Tekil Mesaj gösterimi
  #1
Alt 25.11.2005, 17:24
Ahmet76
Hamd icin Ilim

 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.895
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Dindar Edebiyatin "günahi" // F.K.Barbarosoglu

Dindar edebiyatçıların "günahı"







Fadime Özkan'ın, Ahmet Altan röportajını okumuşsunuzdur. Müslüman yazarları okuyup okumadığının sorulması üzerine "iyi şairleri olduğunu biliyorum, mutlaka iyi yazarları da vardır" diyor Altan. Yani okuduğu yazar yok. Neden okumadığını; "Dindar kesimin günaha karşı tavrının edebiyatı öldürücü" bir yaklaşım içinde bulunduğuna yaslanarak açıklamaya çalışıyor.

"Din duygusundan hoşlandığını" söyleyen Altan'ın zannettiği gibi, Müslümanlar günahı reddetmez.Günahı reddetmek kul olmayı reddetmek demektir çünkü. Müslümanların reddettiği, günah ile barışık yaşamaktır.

Müslüman kalbini ve zihnini, edebiyat dışı bulanların söylemek istediği; dinsel kategorilerle, yaşadığımız yüzyılı değerlendirmenin, kavramanın ve bunu edebi bir uslup içinde ortaya koymanın mümkün olmadığı. Oysa bir hümanist, ateist hayatı; zaman ve uzam olarak objektif kategorilerle kavrayıp anlamlandırıyorsa, Müslümanı bu anlamlandırmadan uzak tutacak bir akide söz konusu değil. Nedir o halde farklı olan? Amel sahibi Müslüman, (herkes ben de Müslümanım dediği için bu ayrım gerekiyor) modern dünyanın kategorileri ile dinin kategorileri çatışmadığında tavrını modern değerlerden yana koyduğunda bir sorun olmadığını bilir. Modern değerler ile dinin değerleri çatıştığında ise tavrını dinden yana koyar. Eğer farkında olmadan modernden yana tavır koyduysa bu hatasını fark ettiği anda tövbe eder. Yani tövbe günahın bilincine varılıp pişmanlık duyulmasıyla başlar. Makbul olan tövbe, bir defa yapılan hatayı bir daha tekrarlamamak niyetiyle, o hatadan vazgeçmedir. Bu safhada mümin o kadar çok acı çeker ve pişmanlık duyar ki, bu pişmanlık, onun Yaratıcısı'na yaklaşmasına vesile olur. Allah, pişman olan ve bu pişmanlığını tövbe ateşiyle yok etmeye çalışan kullarını sever.

Hümanist ise, modern değerler ile dinin değerleri çatıştığında tavrını modern olandan yana koyar. Bu tavır onun günahı anlamasına engeldir esasında. Çünkü günah duygusu, kabul edilmiş olan akidenin terk edilmesiyle alakalıdır. Akideyi kabul etmediğini söyleyen hümanistin günahı anlaması ve bir günahkar olarak acı çekmesi mümkün değildir.

Diğer taraftan akideyi reddeden ama "din duygusu hoşuma gidiyor" diyen tavrın kendisi çelişkili. Çünkü kişi, bu tavrıyla mükellefiyetleri redde- den, ama dinin sunduğu duygu atmosferinden istifade etmeye çalışan bir yaklaşım sergiliyor. Yani külfetine talip olmadan nimeti bölüşmek. Bölüşmeye itirazımız var mı? Benim yok. Ama… Nimeti bölüşmek isteyenlerin "esasında hepsi benim hakkım, çünkü benim Tanrım daha güleryüzlü" diyerek kendi tanımladıkları dinin dışında kalanları, asık yüzlü, dar kafalı olarak sınırlamalarına, üstelik bunu en hakiki insan, en hakiki edebiyatçı kimliği içinde yapmalarına itirazım var.

Dindar edebiyatçılar ile hümanist edebiyatçıların ayrıldıkları nokta, insan tanımıyla ilgili. Temelinde de romantik ve klasik akımların yaklaşımları var. Bilindiği gibi romantikler ta Rousseau'dan bu yana insanı sınırsız bir güç içinde görerek, sınırlandırılmadığında onun iyiyi yakalayacağına inanır. Klasik görüş ise, insanın sınırlı bir gücü olduğunu ve iyiye ancak Tanrı'nın buyruklarına uyarak ulaşabileceğini savunur. Dolayısıyla insanı sınırsız bir güç olarak gören yazar ile sınırlı, sonlu ve aciz olarak gören yazarların yazdıkları metinler, kurgulama biçimleri ve insan anlayışları farklı olacaktır.

Edebiyatta ölçü, metnin romantik, klasik, modern, postmodern olması değil, her neyi anlatıyorsa anlattığını iyi anlatabilmesi, kelimelerden bir dünya kurarak, kahramanlarına dair okuyucuda empati uyandırabilmesidir.

Hümanist yazarlar, dindarlığı yobazlık ve softalık ile karıştırarak mümin kimliği edebiyat dışı tutmaya çalışıyor. Fakat esas sorunlu olan, Ahmet Altan'ın söyleşisinde de ortaya çıktığı gibi, dindar kesimden hiçbir yazarı okumadığını ifade edip sonra, dindarların edebiyatı ile ilgili yargılara varılabilmesi.

Bir hatanın tekrarı söz konusu yine: Hidayet romanları=Dindar yazarların edebiyatı. Oysa İslami kesimde bırakın yazarları, okuyucular bile edebi kriterler içinde ele almıyor bu romanları. Velhasıl hümanistlerin en iyisi ile dindarların en kötüsünü mukayese etmek, hiçbir eleştiri disiplini içinde ele alınamayacak kadar arızalı bir yaklaşım.
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla