Tekil Mesaj gösterimi
  #1
Alt 06.10.2004, 20:22
tarik167

 
tarik167 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.01.2004
Mesajlar: 227
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
dârül-harb ve faiz VE ORGAN BAGİŞİ

dârül-harb ve faiz





Kayseri, Izmir, Bursa ve Hollanda'dan yazan okurlarımızın sorduğu: "Dârülharbte faiz almak ve vermek câiz midir?"
Cevap:
Sorunun direkt cevabına geçmeden önce "dârülharb"in ne demek olduğu üzerinde duralım. Ülkeleri genel olarak iki kısma ayırabiliriz. Bunlardan birincisi, müslümanların idare ve hâkimiyeti altında bulunan ülkedir ki, buna dârülislâm denir. Ikincisi ise, gayrimüslimlerin yönetiminin yürürlükte olduğu ülkedir. Buna da dârülharb denilir. Bu duruma göre; günümüzde gayrimüslimlerin hâkim bulunduğu ülkeler, müslümana göre dârülharb niteliğindedir. Bu kısa tariften sonra dârülharbte faizli muameleleri şu şekilde inceleyebiliriz: Öncelikle dârülharbte faiz iki kısma ayrılır. Birincisi müslümanla gayrimüslim arasında cereyan eden faiz, ikincisi dârülharbte müslümanla müslüman arasında cârî olan faiz muamelesidir. Bunların birincisinde ulemâ ihtilaf etmiştir. Imam Âzam ve Imam Muhammed dârülharbte müslümanın gayrimüslimden faiz alması veya fasid sayılan alışverişleri yapmasını caiz görmüşlerdir. Ancak ulemânın çoğu (Şafiî, Malikî, Hanbelî mezhepleri ve Hanefîlerden Ebû Yusuf gibi) Islâm'ın yasakladığı faiz muamelesini ülke ayrımı yapmaksızın câiz görmemişlerdir.
Ikincisi (dârülharpte müslümanla müslüman arasındaki faiz muamelesi); Ebû Hanîfe, Ebû Yusuf ve Imam Muhammed'e göre; dârülharbte bulunan müslümanların kendi aralarında faiz alıp vermesi veya fasid alışveriş te bulunmaları câiz olmaz .

TAŞIT KREDISI
Beşiktaş'tan Hayrettin Tiryaki okurumuz sordu: "Taşıt Kredisi kullanmak câiz midir?"
Cevap:
Günümüzde faizle çalışan bankalar tüketicilere taşıt alımında kullanılmak üzere "taşıt kredisi" adı altında finans sağlamaktadırlar ve bu sağladıkları kredinin enflasyonun altında olması söz konusu değildir. Dolayısıyla bu yaptıkları muamele para satışından ibarettir. Islâm Hukuku'nda böyle bir muamele mahza faiz sayılmıştır ve bu şekilde kredi kullanımı kesinlikle câiz görülmemiştir. Ancak kâr ortaklığı sistemiyle çalışan finans kurumları bu şekilde çalışmamaktadır. Onlar taşıtı peşin olarak kendileri satın alıp, vadeyle müşterilerine satmaktadırlar. Dolayısıyla burada para satışı değil de mal satışı söz konusu olmaktadır. Bu da Islâm Hukuku'nda câiz olan bir muamele olmakla birlikte "Allah Celle Celâluhu alışverişi helâl, faizi ise haram kılmıştır." âyetine muvafık olmaktadır.

DIŞ DOLGUSU
Hatay'dan yazan Abdülkadir Mıhçakan'ın sorusu: "Diş dolgusu yapmak câiz midir? Hanefî mezhebinde bunun caiz olmadığı söyleniyor. Bu konuda bizi bilgilendirir misiniz?"
Cevap:
Muhterem kardeşim! Hanefî mezhebinde bunun câiz olmadığı, yanlış anlamaya dayanan bir olgudur. Haddi zatında yapılan tartışma, altından takma diş hakkındaki tartışmadır. Imam Muhammed bunu câiz görmüştür. Imam Âzam ise, bunu mekruh görmüştür ve bu tartışma altın dişe hasredilmiştir. Meseleyi özetleyecek olursak; takma, kaplama veya dolgu yaptırmada hiçbir sakınca yoktur. Hanefî mezhebinin muteber kitaplarından Bedâyi'deki şu ifade, meseleye son noktayı koymaktadır: "Dişi kaplamakta kullanılan maden, dişe geçirildiğinde kapladığı yerin hükmünü alır."

NAMAZDA HUŞÛ
Ibrahim Baydüz okurumuzun sorusu: "Kıldığımız namazlarda huşû yok denecek derecede yok. Bu şekilde namaz kılmak bize fayda sağlar mı?"
Cevap:
Öncelikle kıldığımız namazları ne için kıldığımıza bir bakalım. Namazı kılmamızdaki gaye; "Allah Celle Celâluhu'nun "Namazı kılın" emrine imtisaldir. Dolayısıyla bir insan namazını kıldığında Allah'ın bu emrine uymadan dolayı ecrini alacaktır. Ancak bu emre u–yarken namazını tüm erkânına riayet ederek, tam huşû içerisinde kılmaya çalışacaktır. Bunun aksine huşûya ulaşamadım diye namazı hiçbir sûrette terk etmeyecektir.

İKİ KAB İLİM
Almanya, Adana, Adapazarı ve Ankara'dan yazan kardeşlerimizin sorusu: "Ebû Hüreyre'nin 'Resûlullah'tan iki kap doldurdum. Birisini size açıkladım. Eğer ikincisini de açıklamış olsam, beni öldürürsünüz.' buyurduğu Buhârî'de yazılıdır. Sahâbîler tebliğle vazifeli oldukları hâlde neden Resûlullah'tan duyduklarını gizlemişlerdir. Yukarıdaki sahâbî örneği gibi, hem de Ebû Hüreyre Radıyallahu Anh birçok hadis rivayet etmişken, birinci ilmi açıklayıp ikincisini niye saklamıştır. Bu ikinci ilim nedir?"
Cevap:
Bu hadis–i şerif, Muhtasar Sahih–i Buhârî'de 100. sırada zikredilmektedir. Ancak hadisin metninde "öldürürsünüz" yerine "şu boğazım kesilir" ifadesi kullanılmaktadır. "Sahih–i Buhârî" şerhi "Umdetü'l–Kârî" adlı eserde bu hadis şöyle şerh edilmiştir: "Hadiste geçen birinci kaptaki ilimden maksat, Efendimizin malûm olan sünnetlerinin malûmatıdır. Ikinci kaptaki ilimden maksat ise, Efendimizin bildirdiği fitne haberleri ve bu fitneyi çıkaracak olanların bilgileridir. Hatta Ebû Hüreyre Radıyallahu Anh: "Şayet dileseydim, fitne çıkaracak olanların isimlerini sizlere açıklardım." buyurmuştur. Dolayısıyla Ebû Hüreyre ikinci kabın açıklanmasında zalim fitnecilerin şerrinden sakınmıştır. Ismini verdiğimiz şerhte yer alan açıklamaların devamında ikinci kap hakkında değişik şerhler yapılmıştır. Dileyen, verdiğimiz kaynağa müracaat edebilir.



TÜP BEBEK

Yine isim çokluğundan sadece soruyu yazmakla yetineceğiz: "Tüp bebek hakkında Islâmî açıdan bilgi edinmek istiyorum. Bizi bilgilendirir misiniz?"
Cevap:
Tüp bebek hakkında çok uzun makaleler ve araştırmalar mevcuttur. Bu konuda geniş izahatı Dr. M. Ali el–Barr'ın "Din ve Tıp Açısından Tüp Bebek" isimli kitabında bulabilirsiniz. Ancak bu konuya özetle cevap vermek için size Diyanet Işleri Başkanlığı Din Işleri Yüksek Kurulu'nca 31.07.1978 tarihinde hazırlanan tüp bebek hakkındaki beyanatı nakletmek istiyorum:
"Dünya kamuoyunu meşgul eden 'Tüp Bebek' konusu ve bu konu ile ilgili olarak çeşitli ajanslar ve basın organları tarafından Başkanlığımıza yöneltilen sorular üzerine Başkanlığımız Din Işleri Yüksek Kurulu'nca gerekli inceleme yapılmış ve aşağıdaki açıklamanın duyurulması uygun görülmüştür:
1) Kadının yumurtalık kanallarının kapalı olması gibi rahatsızlıklar yüzünden normal olarak gebe kalamayan kadından alınan yumurta ile, kocasına ait spermin, kadının döllenme kanalı görevi yapan sunî bir ortamda (tüpte) döllenmesini sağladıktan sonra annenin rahmine yerleştirilmesi sûretiyle çocuksuz aileleri çocuğa kavuşturma yolundaki bu adım, Tıbbın üstün bir başarısı olarak görülmüştür.
2) Kadının yumurtası ile erkeğin sperminin böyle bir ortamda birleştirilip döllenmesi sağlandıktan sonra kadının rahmine yerleştirilmesinde ve bu yolla çocuk sahibi olunmasında Islâm dini açısından aşağıda belirtilen şartlarla bir sakınca görülmemiştir:
a) Yumurta ile sperm, nikâhlı karı kocaya ait olmalı, bunlardan herhangi biri yabancıya ait bulunmamalıdır.
b) Iki taraftan birisinde, normal yollarla çocuk sahibi olmaya engel bir rahatsızlık bulunmalı, Karı koca bu tedavi yolu ile çocuk sahibi olmayı birlikte istemiş olmalıdırlar.
c) Bu işlemin tarafların (anne babanın) ve doğacak çocuğun maddî, aklî ve ruhî hayatı üzerinde hiçbir olumsuz etkisinin olmayacağı Tıp otoritelerince belirtilmiş bulunmalıdır.



ORGAN BAĞIŞI

Isimlerin fazlalığından dolayı, okurlarımızdan özür diliyoruz. Onlarca okurumuzun ortak sorusu: "Organ bağışı câiz midir?"
Cevap:
Bu meseleyi birkaç şıkta mütâlaa edebiliriz.
Birincisi: Kişinin hayatta iken organını bağışlaması.
Ikincisi: Ölümünden sonra organını bağışlaması.
Üçüncüsü: Müslüman olmayanın müslümana organını bağışlaması.
Birinci şıkka cevap: Burada şöyle düşünmek mümkündür: Beden her ne kadar Allah'ın bir emaneti ise de insan onu mal gibi kullanmak ve faydalanmak yetkisine sahiptir. Kur'an'ın: "Ve Allah'ın verdiği malından onlara verin." âyetinde işaret edildiği gibi gerçekte mal da Allah'ın malıdır. Fakat insana özel olarak ona sahip olma ve onda tasarruf etme yetkisini vermiştir. Nasıl ki muhtaç olan bir kimseye malını bağışlaması câizdir. Aynı şekilde bedeninin bir kısmını da ihtiyacı olana bağışlaması câizdir. Ancak bu bağışlama neticesinde kendisi mağdur olup büyük zarar görecekse, bu câiz olmaz. Bedende kalp ve ciğer gibi tek olan organları bağışlamak bu yüzden câiz değildir. Çünkü onlar olmadan yaşanılamaz. Fakat böbrek gibi çift olan ve bağışlandığında zarara uğramayacağı organı bağışlamak câiz olur.
Ikinci şıkka cevap:
Başkalarının faydalanması veya zarar görmemesi için bir müslümanın sağ iken bedeninden bir kısmını bağışlaması câiz olduğuna göre ölümünden sonra da aynı şekilde bağışlanması için vasiyette bulunması evveliyatla câizdir.
Üçüncü şıkka cevap:
Müslüman olmayan birinin herhangi bir organını, müslüman birinin bedenine naklet–menin herhangi bir sakıncası yoktur. Zira insanın organları müslüman ya da kâfir olarak nitelendirilemez.
__________________
o geliyor müjdeler olsun
tarik167 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla