Üyelik tarihi: 27.10.2005 Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| İlk hadis:
( Biriniz cuma namazına geldiğinde imam (minbere) çıktı ise iki rekat kılsın )
Bu hadisi Buhârî ve Müslim Câbir (r.a.) dan merfû olarak rivâyet etmişlerdir.
Câbir’den gelen başka bir rivâyette;
( Bir adam, Allâh Resûlu (s.a.s.) cuma günü hutbe verir iken gelir. Resûl (s.a.s.) ona: « Namaz kıldın mı?» der. O da « Hayır » deyince. « Öyleyse kalk ve iki rek’at kıl » der. ) Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir.
Bu sahîh hadisler, imamın hutbeye çıkmasından sonra camiye girenin, oturmadan önce iki rek’at namaz kılması gerektiğini vurgular. Ancak daha yukarıdaki hadis bunu yasaklamaktadır! Katmerleşmiş cehâletten dolayı bazı hatiblerin bu namazı kılanlara mâni olmaya çalıştıklarını görürsün. Bunların Allâh’ın şiddetli tehdidi altına girmelerinden korkulur. Âyette ;
( Namaz kılarken bir kulu menedeni gördünmü? ) (el-Alak) buyrulmaktadır.
Başka bir ayette ise Allâh’u Teala şöyle buyurur:
( Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar ). (Nur, 63)
İkinci hadis:
( Cuma günü imam hutbe verirken arkadaşına dinle dediysen, boş söz etmişsindir ).
Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir.
Bu hadis, (imam hutbe verirken) sözü mefhûmuyla şuna delâlet eder: İmam hutbe vermediği sürece kelâma bir mâni yoktur. Bunu, Umer (r.a.)’nun dönemindeki tatbikat desteklemektedir. Salebe b. Ebî Mâlik şöyle der:
( İnsanlar Umer b. el-Hattâb minbere oturduğunda müezzin susana kadar konuşurlardı, Umer minberde ayağa kalktığında, her iki hutbeyi bitirene kadar hiç kimse konuşmazdı. )
Bunu Mâlik[82] ve et-Tahâvî[83] rivâyet etmiştir. İkisininde isnâdı sahihtir.
Böylece imamın minbere çıkması değilde, sözünün konuşmayı kestiği ve imamın minbere çıkmasının tahiyyetu’l-mescid namazını kılmaya mâni olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu da yukarıda geçen hadisin batıl oluşuna delildir.
33-( صلاة بعمامة تعدل خمسا وعشرين صلاة بغير عمامة، وجمعة بعمامة تعدل سبعين جمعة بغير عمامة. إن الملائكة ليشهدون الجمعة معتمين، ولا يزالون يصلون على أصحاب العمائم حتى تغرب الشمس )
( Sarık ile kılınan namaz sarıksız kılınan namazın yirmi beşine eşittir. Sarık ile kılınan cuma namazı sarıksız kılınan cumanın yetmişine eşittir. Gerçekten melekler sarıklıların cumasına katılırlar, güneş batana dek sarıklılar üzerine salât getirirler. )
Bu hadis uydurmadır.
İbn Neccâr rivâyet etmiştir. İbn Hacer[84] « Bu uydurma bir hadistir » der. Bunuda es-Suyûtî Zeyl el-Ehâdis el-Mevdûa[85] naklederek bu hükme katılır. İbn Arrâk[86] da aynı şekilde buna uyar.
Sonradan es-Suyûtî bunu unutarak hadisi el-Câmiu’s-Sagîr de zikreder. el-Munâvi, eserin Şerh’inde İbn Hacer’in hadise uydurma dediğini naklederek es-Suyûti’nin hata ettiğini belirtir.
Aslında es-Suyûtî mezkur eserinde uydurma hadisleri zikretmeyeceğini bildirmiştir, ama kendisi dahi başka kitablarında bazı hadislerin uydurma olduğuna hükmetmiştir.
Dolayısıyla hakkı kişilerle tanıma, önce hakkı bil, böylece kişileri tanırsın.
Hâfız b. Hacer, selim olan aklın onaylamadığı ve hadiste vadedilen sevabtaki mubâlağadan dolayı, buna uydurma hükmünü verir. Eğer bunlar olmasaydı hadisi zayıf kılmakla yetinirdi. Çünkü senette ithâm olunan kimse yoktur. Bunu bu şekilde anladıysan aşağıdaki hadisin hükmünü daha iyi anlarsın.
34-( ركعتان بعمامة خير من سبعين ركعة بلا عمامة )
( Sarık ile kılınan iki rek’at, sarıksız kılınan yetmiş rek’attan daha hayırlıdır )
Hadis uydurmadır.
es-Suyûtî bunu el-Câmiu’s-Sagir de zikreder. ed-Deylemî’nin Musned el-Firdevs’te Cabir’den rivâyet ettiğini bildirir. Bir önceki hadiste olduğu gibi, uygun olan hadisi Zeyl el-Ehâdis el-Mevdûa kitabına almasıydı. Çünkü sarıkla kılınan namazın sevabındaki mubâlağa bunda daha da fazladır.
Aslında hadisi Ebû Nuaym rivâyet etmiş olup, ondan da ed-Deylemî almıştır.
Hadisin râvilerinden olan Târık b. Abdurrahmân’ı el-Buhârî ed-Duafâ’da zikreder, el-Hâkim de, « hafızası kötüdür » der. es-Sahâvî bu hadisin sabit olmadığını söyler.
Hâfız b. Receb el-Hanbelî’nin ilel et-Tirmizî’ye[87] yaptığı şerhte şöyle gelir: Ahmed b. Hanbel’e sarıklı kılınan namazın sarıksız kılınan namazdan yetmiş defa daha faziletli olduğuna dair hadis sorulduğunda, « bu yalandır, bu batıldır » der.
35-( الصلاة في العمامة تعدل بعشرة آلاف حسنة )
( Sarıkla kılınan namaz onbin hasenata eşittir )
Hadis uydurmadır.
ed-Deylemî[88] senediyle Ebân’dan oda Enes’ten merfû olarak rivâyet etmiştir.
Bunu es-Suyûtî Zeyl Ehâdis el-Mevdûa’da[89] zikrettikten sonra « Ebân ithâm edilmiştir » der. İbn Arrâk Tenzîh eş-Şerîa’da[90] es-Suyûtî’ye hadisin bu hükümde tabi olmuştur. es-Sahâvî’de el-Makâsıd [91] adlı kitabında İbn Hacer’e uyarak « Bu hadis uydurmadır » der.
Bu üç hadisin uydurma olduğuna dâir hiçbir şüphe yoktur. Çünkü hikmet sahibi olan eş-Şârî işleri doğru bir terâzi ile ölçer. Dolayısıyla sarıkla kılınan namazın sevabının, cemaatla kılınan namazın sevabıyla aynı olması veya kat ve kat daha fazla olması makûl değildir! Sonra cemaat namazının hükmüyle, sarık bağlamanın hükmü arasında çok büyük fark vardır. Sarık hakkında söylenecek en son hüküm müstehab olduğudur. Ancak tercih edilen; sarığın âdet olan sünnetlerden olduğudur. Sarık ibâdet olan sünnetlerden değildir. Cemaat namazına gelince, en azından müekked sünnet olduğu söylenmiştir. Ayrıca namazın şartlarından olduğu, namazın cemaatsız sahih olmayacağı da söylenmiştir. Doğru olan görüş ise, cemaat namazının farz (vacib) olduğudur. Ama terkedildiğinde kişi şiddetli bir günah kazanmasına rağmen namazı sahihtir. Bunun için nasıl olur da Alîm ve Hakîm olan Allâh, bunun sevabını sarıkla kılınan namazla eşit, bizzat daha aşağıda bir derece kılsın. Herhalde Hâfız b. Hacer bu manâyı hesaba katarak hadis hakkında uydurma hükmünü verir.
Bu tür uydurma hadislerin kötü tesirlerinden ve hatalı yönlendirmelerinden bir tanesi de; bizler bazı insanların namaza girmek istediklerinde başlarına mendil bağladıklarını muşâhede ederiz. Zannınca bu zikredilen sevaba nâil olacaktır. Halbuki bu kişi, nefsini temizleyen ve tezkiye eden bir amel işlememiştir.
Garib olan tarafı da şudur: Bazıları sakallarını keserek bu günahı işlerler. Namaz için kalktıklarında sakallarını kesmelerinden dolayı hiç bir eksiklik duymazlar, ve bu onları hiçmi hiç ilgilendirmez. Ancak sıra sarıkla namaz kılmaya gelince, onlara göre bu ihmal edilmemesi gereken bir iştir! Buna delil de şu durumlarıdır: Sakallı birisi namaz kıldırmak için öne geçtiğinde sarıklı değil ise, ondan razı olmazlar. Eğer sarıklı birisi, sakalını kesme günahıyla birlikte namaz kıldırmak için öne geçse, bu onları rahatsız etmediği gibi buna ehemmiyette vermezler. Böylece Allâh’ın dinini tersine çevirmişler. Allâh’ın haram kıldığını mubâh, mubâh kıldığını da vacib kılmışlardır.
Eğer sarığın fazileti sabit olmuş olsaydı, müslüman kişinin normal hallerinde zinet olarak kullanması istenilirdi. Tâ ki bununla diğer insanlardan ayrılmış olsun. Asıl maksad, ödünç olarak alınan sarıkla sayılı dakikalarda eda edilen namaz değildir, ki bitirir bitirmez alınıp cebe yeniden hapsedilsin! Çünkü müslüman kişinin namaz dışındaki sarığa olan ihtiyacı, namazın içindeki ihtiyacından daha fazladır. Özellikle mümin ile kafirin giyeceklerinin karıştığı bu asırda, sarık müslümanın şiarı olup onu kafirlerden ayırır durumdadır.
Sakal hakkında ise, Allâh Resûlu (s.a.s.) şöyle buyurur: ( Müşriklere muhâlefet edin, bıyıkları kısaltın ve sakalları bırakın ) Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir.
Namaza başlarken, ödünç sarığın koyulması, namaz için insanın yüzüne ödünç sakal koyması gibidir. Bu ödünç sakalı muşâhede etmesek bile, günün birinde Avrupalıların taklidi babından müslümanların arasında yayılması hiçte uzak değildir. ed-Dimaşk’ta neşrolunan (2485) sayılı 1364 hicri tarihli el-Alem dergisinde şöyle bir haber vardır: « Londra- Lordlar meclisi toplandığında hava sıcaklığı artar, başkan ödünç olan sakallarını çıkarma iznini verir!»
36- ( النظر إلى وجه المرأة الحسناء والخضرة يزيدان في البصر )
( Güzel kadının yüzüne ve yeşilliğe bakmak görmeyi arttırır )[92]
Hadis uydurmadır.
ez-Zehebî el-Mizan’da bu haberin bâtıl olduğunu ifade eder. İbn Kayyım ise, bu hadis ve benzerlerinin zındıkların uydurması olduğunu söyler. es-Sagânî ehâdis el-Mevdûa[93] adlı kitabında rivayeti zikreder. Maalesef es-Suyûtî bu ve benzeri hadisleri el-Câmiu’s-Sagîr’ine almıştır.
37- ( من حدث حديثا ، فعطس عنده ؛ فهو حق )
( Kim bir hadis söylerde onun yanında aksırılırsa; o haktır ) [94]
Hadis batıldır.
İbnu’l-Cevzi[95] rivâyete batıl demektedir. Ebû Hâtim de bu yalan bir hadistir demiştir. eş-Şeyh Aliyyu’l-Kârî[96] İbn Kayyım’dan şöyle nakleder: « Bazı insanlar bu hadisin senedinin sahih olduğunu söyleseler bile, his bunun uydurma olduğuna şahittir... Peygamber (s.a.s.) den rivâyet olunan bir hadisin yanında yüzbin kişi aksırsa dahi, aksırma ile hadise sahih hükmü verilmez...»
38- ( أصدق الحديث ما عطس عنده )
( Sözün en doğrusu, yanında hapşurulandır )[97]
Bu hadiste batıldır.
39- ( تعاد الصلاة من قدر الدرهم من الدم ) وفي لفظ: ( إذا كان في الثوب قدر الدرهم من الدم ؛ غسل الثوب، وأعيدت الصلاة )
( Namaz dirhem mikdarı kandan dolayı iade edilir ) Başka bir lafız da ise : ( Elbisede dirhem mikdarı kadar kan varsa, elbise yıkanır ve namaz iade edilir)[98]
Hadis uydurmadır.
İbn Hibbân şöyle der: « Bu haber şüphesiz uydurmadır. Allâh Resûlu (s.a.s.) bunu söylememiştir. Bunu Kûfe Ehli uydurmuştur. (Râvilerinden olan) Ravh sika (güvenilir) ravilerden uydurma rivâyetlerde bulunur.»
İbn Hibbân’ın bu sözüne ez-Zeylaî[99] ve İbnu’l-Mulakkan[100] da katılmıştır. el-Buhârî’de « bu hadis batıldır » der.
Hadis başka bir yol ve lafızla da gelmiştir: |