Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina
Tasavvuf nedir? Yazısını yazan kardeşimize kaynak ile yanıt.
Okunursa faideli olacaktır.Bu uzun ve özverili bir çalışmanın naticesidir.
Buradaki amaç sevgili kardeşimizin aktarmış olduğu tasavvuf nedir? Yazısındaki tezin ne kadar yanlış olduğu ve insanların aklını karıştırmak ve menfaatler uğrunda neşredildiğini anlatmaktır.
Bu yazımızda ve bütün tasavvuf kitaplarında bahsi geçen; Silsile-i Sadat kimdir, vazifeleri nelerdir, hangi vasıfların sahipleridir; önce bunları bilmek lazımdır. Bunları bilmek için de kısaca tasavvufu ve tasavvufun ana mevzuu olan insanı ve insanın vücut yapısını bilmek gerekir.
Tasavvufun Tarifi
*****************
Tasavvuf, kalbin ve nefsin iyi ve kötü hallerini bilip, kötü hallerden temizlenmeyi ve iyi hallerle bezenip Allah-ü Tealaya yakın olmayı öğretir.
Tasavvufun mevzuu, marifetullahtır. Yani, Allah-ü Tealayı bilmektir. Tasavvufun kurucusu (vazıı) Hazret-i
Allah (celle celalühu)dür.
Tasavvuf, dinin ruhudur (özüdür).
Şeriat, üç cüzden mürekkebdir: bunlar da ilim, amel ve ihlasdan ibarettir. Bu üç cüzün her biri tahakkuk etmedikçe, şeriatın kemali tahakkuk eylemez. Ne zaman ki, şeriat tahakkuk eder, rızay-ı Bari hasıl olur. Rızay-ı Mevla ise, bütün dünyevi ve uhrevi saadetlere kefildir.
(((Tarikat ve hakikat, üçüncü cüz olan ihlasın tekmilinde şeriatın hadimleridir.))))
Onun için Tarikat ve hakikat şeriata hadimlerdir denilmiştir.
Bunları tahsilden maksad, tekmil-i şeriat olup şeriatın dışında hiç bir emir yoktur.
Tasavvufun Lüzumu
******************
Tasavvufun lüzumuna dair, iki büyük zatın iki kıymetli sözünü buraya almakla iktifa ediyoruz:
İmam-ı Azam Hazretleri buyuruyor:
***(Tasavvufa intisabım olan son) İki sene omasaydı, Numan helak olmuştu. (Miftahul-Kulub)
Seyyid Şerif Cürcani Hazretleri buyuruyor:
****Hace Alaeddin Attarın hizmetine yüz vurmayınca, Allah-ü Tealayı bilemedim. (Nefehat)
İnsan
********
Tasavvufun hedefi insan olunca, tasavvufun insana nasıl baktığını bilmek lazımdır:
İnsanın iki cephesi vardır.
1.Maddi vücut,
2.Manevi vücut.
Maddi vücut herkes tarafından bilinen ve görülen vücuttur. Manevi vücut ise gözle görülmez.
Kuran-ı Kerimde ve hadis-i şeriflerde isimleri geçen, Kalb, Ruh, Akıl, Nefs gibi unsurlar hep manevi vücudun azalarıdır. Bu unsurlar hayvanlarda yoktur.
İnsanın maddi vücudunun yaşaması için yemeye, içmeye, teneffüs etmeye ihtiyacı olduğu gibi, manevi vücudun da gıdaya ihtiyacı vardır.
Manevi vücudun gıdası ise nurdur. Nur Allah-ü Teala Hazretlerinden gelir. Mürşid-i kamil denilen büyük velilerin manevi kalbi vasıtasıyla dağıtılır. Manevi vücut ancak, bu nuru aldığı takdirde sıhhatli yaşayabilir. Nuru alamayan manevi vücut önce hastalanır, sonra da ölür. Bu, manevi ölümdür. Bu durumdaki bir insan, yaşayan ölü gibidir. «Onların kalbleri vardır; anlamaz, gözleri vardır görmez, kulakları vardır, işitmez. Dikkat edin onlar hayvanlar gibidir; belki de dalalet hususunda ondan daha aşağıdadır.» ayet-i kerimesi bu kimseleri tarif eder. (Sure-i Araf, 179 )
************
Cenab-ı Hak, Kuran-ı Kerimin; 191 yerinde „manevi kalbden, 49 yerinde „nurdan, 59 yerinde „akıldan, 9 yerinde de „ruhtan bahsediyor. Tasavvuf işte bu; kalb, ruh, akıl ve nefs gibi manevi unsurlarla alakalanır.
*************
Tasavvufun hedefi, insanın manevi vücudunu, manevi ölüm ve manevi hastalıklardan korumak, dünya ve ahırette insanı manen, huzurlu ve sıhhatli yaşatmaktır.
Tasavvuf ilmine göre insanın manevi vücudunda iki zıt varlık vardır. Bunlardan biri Ruh, diğeri de Nefstir.((( Cenab-ı Hak Kuran-ı Keriminde her ikisinden de bahsetmektedir.)) Bu iki zıt varlık insanın vücuduna hakim olmak için mücadele ederler. Vücut ülkesinde her ikisi de sultan olup idareyi ele almak isterler. İnsanın vücudu, bu iki varlığın savaş ve mücadele alanıdır.
Nefsin gıdası günahlar, yardımcısı da Şeytandır. İnsanın içinden gelen her türlü kötü düşünce, fiil ve ahlaksızlığın sebebi nefstir.
Nefs (insana) mübalağa ile kötülüğü emreder.» (Sure-i Yusuf, 52)
İnsanın en büyük düşmanı iki kaşının arasındaki nefsidir.( Hadis-i şerif))
Nefs kötülüklerin deposudur.(( Mektubat-ı İmam-ı Rabbani))
İşte din ve tasavvuf, insanın içindeki bu habis ve kötü varlığın terbiyesi ve temizlenmesi ile alakalanır. Başta peygamberler, sonra da peygamberlerin hakiki varisi olan alimler ve evliyaullah = mürşid-i kamiller (aleyhimüsselam) hep insandaki bu kötü varlığın temizlenmesi, nefsin mağlub olup ruhun galıb gelmesi için çalışırlar.,
Sevgi ve İstikamet Şarttır
***********************
Allahdan gelen nurları alabilmek için, Allahı, Resulullahı ve Resulullahın varisi olan velileri sevmek şarttır. Bir kimsenin bu üçünden birini sevmemesi nurdan mahrum olmasına sebeptir. Çünkü
Allah (c.c.) nurun sahibi, diğerleri de nuru insanlara getiren oluklardır.
Sevgi hakkında Sünen-i Ebi Davudda zikredilen bir hadis-i şerif şöyledir:
Hazret-i Ömer Radıyallahü Anh rivayet ediyor:
***Allah Resulü (s.a.v.) buyurdu:
***Allahın kullarından bir takım insanlar vardır ki ne peygamberdirler ve ne de şehittirler. Lakin
Allah katındaki mevkilerinden dolayı onlara hem peygamberler hem de şehitler kıyamet günü gıpta edecekler. Dediler ki:
***Ey Allahın resulü kimdir onlar bize bildirir misin? Buyurdular ki:
***Akraba olmadıkları halde ve mali yönden hiç bir çıkarları da bulunmadığı halde birbirlerini sırf
Allah için seven kimselerdir. Vallahi onların yüzleri nurdur. Şüphesiz onlar nur üzere olacaklardır. Onlar, insanlar korktukları zaman onlar korkmayacaklar, üzüldükleri zaman onlar üzülmeyeceklerdir. Sonra şu ayeti okudu: «Haberiniz olsun Allahın velileri var ya; onlar için ne korku vardır ve ne de mahzun olacaklardır.» (Sure-i Yunus, 62)
Yine sevginin insanı nerelere götürdüğüne dair bir hadis-i şerif:
Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi, Hazret-i Enes Radıyallahü anhden rivayet ediyor:
Bir adam Peygamber Sallallahü aleyhi ve selleme:
***Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:
***Soruyorsun ama ona ne hazırladın? buyurdu.
***Bir hazırlığım yok; sadece
Allah ve resulünü seviyorum. deyince o şöyle buyurdu:
***El-merü mea men ehabbe = Kişi sevdiği ile beraberdir.
Bu Hadis-ş Şerifin ravisi Enes radıyallahü anh buyuruyor ki:
***İslamdan sonra artık Peygamber Sallallahü aleyhi ve sellemin O halde sen sevdiklerinle berabersin. sözünden daha çok hiçbir şeye sevinmedik. İşte ben de Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemi, Ebu Bekri ve Ömeri seviyorum. Onlar gibi amelim yoksa da onları sevdiğim için inşaallah onlarla beraber olurum.
Görülüyor ki; Allahın veli kullarını sevmek mümini bir yere götürebiliyor. Bir şartla ki, Kuran-ı Kerimdeki (fettebiuunii) emri icabı Peygamberimizin sünnetine tam sarılmakla.
Veli – Evliya
***********
Velilik çok yüksek bir mertebedir. Bu sebeple kolay kolay herkes veli olamaz. Veliliğin belli çileleri vardır. Gerçek velilerin hayatlarını okuduğumuzda bu çilelerin neler olduğunu kolayca anlamak mümkündür.
Evliya, veli kelimesinin çoğuludur. Veli; lügatte dost manasınadır. Din ve tasavvuf istilaında ise, Allahın kendilerini dost olarak seçtiği, keramet sahibi şeriat ehli mümin zatlardır. Veliler de derece derecedir. Veliliğin en küçük derecesine „velayet-i suğra makamı denir. Bunun işareti şudur:
Bu derecede olan bir veli, yüzlerce sene uğraşsa, kalbine
Allah fikrinden başka bir düşünce sokmak istese, yine de kalbine Allahtan başka bir düşünce sokamaz. Velayette bu makamın adına fena-i kalb makamı denir.
Manevi derecesi bu durumda olmayan birine veli veya evliya demek caiz değildir. Yine, bu durumda olmayan birinin velilik iddiasında bulunması dini açıdan son derece mahzurludur.
Veliliğin diğer üst dereceleri şöyledir: Velayet-i kübra, velayet-i ulya, velayet-i nübüvvet, velayet-i risalet, velayet-i ülül-azmiyyet makamlarıdır. Tasavvufta, velilere „Velayet-i ulya ve diğer üst makamların esrarından haber vermek yasaktır. Bunlar velilik sırlarıdır. Çünkü sıradan insanlar bu hakikatleri anlayamazlar.
Nitekim, Ebu Hüreyre Hazretleri de, Resulullah Efendimizin kendisine sır olarak bildirdiği fakat açıklamaya izin vermediği bilgilerden bahsetmektedir.
Kutub ve Kutublar
****************
Veliliğin en üst derecesindeki zatlara „kutub denir. Kutublar, her devirde bir veya iki, en fazla üç kişi olur. Bunlara; üçler denir:
Kutbül-aktab, Gavsül-azam, Kutbül-ula diye isimlendirilirler. Üçlerin en yüksek derecede olanı „Kutbül-aktabtır. Kutbül-aktab, kutubların kutbu demektir. Bu zat Peygamber Efendimizin tam varisidir. „El-ulemaü veresetül-enbiya sırrının tam sahibi bunlardır. „Ulemaü ümmeti ke enbiyai beni israil hadis-i şerifinin delalet ettiği zatlar da bunlardır.
Velayet derecelerinin en yüksek makamına çıkmış bu zatlara, Mürşid-i kamil, İnsan-ı kamil, Şeyh veya Varis-i Resül ismi verilir. Bu zatlar, Resulullahın manevi vücudundan aldıkları Allahın nurlarını kendi manevi vücutları vasıtasıyla, isteyen insanların manevi vücutlarına dağıtırlar. Yaşadıkları devrin insanlarını irşad ederler.