Tekil Mesaj gösterimi
  #2
Alt 14.02.2003, 15:55
ledunn
 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.336
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 1 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina


Silsile-i Sadat
**********
Bu büyük veliler, Kuran-ı Kerimde Neml suresinde anlatılan, Yemenden Kudüse , göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir zamanda Belkısın sarayını getiren Süleyman aleyhisselamın veziri gibi çok büyük salahiyet ve tasarruflara sahiptirler.

((((Sahabe-i Kiram bu hususta en öndedir. ))))

Bu yüksek hallerin sahibi Allah dostları Sahabe-i Kiramdan sonra da devam etmiştir.

Hatta, birbirleine bağlı zincir halkaları gibi bir silsile halinde, biri diğerine vazifesini devrederek günümüze kadar gelmişlerdir. Bu sebeple bunlara Silsile-i Sadat = Seyyidler zinciri denmektedir.
Tasavvufta iki silsile mevcuttur. Biri, gizli zikir silsilesi, diğeri açık zikir silsilesi. Gizli zikir silsilesi Hazret-i Ebu Bekir Efendimize dayanır. Açık zikir yapan silsile de Hazret-i Ali Efendimize dayanır.

Tasavvuf erbabı her fert, mutlaka bu iki silsileden birine dayanır. Bütün tarikatlar, bu iki ana koldan gelmiştir. Daha sonra bu iki kol, Nakşi Silsilesi ve Kadiri Silsilesi diye anılmıştır.
Bu silsilelere Silsile-i Zeheb (Altun silsile), Silsile-i kibrit-i ahmer isimleri de verilmiştir.

Mürşid-i Kamilin Vasıfları
************************
Her şeyin hakikisi ve sahtesi bulunduğu gibi mürşid-i kamilin de hakikisi ve sahtesi mevcuttur.

Hakiki mürşid-i kamiller, bizden evvelki asırlarda yaşamış ve hakikiliklerinde ittifak edilmiş; Abdülhalık Gucdüvani, Şah Nakşıbend, İmam-ı Rabbani ve Abdullah Dehlevi (kaddesallahü esrarahüm) hazeratı gibi zatlardır. Bunların hayatları incelendiği zaman hakikilik vasıfları kolayca anlaşılır.

Sahtesini hakikisinden ayırma işine gelince; bu oldukça zordur. Bunları ayırmak herkesin karı değildir. Sahtesinin şerrinden korunmak ve hakikisine kavuşmak için Cenab-ı Hakka çok iltica etmek lazımdır. Çünkü her devirde sahteleri, hakikilerinden kat kat fazla olmuştur.

Sahtesinde bulunan en açık vasıflar şunlardır:

Sahte mürşid, en başta şeriatın (dinin) emirlerine ve sünnet-i Resulullaha uymaz. Her devirde görülen en açık misali kadın erkek münasebetlerindedir. Kadın cemaatle bir arada bulunur. Kadınlara elini öptürür. Kendisine tabi olanlar görünüşte çoğalıyor gibi gözükür, fakat hakikatta çoğalmaz. Seneler geçtikçe sahteliği meydana çıkar; neticede de sönüp gider. Sahte mürşidin, sohbetlerinde rüyaya çok geniş yer verilir. Hadis-i şeriflere ve ayet-i kerimelere ulemanın verdiği manaların dışında manalar verilir. Sünnetler yanlış yorumlanır.

Dinin yayılması için değil, kendi tarikatının yayılması için çalışır. İnsanların hidayete ermeleri için çalışmaktan ziyade istikameti düzgün insanlarla uğraşır ve onlarla meşgul olur. Mekruhlara ehemmiyet vermez. Nafile ibadetleri insanların gözü önünde yapar. Zamanlı zamansız, yerli yersiz insanların gözü önünde ağlar. Halbuki tasavvuf, insanların gözü önünde nafile ibadet yapmayı ve ağlamayı kati olarak yasaklamıştır.

Üveysi İrşad
**********
Bir de üveysi olarak irşad olma hali vardır ki, o da şöyledir:
Bir mürşid-i kamil vefat ettikten sonra da istediği bir kimseyi irşad edebilir. Kendi ruhaniyetinden medet dileyen birine yardımlarda bulunur ve onu manen terbiye eder. Silsile-i Sadat-ı

Nakşıbendiyye içinde büyüklerin kabirlerine giderek irşad olmuş, nice manevi derece ve makamlar elde etmiş zatlar mevcuttur. Bunların en meşhuru Ebül-Hasen Harkani Hazretleridir ki, tam 12 sene Ebu Yezid Tayfurul.Bestami Hazretlerinin kabr-i saadetlerine devam ederek onun ruhaniyetinden velilik hırkasını giymiş ve pek çok manevi bereketlerin sahibi olmuştur.

Bu hadise tasavvuf kitaplarında aynen şöyle anlatılır:

Bayezid-i Bestami Hazretleri, her sene bir defa, Dıhistanda şehitlerin kabirlerinin bulunduğu Kumtepeyi ziyarete giderdi. Harkandan geçerken durur ve havayı koklardı. Talebeleri kendisine:

**Efendim, sizin bu şekilde havayı koklamanızdaki hikmet nedir? Biz herhangi bir şeyin kokusunu duymuyoruz. diye sorduklarında, buyurdu ki:

**Evet öyledir. Fakat bu kasabadan öyle birisinin kokusu geliyor ki, onun adı Ali, künyesi Ebül.Hasendir. O, zamaanın kutbu olacaktır.

Ebül-Hasen Harkani (k.s.) Hazretleri Cenab-ı Bayezidi manada gördüğünü ve irşada mazhar olduğunu söylemiştir.

Oniki sene Harkandan Bestama hocasının kabrini ziyaret için gitti. Bu ziyarete giderken, yolda Kuran-ı Kerimi hatmederdi. Her gittiğinde ziyaret ile ilgili vazifelerini yaptıktan sonra:

***Ya Rabbi! Bayezide ihsan ettiğin, İlm-i Ledünden (Allaha ait olan ilimler))büyüklüğünün hakkı için, Ebül-Hasen kuluna da ihsan eyle diye yalvarırdı. Geri dönerken, hiç bir zaman Hazret-i Bayezidin türbesine arkasını dönmezdi.

Oniki sene sonra, Allah-ü Tealanın lütfu ile Bayezidin ruhaniyetinden istifade edip olgunlaştı. Allah-ü Tealayı tanıtankalb ilimlerinde ve diğer ilimlerde talebe yetiştirmeye başladı.

Şah Nakşıbend Hazretleri de kendinden evvel geçen evliyanın büyüklerinin kabirlerini birer birer ziyaret ederek ne gibi üstün hallere kavuştuğunu ifade etmiştir.

İşte bu şekilde, cismen değil de manen terbiye olma haline tasavvufta „Üveysi olarak irşad olma hali denir. Bu hal, ilk defa Veysel.Karani Hazretlerine vaki olmuştur. Resülullah Efendimizi bizzat görmemiş ancak, ruhaniyetinden istifade ederek irşad olmuştur.


Büyükleri Anlamak ve Kutb-ü İrşad
*********************************
Başta Resülullah (s.a.v) efendimiz olmak üzere, manevi büyüklerin dereceleri hakkında söz söylemek, onların üstünlüklerini anlatmak çok zordur. Çünkü onların manevi halleri söze ve yazıya sığmaz. Onları azda olsa anlayabilmek için, onlara tabi olmak ve onların sohbetlerine iyi niyetle devam şarttır. Onlar madde ve mekanla alakası olmayan bir alemin habercisidirler. Anlattıkları, söz kalıplarıyla tam ifade edilemediği gibi, kendilerinden de kelime dizileriyle birşeyler anlatmak kolay değildir.

Nitekim İmam-ı Rabbani (k.s.) Hazretleri bu büyük zatlardan asırlar içinde ancak bir tane gelen Kutb-ü İrşad hakkında buyuruyorlar ki:

...Kutb-ü irşad, çok az bulunur. Asırlardan, çok uzun zaman sonra, böyle bir cevher dünyaya gelir. Kararmış olan alem onun gelmesiyle aydınlanır. Onun irşadının ve hidayetinin nurları bütün dünyaya yayılır. Yer küresinin ortasından ta arşa kadar herkese; rüşd, hidayet, iman ve marifet onun yolu ile gelir. Herkes, ondan feyz alır. Arada o olmadan, kimse bu nimete kavuşamaz. Onun hidayetinin nurları, bir okyanus gibi, bütün dünyayı sarmıştır. O derya, sanki buz tutmuştur. Hiç dalgalanmaz. (((Yani şöhretten uzak olup, onu herkes tanıyamaz.))

O büyük zatı tanıyan ve seven bir kimse, onu düşünürse, yahud o, kimi sever ve onun yükselmesini isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere açılır. Bu yoldan, sevgisi ve ihlasına göre, o deryadan kalbi feyz alır. Bir kimse Allah-ü Tealayı zikreder ve bu zatı hiç düşünmez ve tanımazsa bile, yine ondan feyz alır. (Mektubat-ı Şerife 1/260)

Peygamberimiz Aleyhisselam ve onun varisleri Allah-ü Teala ile kulları arasında bir berzah mesabesindedirler. Allah-ü Tealanın kendilerine bahşetmiş olduğu ilahi nur ve feyz denizinde müstağrak (boğulmuş) haldedirler. Nur denizinde yüzerler.
Cismani yüzleriyle, Allahın kullarıyle meşgul olurken, manevi yüzleriyle de Allah-ü Tealaya bağlıdırlar. Zahirleri halk ile, batınları Hak iledir. Bu sebeple bu zatlara biat, Allah-ü Tealaya biat, onlara bağlanmak, Allaha bağlanmaktır. „Onların yüzüne bakınca Allah hatırlanır.

İlimleri
*********
İsteyen herkes peygamber olabilir mi veya olabilmiş midir? Şüphesiz ki hayır. Peygamberler hususi yaratılmış zatlardır ve yine bunların kendilerine mahsus hususi hal ve sıfatları vardır. Allah-ü Teala Hazretleri, resullerini alelade kullarından değil, hususi olarak yarattığı tam ve mükemmel kullarından gönderir.
Peygamberler söylediklerinden başka şeyler de bilir fakat, onları söylemeğe memur olmadıkları için söylemezler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)den sonra İslam şeriatını ve İslam nurunu yaymakla vazifeli büyük veliler de böyledir. Onlar da hususi seçılerek gönderilir.

İsteyen herkes peygamber olamayacağı gibi, isteyen herkes de varis-i resül (Peygamber varisi) olamaz. Bu sebeple Allahla kulları arasında bir vesile olduğunu kabul eden bir kimsenin, bu vesileyi kendisi gibi alelade bir insan kabul etmesi doğru değildir.
Peygamberler günah işlemeyecek şekilde yaratılmıştır. Hakiki varis ve vekilleri de gönahtan muhafaza edilirler. Hususi koruma altındadırlar. Fakat tekrar ifade edelim ki, „hakiki olması şarttır.

Eğer bu zatlar, hata ve günah erbabı kimseler olsalardı, yaymak istedikleri şeyler hep hatalı olurdu.

Allahın nurunu yaymakla vazifeli bu mübarek zatların adedi her asırda bir, iki veya üçü geçmez.

(((Zamanımızda her mahallede bir tane (!) bulunuyor olması ayrı bir bahistir.))))

Bu zatların vazife yapmadıkları bir zaman ve asır yoktur. İslamiyetin yok olduğunun zannedildiği bir yerde, aynen Resulullaha gelen şekliyle İslamiyeti „bi iznillah yeniden diriltirler.
Bu zatların ahlakları tamı tamına Kurana uygundur. Sünnet-i Resulullahdan karınca başı kadar ayrılmazlar. Çalışma ve irşad şekilleri Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünneti üzeredir: Kuran-ı Kerimi ve Kuran ilimlerini talim, dini öğretmek ve fertleri irşad.
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla