| O Bir Kalfat'lı
Üyelik tarihi: 22.05.2005 Teşekkür etti: 50
46 Teşekkür 23 Mesaja aldı
| Feyz almak nasil olur? Feyz almak nasil olur?
Bir Mürsid-i kâmilin sohbetinde, ya'nî yaninda bulunup, ahkâm-i islâmiyye bilgilerini isiten kimse, hem ahkâm-i islâmiyyeyi ögrenir. Hem de, Onun mubârek kalbinden yayilan nûrlara kavusur. Bu nûrlarin yayilmasina (Feyz) denir. Günes, dâimâ, gördügümüz ziyâlari nesr etdigi, yaydigi gibi, (ultra-viyole) ve (infera ruj) dedigimiz, görülemiyen suâlar da nesr etmekdedir. Göremedigimiz (Laser), (Röntgen), (Katod) ve (Ölüm) suâlari da vardir. Herbirini hâsil eden kaynaklari vardir. Resûlullahin mubârek kalbinden dâimâ hâsil olan, devâmli fiskiran, görünmiyen suâlar da vardir. Bu suâlara [isinlara] (Nûr) denir. Bu suâlar, Eshâb-i kirâmin, ya'nî yaninda bulunan müslimânlarin kalblerine, isti'dâdlari, ya'nî alabilecekleri kadar geldi. Herkesin isti'dâdi, islâmiyyete uydugu kadardir. Eshâb-i kirâmin her biri, Ehl-i sünnet âlimi idi. Her biri, kendisine gelen nûrlardan, feyzlerden, Resûlullaha olan îmâninin ve muhabbetinin kuvveti kadar alabildi. Ebû Bekr-i Siddîkin îmâni ve sevgisi, hepsinden çok oldugu için, hepsinden çok feyz aldi. Birisini sevmek, onun sevdiklerini sevmek, onu üzenleri sevmemek, her isinde ona tâbi' olmak, hizmet etmekdir. Insanin kalbi, fosforesans madde gibidir. Aldigi nûrlari saçar. Eshâb-i kirâmin kalblerinin saçdigi nûrlar, Tâbi'înden, muhabbet sâhiblerinin kalblerine girdi. Böylece, her asrdaki muhabbet sâhibleri kendi mürsidlerinden, hem islâmiyyeti ögrendiler. Hem de feyz aldilar.
Bir kimsenin kalbi, kendi mürsidinin kalbine, Resûlullahdan gelmis olan feyzlere kavusursa, bunun îmâni kuvvetlenir. Islâmiyyete uymasi, ibâdet yapmasi kolay ve tatli olur. Nefsi, günâh, kötü arzûlarindan vazgeçer. Akli, ticâret, zirâat ile, halâl kazanmakla, fen, san'at, hukûk, cihâd ve astronomi gibi dünyâ isleri, hesâblari ile mesgûl olur, herkesin müsküllerini çözer ise de, kalbinde bunlarin hiçbiri bulunmaz. Ibâdetlerini ve her isi ve her iyiligi, yalniz Allahü teâlâ emr etdigi için yapar. Baska bir menfe'at düsünmez. Kalbine, rûh âleminin bilgileri gelir. Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî "rahmetullahi aleyh" böyle idi. Îmân ve fikh bilgilerinden ve her meslekden, her fenden sorulanlara verdigi cevâblar, dinleyenleri hayretde birakirdi. Çalisarak, akl ile ögrenilen din ve fen bilgilerine (Ilm) denir. Mürsidin kalbine gelen bilgilere (Sühûd) ve (Ahvâl) denir. Allahü teâlânin ve sifatlarinin sühûduna (Ma'rifet) denir. Allahü teâlânin ma'rifeti, yalniz Onun var oldugunu, âlemin ya'nî her mahlûkun yok olduklarini, aynadaki hayâl gibi, bir görünüs olduklarini anlamakdir. Sifatlarinin ma'rifeti, hiçbir seye benzemediklerini anlamakdir. Bu iki ma'rifete, (Ma'rifet-ullah) ve (Fenâ-fillah) denir. Buna kavusana (Ârif) denir. Ârif olan, kimseye kötülük yapamaz. Herkese hep iyilik yapar. Allahü teâlânin sevgili kulu, bir mürsid olur. Hem islâmiyyet ilmlerini, hem de feyz yayar. Bunun yaydigi ilmlere mürsid denmez. Ilmi yayan insana mürsid denir. Ya'nî mürsid, insan-i kâmil demekdir. Herkese, vatana, millete hayrli, fâideli, olgun bir müslimân demekdir. Mürsidden feyz gelmesi için, islâmiyyeti bilmek ve tatbîk etmek [uymak] sartdir. Meselâ, bir kadin islâmiyyete uymak isterse, basini, saçini, kollarini, bacaklarini, yabanci erkeklere göstermemesi, sokaga çikarken, yüzünden ve avuçlarindan baska yerlerini örtmesi lâzimdir. Islâmiyyete uymiyana feyz gelmez. Hem de tevbe etmezse, Cehennem atesinde yanacagi bildirildi. Gelen feyzlerden, kalbin alabilmesi için de, mürsidin kemâlini anlamak ve inanmak ve kendisini bunun için sevmek lâzimdir. Böyle sevene, mürsidin kitâblarini okurken de feyz gelir. Sohbetde mürsidi dinlerken veyâ kitâbini okurken, feyz almaga kavusan kimse, mürside uzakdan (Râbita) yapinca, ya'nî sûretini, yüzünü hayâline getirince [hâtirlayinca] da feyz alir. Eski mürsidlerin kabrlerini ziyâret edince, onlardan da feyz alir.
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
|