Üyelik tarihi: 06.01.2005 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| dostlara mesaj var! Deccalının dünyası renkli, şatafatlı… Evin iyi, işin idare eder; aşın yerinde… Sağın solun eş dost, torun torba, kız kızan!… Ama gene de bir şeyler var seni boğan!. Bir tatminsizlik!… Bir yetersizlik; bir bunalım… Bir vicdani sıkıntı! Dar geliyor Dünya!. Boğazına sarılmış, sıkıyor sanki birileri! Kabir alemin dar!… Belki, fark edilenden daha da dar!. Avutmuyor seni komşular!… Avutmuyor yarenler, ahbaplar; dost bildiklerin, arkadaşlar!. Kabir sıkıyor seni! Atamıyorsun kendini kabrinden dışarı! Bedenini taşıyorsun oradan buraya; bir rahat soluk almaya!… Sigara molaları tatmin etmiyor seni!. Tad vermiyor eline geçirdiklerin!. Vurup geçtiklerin; yıkıp geçtiklerin!. Bir daha… Bir daha!… Bir kurt kemiriyor derinden… Bir zayıf soluk geliyor içinden… "Yanlış!… Yanlış yoldasın!"… Sen de biliyorsun, farkındasın yapman gerekenleri yapmadığının!. Uğraşman gerekenlerle uğraşmadığının!. Uğraşmaman gerekenlerle ömrünü boşa harcadığının… Dünyan, başını kemiriyor!… Beynini, iliğini tüketiyor… Ömrün geçiyor!… Esas yapman gerekenleri yapmadığının çok iyi bilincindesin! Bildiklerini hatırladıkça, şaşalayıp, donuyorsun!. İnkar edemiyorsun onları!. Etmeğe kalksan, halindeki imansızlığı kabullenemiyorsun! Kabullensen, bu defa gereğini yerine getiremiyorsun!. Öyle bir çıkmazda kalıyorsun ki düşünmeğe başladığında; düz duvara tırmanmak daha kolay!. Hadi gene koşturuyorsun, işe, eşe, aşa; avunmaya… Kah kadehe, kah dumana, kah vuracak birini bulmaya!. Tik tak!… Tik tak!… Tik tak!… Geri sayım hızla ilerliyor!. Süreç hızla kısalıyor!… Tik tak!…. Tik tak!… Tik tak! "Çıkış yok Ya Rab!… Çıkamıyorum bedenimden!… Çıkamıyorum etten mezarımdan!… Kurtulamıyorum tabiatımın, duygularımın esaretinden! Dünyam kuşatmış dört bir yanımı; delemiyorum hiç bir türlü kozamı!. Oyalamıyor renkler, kokular, sesler artık!… Silmek, kurtulmak istiyorum tüm bildiklerimden, dünyamdakilerden olmuyor, kurtulamıyorum!. Durup durup karşıma dikiliveriyorlar… "Sen yanlış yoldasın!"… Bir evden diğer eve; bir şehirden diğer şehre; bir ülkeden diğer ülkeye; bu dünyadan bir başka dünyaya kaçmak istiyorum… Ama kendimden kaçamadıkça ne fayda! Gittiğim her yere, yanımda kendimi götürdükçe ne fayda!… Olmaz olası aynalar!… Görmemiş, bilmemiş, tanımamış olaydım seni ayna!.. Tutmamış olaydım seni yüzüme!… Bakmamış olaydım kendime!.. Hiç bilmemiş olaydım, senin yüzünden bildiklerimi… Ne güzel geçiyordu günlerim, seni tanımadan evvel ayna!… Zevkle, yiyordum… Zevkle, içiyordum… Zevkle, vurup vurup geçiyordum!… Tanrımla ne iyiydi günlerim ayna!. İçine ettin yaşamımın ayna!… Ne yediğimin zevki sürüyor şimdi; ne içtiğimin; ne de vurup geçtiğimin! Sana bakmamış gibi olamıyorum artık hiç, ayna!… Gördüm bir kere!.. Unutamıyorum! Gördüm derunumdakini sende ayna!.. Tad vermiyor artık hiç bir şey bana! Yalan konuşuyorum… Aldatıyorum… Bir kaç günümü daha kurtarayım, diyorum... Ama olmuyor!… Günler kurtulmuyor… Ne yakınlarımı aldatabiliyorum, ne de uzaktakileri!…Bırak başkasını, kendimi bile kandıramıyorum artık ayna!… Biliyorum derunumdakini; ve yaşıyorum derinden derinden, ona ulaşamadan geçip gitmenin vicdani sıkıntısını ayna! Nereden seni tanıdım ayna!… Nereden sana baktım ayna!. Hiç olmazsa ayna görmeyen amalar gibi geçip gitseydim ya!." Evet, böylesine konuşmalar yükseliyor bazı mezarların vicdanlarından! Duyduk ki, kabir yakınlarından geçen bazıları, kabirlerin içinden gelen ızdıraplı iniltileri, feryadları işitirmiş… O yüzden mezarlığa gitmeyi kaldırmazmış yürekleri!… Bu yüzden mi insanların arasından uzaklaşıp, uzlete çekilirlermiş acaba? Gecenin bir yarısında kaldırıyorlar ve yazdırıyorlar… Yaz; diyorlar… Elbette bir kabire ulaşır, diyorlar… Bir nasiplisi vardır; diyorlar… Sen söyle, gerisi seni ilgilendirmez; diyorlar… Kendinden kendine olarak yaz sen; ama gene de bil ki, kendine alınacaklar çok olacak; diyorlar… Yazıyorum… Yazdırıyorlar! Yazıyor! Yazılıyor… Her ne istersen de işte!… Hali keyfiyet böyle! Sendekilerin hiç biri olmasa da bende, kim ne yazar? Ancak dünün hikayelerini Ahmet-Mehmet yazar!… Ama benim hikayelerle geçirecek boşa ömrüm yok ki!… Ahmet'in-Mehmet'in yazdığı sistemsiz eleştirilerle harcayacak fuzuli bir ömrüm yok ki!. Sistemsiz eleştiri, sistemi göremeyen aklın, gerçekleri lokalize inkarıdır!. Aklı olan fikirleri; aklı yetmeyen insanları eleştirir!. Eleştiri, yol göstermek için olmalı, yanlışı buldurmalıdır!. Yanlış, yanındakine ya da şartlanmana göre değil; tüm sistem içindeki yerine göre olmalıdır ki, eleştirilebilsin…. Yoksa, bulunduğun açıdan sana yanlış gelen, nice şeyler vardır ki, onlar hep yerli yerinde doğrulardır!. Ama şaşının biri iki görmesi gibi; tüm sistemi göremeyen bulunduğu yerden, az ötesindekini yanlış görür… Sistemi açıklayanlar, asırları deldi geçti!… Dedikodu üretenler, kendilerine sıkıntılı birer mezar seçti! Evet, sendekiler bende olmazsa bana bir şey yazmaz; ama bendekiler sende olmazsa… İşte o zaman halin yaman!… Diyeceksin ki, ne var sende? Kulluğunu eda etmenin rahatlattığı vicdan!.. Allah'ın alemlerini seyreden bir göz!… "İnsan"ların derunundan gelen feryadı işiten bir kulak… "insan"lara hitap eden bir dil… "Geçici dünya çıkarları için yakınlarınızı ve uzaklarınızı aldatmayın, kandırmayın, ikiyüzlülük yapmayın; bunları yapmanız, size kabir azabından başka bir şey getirmez"; diye yazan bir el… Dağın tepesinde, ömrümü dolduracağım, bir göz kulübe!… Bu fakire çok bile!… Daha ne olsun!.. Aç değilim açık değilim… Sağlığım yerinde… Oturduğum yerde huzur içinde oturabiliyor; arayanlarla ilmimi paylaşabiliyorum… "Allah"a, nimetlerinin şükründen aczimi itirafımda, en önde gelen kulluk görevim!… Evet dostum… Haydi… Sen yoluna… Ben yoluma!… Bak ki yolun Allah'a vara! Sonunda pişmanlık duyulmaya!. (alıntıdır)
__________________ özde biriz...:ok: |