Cevab: Bismillâhirrahmânirrahîm.
19 Şubat 2005 Perşembe günü, 10 Muharrem olup Aşûre günüdür. Aşûre, on mânâsına gelen “aşr” kelimesinden alınmıştır. Hicrî senenin birinci ayı olan Muharrem ayının onuncu gününe: Aşûre günü denilmiştir. Muharrem ayının onuna rastlayan aşûre gününün fazileti de o günde cereyan edegelmiş olaylardan kaynaklanmaktadır ki, Cenâb-ı Hak, bu mübarek günde on peygamberine on büyük ihsanda bulunmuştur. Şöyle ki:
1- Hz. Adem (A.S.)ın tevbesi bugün kabul edilmiştir.
2- Hz. Nûh (A.S.)ın gemisi bugünde, Cudî dağının üzerine, karaya oturmuştur.
3- Hz. İbrahim (A.S.) bugünde dünyaya gelmiştir.
4- Hz. Yakub (A.S.)ın gözleri aşûre günü tekrar görmeye başladı.
5- Hz. Yunus (A.S.) balığın karnından bugün kurtulmuştur.
6- Hz. Yusuf (A.S.) kuyudan aşûre günü çıkarılmıştır.
7- Cenab-ı Hak, Musa (A.S.)a aşûre gününde mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ve askerlerini sulara boğmuştur.
8- Hz. Davud (A.S.)ın tevbesi bugün kabul buyrulmuştur.
9- Hz. İsa (A.S.) aşûre günü doğmuş ve o günde de göklere kaldırılmıştır.
10- Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimizin tasavvur edilebilen gelmiş geçmiş bütün günahları aşûre gününde afv edilmiştir.
Ayrıca, Hz. İdris (A.S.)ın göklere kaldırılışının, Hz. Eyyüb (A.S.)ın hastalıktan kurtuluşunun ve Hz. Süleyman (A.S.)a saltanatının ihsan edilişinin de aşûre gününde vaki olduğu rivayet edilmektedir. (Ayni, Umdetü’l-Kari, 11/117-118)
Aşûre günüyle birlikte ya ondan bir gün evvel ya da ondan bir gün sonra olmak üzere iki gün oruç tutmak sünnettir. Sadece aşûre günü oruç tutmak ise mekruhtur. (Alemgir, el-Fetava’l-Hindiyye, 1/202) Aşûre günü, ziyafet hazırlamak, aile halkını sevindirmek, sene boyunca bereketlere vesile olur.
Ebû Saidi’l-Hudrî (R.A.)den rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V.):
“Aşûre günü, aile efradına yeme-içmesini bol yapan kimseye, Cenâb-ı Hak sene boyunca rızkını genişletip bollaştırır,”
buyurmuşlardır. (Beyhaki, Şuabu’l-İman, 3/366)
Süfyan-ı Sevri der ki: Biz bunu denedik ve öyle bulduk. Münavi: O günde Hz. Nûh Aleyhisselâm’ın ve yanındakilerin, Tufan’dan kurtulmuş olarak ilk defa karaya indiklerini, selamet ve bereket içinde, ailelerinin geçimliklerini hazırlamakla emr olunduklarını, böylece bugünün geçim vazifelerinde bir genişlik ve bolluk günü olduğunu, bu bolluğa her sene katılmanın bir sünnet kılındığını -eslâftan naklen- belirtir. O gündeki bolluk ve bereketin tecrübeyle sabit olduğunu birçokları söylemiştir. Hz. Cabir (R.A.) bunlardan biridir. İbn-i Uyeyne: “Biz bunu elli veya altmış yıl denedik” diyerek te’yid etmiştir. (Münâvi, Feyzu’l-Kadir Şerhu Camiis-Sagir, 6/235)
Mehet TALU / Milli Gazete