu hal'i iki bölüm üzere yarattı:
- Birinci kısım, vâsıllardan olmakla kemâlden mahrum ve akılları sapıklık vâdisinde şaşkın,
ruhları ise cehâlet alanında tereddüt ve şüphe içindedir.

-İkinci kısım, vicdan ehlidir. Bunlar nur alanına dalmış,
fedâniyyet ve teklik meydanında sesleri yükselmiş, bu vâdide akılları hayretler
içinde kalıp perde önünde duraklamışlar; Allah Teâlâ onlara hüviyyet nûru ile tecelli edince,
onlar da mâsivadan çekilip Allah'tan başkasına iltifat etmez olmuşlardır. Her şeyden
yok olup fenâ mertebesine yükselmişlerdir. Nitekim kudsî bir hadîsde Allah Teâlâ:
'Yer ve göklerim Beni istiâb etmedi, fakat mü'min kulumun kalbi Beni istiâb etti'
Yani tecelli ile onun kalbine sığdım, buyurdu.

Şems-i Tebrizî, "Allah Teâlâ'nın tecelli ile sığdığı gönül, Resûl-i Ekrem'in (S.A.V.) gönlüdür", demiştir.

Allah Teâlâ insanın gönlünü her şeyden geniş olarak yarattığına göre,
o gönüle Allah'dan başkası sığmaz. Mâdem ki bu ilâhî tecellî insanda hâsıl oldu,
Allah'ı zikir de ibadetlerin efdali oldu. Nitekim âyet-i celîlede:
'Allah'ı zikretmek elbette en büyük (ibadet) dir' (29/ El-Ankebût: 45), buyrulmuştur.
Hz. Ali (R.A.) münâcâatında, "İzzet ve ululuk bakımından Sana kul olmak,
iftihar ve övünmek bakımından da Senin, benim Rabbim olman bana yeter
", demiştir.

İmam-î Gazâlî Hz. (Aleyhi rahmetü'l-Bârî):
- Allah'a ulaşmaktan başka kurtuluş yolu yoktur.

- Muhabbet ve mârifet ise sevgiliyi çok anmakla hâsıl olur.

- Muhabbet ise o zevk içinde ölmek demektir.

-Mârifet ise hayret içinde müşahadedir.

- Zâhir ulemâ göre Allah Teâlâ'nın kulunu sevmesi, neticesi itibariyle mecazdir.

- Sevginin neticesi olan rahmeti ona bağışlaması demektir.

- Kulun Allah'ı sevmesi ise O'na bağlanıp ibâdet etmesidir.

- Ehl-i tahkîke göre Allah Teâlâ'nın kulunu sevmesi,
onun bâtınını dünyayı sevmekten temizlemesi,
gönlünden perdeleri kaldırarak onu kendine yaklaştırması demektir.


- İşte kulun Allah'ı sevmesi, bu olgunluğa meyletmesi demektir.
demiştir.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

SEV, bu sevgi yoludur;
bütün alemleri sev ki, seni edebine ulaştırsın.

Edeb, öyle bir güzel ahlak ki,
o mübarek ilmini artırsın;
ilmin de gelecek olan mertebeni.

Yalnız ve yalnız Şeytan-ı Aleyhilane
ve yoldaşlarına düşman ol !..

İşte, o zaman Hz. Muhammed (S.A.V.)'in
irşad kapısına varırsın.


*dost_yol*
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Ebû Tâlib-i Mekkî (R.A.):
" Bütün makamlara ancak sevgi ve muhabbet sayesinde erişilir.
Bununla beraber muhabbet mevcud iken makamlara ulaşmamak zarar verdiği gibi,
muhabbetsiz makamlar da bir fayda sağlamaz.
Muhabbet esastır. ", demiştir.

Hz. Ebû Bekr es-Sıddîk (R.A.):
" İlahî muhabbetin az bir kokusunu alan kimse,
her şeyden ilgisini kesip o zevk ile meşgul olur
", demiştir.


O halde âhiret yolcusu için gerekli olan, her şeyden önce mâsivadan gönlünü temizlemektir.
Zira berraklıkta gönül, bir ayna gibidir. Ancak mü'minin gönlüne Arş ve Kürsî perde olmaz.
Belki bu perdelerden Rububiyyetin Cemâlini müşahede eder, bunlar engel olmazlar.
Gönül, Hakk'ın mârifetine bir taht ve ilâhî Arş olduğuna ve ilâhî tecellînin
bir aynası bulunduğuna göre en şerefli bir yer olması îcab eder.


Bâyezîd-i Bistâmí Hz. (K.S.) gönül genişliğinden bahsederken:
" Arş ve yüzbin âlem, ârifin gönlüne konsa da bundan haberi olmaz ", demiştir.

Cüneyd-i Bağdâdî Hz. (K.S.):
" Bu mânâda bir yaratık, kadime mukarin olduğu vakit, o yaratıktan eser kalmaz.
Allah Teâlâ kulun isti'dadına göre ona tecellî eder. Kul *YA HÛ* derse
Allah Teâlâ onun akıl ve ruhuna tecellî eder. Bu durumda kulun kalbine dehşet düşer
ve ruhu hayretler içinde kalarak artık başkasına iltifat etmez hâle gelir.
Dilinde ve kalbinde yalnız ** dan başka birşey kalmaz
"; demiştir.


Denildi ki: "Allah Teâlâ'nın dört bin ismi vardır.
Bunların bin tanesi Kur'an'da, bin tanesi Tevrat'ta, bin tanesi Incil'de
ve bin tanesi de Zebûr'dadır.
Fakat meshûr olan doksan dokuz Esmâ-i Hüsnâ'sıdır.

Bunların bir kısmı İsm-i Zât, bir kısmı İsm-i Sıfât
ve diğer bir kısmı da Esmâ-i Ef'âl'dir.

Şüphesiz bütün ilimlerdeki gaye, Allah'ı bilmektir.
Allah teâlâ ise bütün varlıkları yaratan - bir tektir.

Yaratana şahid ve delîl olsun díye bütün yaratıklar ikişer ve çifttir.:
'Arş ile Kürsî, ins ile cinn, Cennet ile Cehennem, yer ile gök, gece ile gündüz,
kara ile deniz, levh ile kalem, ay ile güneş, sıhhat ile hastalık, farz ile vâcib,
helâl ile haram, sünnet ile nafile, fasıl ile vasıl, hayır ile şer, kâr ile zarar,
aydınlık ile karanlık, hayat ile ölüm'

gibi her şey'i çift yaratmıştır. Nitekim şair:

" Her şeye O'nun birliğine delâlet eden açık delil vardır ", demiştir.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Dostlar dikkat edin ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Resûl-i Ekrem bir hadîs-i şerîfinde:
" Allah Teâlâ'nın ilk yarattığı akıldır" , buyurmuştur.

Ey ilâhî esrarı ikşi, bilmiş ol ki, Allah Teâlâ aklı yarattığı vakit ona:*Gel* dedi,
geldi. *Git* dedi, gitti. *Konuş* dedi, konuştu. *Sus* dedi, susdu.

Bunun üzerine Allah Teâlâ akla:
" Izzet ve Celâlim hakkı için senden sevgili bir yaratık yaratmadım
ve sana sabırdan üstün bir şey vermedim
" , buyurmuştur.

Rivâyete göre Hz. Ali (R.A.):
" *Allah Teâlâ aklı gizli bir nurdan yarattı.
O, bir zaman saklı kaldı. Ezelî ilminde onu açığa çıkarmayı dileyince;
aklın nefesinde ilmi, ruhunda fehmi, başında zühdü, gözlerinde hayatı, dilinde hayrı,
kalbinde şefkati, himmetinde rahmeti ve içinde sabrı yerleştirdi.

Böylece bütün olgunluklarla onu bezedi. Aklın nuru ruhânîdir;
yeri gönülde ve sırrın yanındadır. Sırr ise devamlı olarak yükselmek ister.
Aklın bizâtihî yükselme temayülü yoktur. Bâzan âhirete meylettiği gibi,
bâzan da dünyaya yönelir*
" demiştir.

-
Yine nakledildiğine göre Allah Teâlâ akla hitab ederek,
*Önüne bak* , buyurdu. Akıl önüne doğru bakınca güzel bir şey gördü ve:
- Sen kimsin? diye sordu.
O da:
- Senin bensiz bulunamayacağın nesneyim, dedi.
Akıl tekrar sordu:
- O halde senin adın nedir?
- Adım, Tevfik (başarı) tir, dedi.

Yine, Ubâde b. es-Sâmit (R.A.)'dan nakledildiğine göre:
Allah Teâlâ Kalem'i yarattığı vakit ona:
- *Yaz* , diye hitab eti.
Kalem:
- Ne yazayım ? deyince, Allah (C.C.):
" *Bütün olan olacakları yaz* , buyurdu.
Kalem hepsini yazdı.


Yine, Resûl-i Ekrem bir hadîs-i şerîfinde:
" *Allah Teâlâ Kalem'i önce uzunluğu beşyüz yıllık mesafe olan bir cevherden yarattı.
Bu kalemin yüt tane büğümü vardır. Bu büğümlerden üç tanesi yarıktır.
Dünya kalemlerinin ucundan mürekkep çıktığı gibi onun ucundan da nur akar*
" buyumuştur.

Ibni Abbâs (R.A.)'dan nakledildiğine göre, kiyâmete kadar olmuş ve olacak her ne varsa "Levh-i Mahfûz" da yazılıdır.
Levh-i Mahfûz ak inciden, kenarları ise kızıl yâkuttandır. Her gün üç yüz altmış
türlü renge girer. Diğer bâzıları da: ' Levh, biri fevkanî digeri tantanî yani alt ve üst olmak üzere iki türlüdür' , demişlerdir.
Allah (C.C.) daha iyisini bilir.


Ibni Abbâs (R.A.)'ın rivâyetinde; Kalem'in Arş üzerine yazdığı ilk yazı şöyledir:
" ***Gercekte Allah Benim, Benden başka ilâh yoktur.
Muhammed ise Benim Resûlümdür.***
**Kim ki kazâma rıza gösterrir, verdiğim belâya sabreder, nímetlerime şükrederse
onu sıddıkkardan yazarım ve kıyâmet günü sıddıklarla haşrederim.**
*Kim ki kazâma rıza göstermez, belâlarıma sabretmez ve verdiğim nîmetlere şükretmezse,
gök kubbemin altından çıksın ve Benden başka ilah arasın*
"


~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ~

Peygamber Efenmdimiz buyuruyorlar ki:

"Allah Teâlâ Kalem'e yaz diye emir buyurunca, Kalem:
- Ne yazayim ? dedi

Allah Teâlâ da:
- Sefâati peygamberlere, kerâmeti velîlere, muhabbeti müttakilere ,
ucmagi (Cenneti) cömerd kimselere yaz, buyurdu.

Kalem:
_ Dervis ve yoksullar hakkinda ne yazayim ? deyince,
Allah Teâlâ:
Onlar Benim ve Ben de onlarinim. Onlar Benimle, Ben de onlarlayim, aramizda araci ve perde yoktur, buyurdu.

Konu dost_yol tarafından (06.08.2004 Saat 17:08 ) değiştirilmiştir.
dost_yol isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla