| Elif Şafak: Yeni yüzyılın insanları...(haluk şahin) Elif Şafak: Yeni yüzyılın insanları Bazı insanlar var ki, onlarla konuşurken artık yeni bir yüzyılda olduğunuzu anlıyorsunuz. Anlıyorsunuz ki, siz içinize sindirin ya da sindirmeyin, çağ değişmiş, rüzgâr dönmüştür; artık sizinkinden çok farklı değerler geçerlidir.
Tercih size ait; isterseniz 'Hayır hiçbir şey değişmedi, dünya hâlâ benim bildiğim dünya, ben bildiğimi okurum' diye inat eder, önce demode, sonra gülünç ve en nihayet acınası biri olursunuz.
Ya da, tam ayak uyduramasanız bile, bu yeni dünyayı anlamaya çalışırsınız. Hiç olmazsa, çabanızla anlam kazanırsınız.
Elif Şafak'la yaptığım uzun sohbet sırasında düşündüm bunları... Düşündüm ki, tüm çabalarıma rağmen ben bir 20. yüzyıl insanıyım. Hayatımı öyle tamamlayacağım. Elif Şafak ise 21. yüzyıllı biri. Çiçeklerini orada açıyor. İyisiyle kötüsüyle, artısıyla eksisiyle onun yaylalarında nefes almakta... Zamanın acımasız treninde arkalarda kalanların doğal refleksi, yenileri küçümsemektir. Ben o mizaçta biri değilim. 21. yüzyıl beni heyecanlandırıyor. Bu yüzden Elif Şafak'ı kendi yüzyılımın yasalarıyla (ön)yargılamadan dinleyebiliyorum. Hatta, anlayabiliyorum. Ya da, öyle sanıyorum. Yüzyıl farklılığının çeşitli göstergeleri var. Bir yere 'aidiyet' duygusu bunlardan birisi. Bir mekâna, bir kültüre, bir dile bağlı olmak. Biz 20. yüzyıllılar için bu çok önemliydi. Ben de Elif Şafak gibi Amerika'da yaşadım, ama hep dönmek üzere, nereye ait olduğum (Türkiye'ye, İstanbul'a, Türkçeye) konusunda en ufak bir şüphem yoktu. Bu konuda kıskançtım, öyle yetiştirilmiştim. Yurtdışına gidip Türklerle İngilizce konuşmayı tercih edenlere kızardım...
Şimdi de Elif Şafak'a son iki romanını İngilizce yazdı diye kızıyorlar.20. yüzyıl ölçüleriyle bakanlar kızıyorlar. Değil mi, ama ya buraya ait olacaksın, ya oraya! Ya İngilizce, ya Türkçe! Bir tercih yapacaksın. Oysa, adeta karanlık bir tünelden sonra birdenbire karşımıza çıkan yeni dünya böyle bir tercihi zorunlu kılmıyor. Hem orada, hem burada (ve hem de başka yerde) olabilmek mümkün artık. Mümkün değil, belki de normal. Kendi dilinize ihanet etmeden başka dillerde romanlar yazmak da mümkün. Hatta normal.
Elif Şafak belki biraz erkenci, ama kendi yüzyılının normalini yaşıyor. İngilizce romanlarını, İngiliz dili Türkçeden daha iyi bir dil olduğu için değil, o romanın malzemesi öyle gerektirdiği için İngilizce yaşıyor. Bizim 'Ya o, ya bu'culuğumuz yok onda. Onlarda.
Attilâ İlhan 30 yıl kadar önce Ankara'da bir konuşmamızda bana "Sizinki İngilizce ve Fransızca gibi dilleri çok iyi konuşan ilk kuşak," demişti. Ve eklemişti: "Bizim kuşağın aydınları oto-didaktır, yabancı dilleri kendi başlarına güç bela öğrenmişlerdir. Pek konuşamazlar."
Elif Şafak'larınki ise, Türkçe'den vazgeçmeden bir yabancı dilde de yazabilen ilk kuşak olsa gerek. Artık böyle kuşaklar geliyor. Gelecek.
21. yüzyılın ikinci yarısında herkes en az iki dilli olacak.
Şafak'ın ilk İngilizce romanını (The Saint of Incipient Insanities 'Turfanda Çatlaklıkların Evliyası' diye çevirebiliriz ama Türkçesi 'Araf' olarak çıktı) 20. yüzyılın önyargılarıyla okumaya başladım. Güzel Türkçemizle güzel güzel yazmak dururken böyle bir fanteziye ne gerek vardı canım? Ama kısa zamanda çok yanıldığımı anladım. Bu cıvıl cıvıl kitabın anayurdu İngilizce. Bu kitabın başka dillere ancak çevirisi olur.
Elif Şafak'ın yüzyılında bir mekâna aidiyet duygularının çok daha yumuşamış olmasını biraz da yeni teknolojilerle açıklayabiliriz kuşkusuz. İnternet, cep telefonu, jet uçakları... Bir mekânda olmak için ille fiziksel olarak orada olmanız gerekmiyor.
Bu o kadar müthiş bir değişiklik ki... 1960'lı, 70'li yıllarda uçakla ABD'ye giderken, ait olduğum mekândan dakika dakika koptuğumu hissederdim yol boyunca. 15 saatte uçulan bir yere gidiyordum. Hesabıma göre, her üç saatlik uçuş bir günlük kopuşa denk düşüyordu. Milliyet gazetesine uçakla aboneydik. Bize ortalama beş günde ulaşıyordu. Demek ki, biraz evvel ayrıldığım kentte olup bitenleri en iyi olasılıkla beş gün sonra öğrenebilecektim. Aradaki uçurum her an büyüyordu.
Oysa, dokuz zaman dilimi uzaklıktaki Elif Şafak bu yazıyı Türkiye'deki okurlarımdan daha önce okuyabilir.
İnternet onun hayatının normal bir parçası. Bizim yüzyıllılar içinse, fennin son harikası…:) Haluk Şahin, Radikal, 04.12.2005 |