| Mehmet Bekaroğlu, Saadet Partisi'nden istifa etti Mehmet Bekaroğlu, Saadet Partisi'nden istifa etti
Tüm enerji ve imkanlar liderin tekrar siyasete dönmesi için harcanırken siyasetin gerekleri ihmal edilmiştir, buna rağmen lider de kurtarılamamıştır. Maalesef bugün Saadet Partisi toplumsal muhalefetin çok ötesine düşmüş,...
Bu anlamda toplumsal vicdanın sesi ve cazibe merkezi olma özelliğini kaybetmiştir.
Öte yandan giderek içe kapanan yapısıyla bütün toplumu kucaklayacak yeni açılımlara imkan vermemektedir.
Toplumsal muhalefetin içinde yer almak ve bunun için yeni yapılanmaların imkanlarını araştırmak üzere, bir süredir fiilen ayrıldığım Saadet Partisi’ndeki görevlerimden (Genel Başkan Yardımcılığı ve Genel İdare Kurulu Üyeliği) ve tabi parti üyeliğinden istifa ediyorum.
Bu istifa mektubu Ankara 40.Noterliği aracılığıyla (6 Ekim 2004-38455) Saadet Partisi Genel Merkezine gönderilmiştir
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞINA,
Ziyabey Caddesi, 2. Sokak, No: 15 Balgat/ANKARA
Tarihin dönüm noktalarından birinden geçtiğimiz tespitinde herkes birleşiyor. Kaba bir değerlendirme bile bu dönüm noktasının ülkemiz ve bölgemiz için kritik önemde olduğunu göstermektedir. Dünya neredeyse ateş topu ama en çok bölgemiz yanmakta. ABD’nin insanlık değerleri ve uluslararası hukuku iptal ederek girişmiş olduğu işgaller, yıkım ve katliamlara yenilerini katarak devam ediyor. Yağmalanan sadece maddi zenginliklerimiz değil, tarihimiz, kültürümüz ve moral değerlerimizle tüm varlığımız ve geleceğimiz yok ediliyor.
Türkiye’yi yönetenler tam bir aymazlık içinde kendilerini bu ateşin dışında görüyorlar; oysa henüz ABD bombaları düşmüyor ama ülkemizi de alevler sarmış durumda, ekonomik, kültürel ve siyasi kuşatma giderek daralıyor.
Bu topraklar ve halkıyla bağlarını çoktan koparmış olan köşe yazarlarının iyimser piyasa haberlerine rağmen borç sarmalı konusunda bir şey yapılabilmiş değil, Türkiye’nin borçları katlanarak artmaya devam ederek 300 milyar doları aşmıştır, bugün dünyada en yüksek reel faiz ödeyen ülkelerden biriyiz. “Ekonomi büyüyor” dedikleri bir avuç rantiyenin semirmesidir. İşçi, çiftçi, memur ve esnafın kan ağladığı bir yana bugün ülkemiz Türkiye’de çalışma çağında olan yirmi milyon insan işsizdir.
Milletin belini büken sadece yoksulluk ve açlık değil, hak ve özgürlükler konusunda da akıl almaz bir çifte standart söz konusu; herkes insan hakları havarisi kesilmiş ama bu ülke halkının büyük çoğunluğunun dini olan Müslümanlık konusunda baskı ve yasaklar devam ediyor. İmam Hatipler, Kur’an Kursları, başörtüsü sorunlarının halledilmesi şöyle dursun, yeni TCK ile yeni yasaklar getirilmiştir. Öte yandan, 28 Şubat sürecinde fişlenen onbinlerce insanın mağduriyeti devam ediyor. Avrupa’ya bel bağlayanlar var ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye mahkemelerinin verdiği yasakçı kararları bir bir onaylamaktadır.
Ekonomi IMF ve Dünya Bankasına, siyaset AB sürecine endekslendikten sonra uluslararası ilişkilerde de bütünüyle ABD’nin kontrolüne girilmiştir. TBMM’nin izni olmadan ve halktan bütünüyle saklanarak ülkenin limanları ve hava alanları ABD’nin hizmetine verilmiş, Türkiye, ABD-İngiltere-İsrail koalisyonunun bölgemizde girişeceği operasyonların üssü haline getirilmiştir. Bu durumun komşularımızla ilişkilerimizi nasıl etkileyeceği, Türkiye’nin başına hangi belaları açacağını kimse bilmiyor.
En kötüsü insanımızın umudu giderek tükenmektedir; onurlu, bağımsız ve kimseye muhtaç olmadan yaşamanın koşulları kalmamıştır. Bir taraftan bir şey yapılamaz inancı ve vurdumduymazlık yaygınlaşırken öte yandan bu durumun beslediği çaresizlik ve öfke büyümektedir. Yolsuzluk, yoksulluk, baskılar ile televole ve dizi kültürü toplumsal dokuyu parçalamıştır. Değerler kaymakta, iyi-kötü ölçüsü kaybolmakta, insanlar provokasyonlara açık hale gelmektedirler. Anadolu’dan boşalan milyonlar metropol varoşlarında öfkeli yığınlar olarak beklemektedir, ülkede çatışma ve kaos potansiyeli giderek artmaktadır.
İki yıl önce seçilen parlamento halktan giderek kopmaktadır; AKP uluslararası iktidarların, CHP ise yerleşik devlet iktidarının sözcüsü durumuna gelmiştir. Parlamento dışı muhalefet partilerinde herhangi bir canlılık emaresi görülmemektedir, toplumun yeni bir umut ve beklenti ile yönelebileceği bir muhalefet odağı kalmamıştır.
Esasen ülkemize ve bölgemize yönelik bu küresel saldırıya yine küresel ölçekte cevap verebilecek tek ideolojik ve siyasi yapı Saadet Partisidir. Ne var ki Saadet Partisi, yeni durumun gereklerini yapamamakta, küresel saldırıya karşı gerekli olan araçları oluşturamamaktadır. Tüm enerji ve imkanlar liderin tekrar siyasete dönmesi için harcanırken siyasetin gerekleri ihmal edilmiştir, buna rağmen lider de kurtarılamamıştır. Maalesef bugün Saadet Partisi toplumsal muhalefetin çok ötesine düşmüş, bu anlamda toplumsal vicdanın sesi ve cazibe merkezi olma özelliğini kaybetmiştir. Öte yandan giderek içe kapanan yapısıyla bütün toplumu kucaklayacak yeni açılımlara imkan vermemektedir. Parti teşkilatları ve tabanla yaptığım görüşmeler ve iki yıldan bu yana getirdiğimiz uyarı ve tekliflerin hiçbir şekilde dikkate alınmaması bende “burada siyaset yapma imkanının kalmadığı” kanaatini yerleştirmiştir.
Oysa her şey çok net, açık ve acil; altımızdaki zemin hızlı bir şekilde kaymaktadır. İki seçenek var: Ya bu gidişe direnmek için adeta seferberlik ilan ederek hemen şimdi bir şeyler yapacağız ya da küresel iktidarlara teslim olup sonumuzu bekleyeceğiz.
Ben birinci seçeneği tercih ediyorum; toplumsal muhalefetin içinde yer almak ve bunun için yeni yapılanmaların imkanlarını araştırmak üzere, bir süredir fiilen ayrıldığım Saadet Partisi’ndeki görevlerimden (Genel Başkan Yardımcılığı ve Genel İdare Kurulu Üyeliği) ve tabi parti üyeliğinden istifa ediyorum.
Gereğini arz ederim. Saygılarımla. 06.10.200
Prof. Dr. Mehmet BEKAROĞLU
Rize Eski Milletvekili |