HANGİ DİNE İNANIYORUZ?
Bugün dünya üzerinde genel anlamıyla “Şirk” in egemen olduğu ve onun
karşısındaki Allah’ın dininin özellikle bu dine mensup oldukları ileri
sürülenler tarafından tümüyle yanlış anlaşılıp yanlı uygulandığı açıklama
gerektirmeyen bir gerçektir.
Allah’ın dini onu zaman, zaman asli biçimiyle yeniden tebliğ eden
resullerin ölümünden sonra, her Resul’ün insanların arasından ayrılmasından
sonra buzulmuş ve değiştirilmiştir. Nasıl ilk kez Hz. Adem’in bir oğlu
tarafından haksızlık kuranın değimiyle “bağy” sonucu bu dinden sapma
başlamış ve şirk in tohumu atılmışsa aynı şekilde her resulün ardından yine
bağy sonucu
Allah ın dini gerçek niteliğinden saptırılmıştır.
Allah ın dinini yani islamı en son olarak tebliğ eden ve bu tebliğde
Allah
ın kendi risaletinde bu dini kemale erdirdiği Abdullah oğlu hz. Muhammed in
ölümünün üzerinden çok geçmeden ve ashabının tümü dünyadan göç etmeden
insanın dini, üzerine İslam kılıfını geçirerek Müslüman ümmete egemen olmaya
çalışılmıştır.
Allah ın dini ve onu kıyamete değin asli şekilde kalmasını sağlayacak olan
Kitabı, kendini tanrı konumunda gören insanlar tarafından Müslüman yığınlar
üzerinde kullanılmış ve bunun sonucunda
Allah a ibadet ettiklerini
söyleyenler bilmeden, bazılarıda bilerek insandan tanrılara ibadet
etmişlerdir. Yine kuran yerine kralların fermanları ve birtakım sahte
inançların yansıtıldığı görüşler yön vermiştir İslam toplumuna.
Aradan geçen yüzyıllar İslam la İslam diye akdim edilen dinin arasındaki
uçurumları derinleştirmiş ve ortada ümmetin yaşantısına egemen olan nebisi
yoluyla tebliğ ettiği İslam değil, kendisini tanrı konumuna sokmuş
insanların sunduğu İslam kalmıştır.
Bugün Müslümanlar olarak veya Müslüman olduğunu ileri süren insanlar olarak
nasıl bir
Allah a nasıl bir Resul e nasıl bir Kitaba inandığımızı ve
islamdan ne anladığımızı şöyle bir muhasebeye tabi tutalım: inandığımız
Allah, aynen müşriklerin eski Yunan ın Ad ve Semud un, Mekkeli müşriklerin
inandığı
Allah tan farklı mıdır? O müşriklerin hepsinin yaratan, rızık
veren, yağmuru yağdıran, yerde bitkiler bitiren, öldüren, insanın dışındaki
tüm varlıklara egemen olan, insanlar için eller, gözler, ayaklar ve kulaklar
var eden ve bir belaya uğradığında veya dara düştüğünde kendisine sığınılan
yüce bir ilahın varlığına inandıklarına
Allah bize tanıklık ediyor, Kuran da
haber veriyor. Bugünkü
Allah inancı budan farklı bir inanç mıdır?
Allah
denince yalnızca bilinemez, yüce, kavranamaz, duamızda sığındığımız, her
şeyi kendisinden bekediğimiz, yağmur yağdıran, güneşi doğudan doğurup
batıdan batıran, geceyi gündüzü var eden, yaratan, rızık veren ve öldüren
bir varlık canlanmıyormu zihnimizde?
Eski müşriklerin Kitap inancıyla bizim Kitap inancımız arasında bir fark
varmıdır?
Kitap o müşriklere göre “Eskilerin hikayeleriydi” “sihirdi büyüydü,
karşısında insanları aciz bırakan korkunç belagata sahip bir metindi,
Resulün uydurmasıydı…” bugun bizim kitap inancımız nasıldır? Kitap bugün
bizim için eskilerin masalları değil midir? Kitaptan ençok bildiğimiz ve
anlatmaktan hoşlandığımız Ashab-ı Kehf kıssası, Hz.Yusuf kıssası, Resullerin
kıssaları veya başka kıssalar değim midir?
Bu kıssaları biz tıpkı birer “geçmişlerin masalları” olarak anlıyor ve
anlatmıyormuyuz? Kitab’ın bugün arefe günleri mezarlıkta, Cuma akşamları ve
Cuma günleri evde veya camide okunmasından, süslü örtüler içerisinde
duvarlara asılmasından, çoğumuzca okunamamasında, hastaları iyileştirmek
için bir dua hazinesi olmaktan kitleleri hayrete düşüren bir mucize,
belagatine erişilemeyen bir mucize olmaktan bir anlamı ve fonksiyonu
varmıdır?
Yahudilerin ve Hıristiyanların
Allah ın kitabını değiştirdiği gibi bizde
kitabı, kendi düşüncemize uygun şekilde yorumlamadık mı? Onların elleriyle
yazdıklarına “Allah ın Kitabı” dediği gibi, bizde Kitab tan heva ve
hevesimize göre çıkardığımız anlamlara
Allah ın Kitabı demedik mi? Yahudi ve
Hıristiyan bilginlerin dünya geçimliği karşısında kitabı sattıkları gibi
bizde açıkca
Allah ın kitabını az bir paha karşılığında satmıyormuyuz?
Bizim Resul anlayışımızla, müşriklerin ve Ehl-Kitab’ın Resul anlayışı
arasında ne fark vardır? Onlar için Resul her şeye rağmen yüce bir kişi
değimliydi? Onları Resul e alıkoymaktan, nefislerini kıramamaları,
dünyalıklarından vaz geçememeleri ve heva-heveslerinin peşinden gitmeleri
değim miydi?
Bugun bizim için Resul ve Resuller, yüzyıllarca önce yaşayıp gitmiş,
gönderildikleri kavimleri islama davet etmiş, eziyet çekmiş, ateşe atılmış,
hicret etmiş, savaşmış ve fonksiyonları tarihte kalmış birer malsal
şahsiyetler değil midir.
Resuller niçin gönderilmiş, görevlerini nasıl yerine getirmişler, hangi
zaman ve şartlar altında nasıl davranmışlar biliyormusunuz?
Onların önderliklerinin zamanımıza ve içinde bulunduğumuz şartlara nasıl
yansıması gerektiğinden haberimiz varmı?
Müşriklerin putlara taptığı gibi bizde putlara tapmıyor muyuz? Putlar yalnız
şekillerinden mi ibarettirler, yoksa şekiller tapınılan putların birer
sembolleri midirler? Dünkü Mekke nin dört büyük putuna karşılık, bugün biz
Müslüman geçinenlerin dördün kaç katı putlarımız olduğunu, hayatımızda bir
çok şeyi put konumuna getirdiğimiz bilinmeyen bir gerçekmidir?
Ehl-i Kitab’ın bir takım azizlerini ve bilginlerini rableştirdiği gibi bizde
bir takım azizlerimizi, bilginlerimizi, liderlerimizi ve önderlerimizi
rableştirmiyor muyuz?
Allah ın tasarruf hakkını bu azizlere vermiyormuyuz?
Onların sözlerini düşünmeden kabul ediyor, Kuran ın en açık ayetlerine bile
aykırı söz ve davranışlarına, kişiliklerine bakarak, “ bir bildikleri
vardır, doğrusunu onlar daha iyi bilir” diye ses çıkarmıyor ve her
emirlerinin karşısında boyun bükmüyor muyuz? Onların sözleri, kitabın
ayetlerinin, davranışları Resul un yolunun önüne geçmiş değim midir?
Bu gün ibadetten anladığımız dünkü müşriklerin ve Ehl-i Kitab’ ın ibadet
anlayışından çok mu farklıdır?
Dünkü müşriklerin namazı yokmuydu, orucu ve haccı yok muydu? Ehl-i Kitab’
ın namazı, orucu, haccı ve zekatı yok muydu? Var olduğu halde neden Hz.
Resul un gelmesine gerek duyuldu?
İbadet sadece “ Namaz, oruç, hacc ve zekat” mıdır?
Allah ,ın Kitabı, tüm Resullerin insanların tek
Allah a ibadet etmeğe
çağırmak için gönderdiklerini belirtiyormu? Kuran ın diliyle “Firavun a,
Haman a ve Karun a ibadet eden” insanlar onlar içinmi namaz kılıp, oruç
tutuyorlardı?
İbadet kulluk yapmak demek değim midir? Tek
Allah a ibadet etmek yalnızca
Allah a kul olmak, yani her işin yalnızca O’na tabi olmak demek değim midir?
İslam hiçbir zaman camiden ve minareden ibaret değildir. Hz. Resul geldiği
zaman
Allah a ibadet etmek için kiliseler de vardı, havralar da vardı. Hz.
Resul geldiği zaman Mekke de cami yoktu, minare yoktu. Ama Mekke de İslam
vardı. Resul un camisi hiçte bugünkü camiler gibi değildi. Bugünkü camilerin
giderek dünün ve hatta bugünün kilise ve havralarına benzemeye başladığı,
Müslümanların hayatlarının merkezi, problemlerini dile getirdikleri ve
çözümünü aradıkları, birbirinden haberdar oldukları kardeşlik hukuklarını
geliştirdikleri yerler olmaktan uzaklaştıkları açık değil mi? İslam hiçbir
zaman belirli fıkhi kurallardan ibarette değildir. Bugün fıkhi kurallar
cilt, cilt ortadadır, ama ortada olmayan bir tek şey vardır, o da İslam’
dır.
Bugün İslam kendilerine Müslüman sıfatını verenlerin hayatına egemen
değildir. Bugün dünyada genel anlamıyla Şirk egemendir. İslam ve Şirk hiçbir
zaman belirli tapmış biçimiyle ayrılmazlar; İslam la Şirk i ayıran ana çizgi
“ ibadet edilen varlık” noktasındadır. İnsanlara kul olarak, yani insanlara
ibadet edenler; daha açık bir deyimle, insanların kendi heva ve heveslerince
oluşturdukları emir ve yasaklarına uyanlar Şirk dinindedirler;
Allah a
ibadet edenler, yani O’ nun koyduğu emir ve yasaklara ise
Allah ın
dinindedirler.
Temelde yalnız bu iki din vardır. Bugün Hıristiyanlık diye bir din yoktur.
Yahudilik diye bir din de yoktur. Bugün manevi inançlarını Hıristiyanlıktan,
Yahudilikten, Budizm’den Taoizm’den veya İslam dan alan, yada hiçbir manevi
inanç kabul etmeyen; hukuku roma hukukundan, Hint veya Çin hukukundan:
ekonomisi Kapitalizm den, Sosyalizm den, Kominizm den veya bunların
karışımından; siyasi anlayışı Liberalizm den, Monarşi den, Meşrutiyet ten,
Totariterizm den , Teokrasi den, insan görüşü Hümanizm den, Ekzistansiyalizm
den, şu veya bu felsefi ekolden ; dünya görüşü ve hayat anlayışı Materyalizm
den
kaynaklanan, kısaca temelde insan ürünü sistemlerden veya ekollerden oluşan
ve görünüşte birtakım farklılıklar arz edebilen dinler aslında tek bir
dindir.
Kaynak olarak
Allah ı kabul etmeyen veya bazı noktalarda etmeyip, bazı
noktalarda eden tüm sistemler tekelde tek bir dindir… bugün dünyada egemen
olan bu dindir… Ve, din insanların ve toplumların hayatına egemen olan tüm
kuralların bürünüdür, yoksa “Fizik ötesi inançlar sistemi” değildir.
İslam, kaynak olarak
Allah ı kabul eden dinin adıdır. İslam ın manevi
inançları, ahlakı ekonomisi, siyaseti, felsefesi, insan görüşü, hayat
anlayışı, dünya görüşü, kısaca müslümanın ve müslümanlardan oluşan toplumun
tüm hayatı başlangıçtan sona kadar, ezelden ebede kadar tüm evrenle birlikte
kuşatan tüm kuralları
Allah tan kaynaklanır.
Bu yüzden İslam a eklemelerle, İslam + Sosyalizm: İslam + Kapitalizm; İslam
+ Nasyonalizm; İslam + Liberalizm; İslam + Hümanizm… Veya İslam dan
çıkarmalarla, İslam – Hukuk; İslam – Hayat Anlayışı; İslam – Ekonomi; İslam
– Şartlar… gibi tüm toplama ve çıkarmaların hepsi “ İslam – (eksi) İslam”
dır. Bir din, ya İslam dır veya değildir. Müslüman ya Müslüman dır veya
değildir.
Bugün, önce Müslümanlar olarak bu gerçeği çok iyi kavramak zorundayız. “ Din
nedir, İslam nedir, İslam ın kendi dışındaki, temelde aynı olan dinlerden
ayıran ana özellik nedir? “ i çok iyi kavramamız gerekiyor. Aksi halde,
hiçbir zaman “
Allah a ibadet ediyoruz “ diye Firavun, Haman, Karun ve
Bel’am a ibadet etmekten; “ Tevhid e bağlıyız” diyerek Şirk e bağlı
olmaktan; “mü’miniz” diyerek kafir olmaktan; “Kabe nin çevresinde dönüyoruz”
zannıyla Firavunun ringinde dönmekten; “Namaz kılıyoruz” zannıyla yatıp
kalkmaktan; “Oruç tutuyoruz” zannıyla aç ve susuz kalmaktan ; “ İnanıyoruz”
zannıyla inkar etmekten; “Resul e inanıyoruz onu rehber tanıyoruz “ zannıyla
Ebu Cehil i peygamberleştirmekten; “Kuran a inanıyoruz ve yolumuz Kuran
yoludur” zannıyla bir takım insanların heva ve heveslerinin peşinden
gitmekten hiçbir zaman kurtulamayız.
(DİN NEDİR – Salih GÜRDAL – Beyan Yayınları)