40- ( الدم مقدار الدرهم ؛ يغسل، وتعاد منه الصلاة ) ( Dirhem mikdarı kan yıkanır ve ondan dolayı namaz iade edelir )[101]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Nuh b. Meryem yalancıdır. Bu hükme ez-Zeylaî de katılır. Ancak bu ve bir önceki rivâyeti es-Suyûtî el-Câmi de zikreder!!!
Bu hadis, Hanefî mezhebinin, mugallaza olan necâsetin dirhem mikdarı kadar olduğuna dair delilidir. Bu hadisin uydurma olduğunu anladıysan, böyle bir sınırlamanında batıl olduğunu bilirsin. Dirhemdende daha az olsa bile necasetten kaçınmak farzdır. Çünkü temizliği emreden hadisler geneldir.
41- ( العنكبوت شيطان مسخه الله ؛ فاقتلوه ) ( Örümcek şeytan olup Allâh onun şeklini değiştirmiştir, dolayısıyla onu öldürün )
Hadis uydurmadır.
İbn Adiy[102] rivâyet etmiştir. Râvilerinden olan Mesleme hakkında şöyle der: « Meslemenin hadisleri, tamamen veya genelde mahfûz değildir.»
Bu hadisin bâtıl olduğuna başka bir delilde, Müslim[103] de gelen hadisle çatışmasıdır:
( Allâh hayvana dönüştürdüğü hiçbir şeye nesil ve soy kılmamıştır )
İbn Hazm Muhalla[104] da şöyle der: « Maymun ve domuz dışında gelen her mesh (dönüştürme), batıl, yalan ve uydurmadır.»
Ancak es-Suyûtî adeti üzere yine muhâlefet ederek hadisi Câmi de zikreder!
42- ( من استشفى بغير القرآن ؛ فلا شفاه الله تعالى )
( Her kim Kur’an dan başkasıyla şifa isterse,
Allah Teâla ona şifa vermesin )
Hadis uydurmadır.
es-Sâgânî el-Ehâdis el-Mevdûa[105] da zikreder. el-Aclûnî el-Keşf[106] te buna katılır. Hadisin aslını el-Vahidî Tefsirinde[107] rivâyet eder.
Râvilerinden olan İbnu’l-Hâris’in hadisi terkedilmiştir. ez-Zehebî Tarihu’s-Sahâbe adlı kitabında bu haberin sahih olmadığına işaret etmiştir.
Bu hadis maddi tedaviyi terkedip, yanlız Kur’ân tilâvetine güvenmeye işaret etmektedir. Bu ise Resul (s.a.s.)’in kavlî ve fiili sünnetiyle uzak ve yakından uyuşmamakta. Resûl (s.a.s.) defalarca maddi tedavi ile muâlece olup bunu emretmiştir. Şöyle buyurur:
( Ey Allâh’ın kulları! Tedavi olun ; Allâh indirdiği her hastalığa bir de ilaç indirmiştir ) Bu hadisi el-Hâkim sahih bir senedle rivâyet etmiştir.
43-( إن الله عز وجل وملائكته يصلون على أصحاب العمائم يوم الجمعة ) ( Allâh Azze ve Celle ve Melekleri cuma günü sarık saranlara salât getirirler )[108]
Hadis uydurmadır.
İbnu’l-Cevzî[109] şöyle der: « Bu hadisin aslı yoktur, (ravilerinden olan) Eyyub teferrud etmiştir. Ezdî şöyle der: Bu hadis Eyyub’un uydurmasıdır, Yahyâ b. Main onun yalancı olduğunu söylemiştir, ed-Dârekutnî de onu terketmiştir.»
44-( أحبو العرب لثلاث ؛ لأني عربي ، والقرآن عربي ، وكلام أهل الجنة عربي )
( Üç şeyden dolayı Arabları sevin ; Çünkü ben arabım, Kur’ân arabçadır, Cennet ehlinin dili de arabçadır )[110]
Hadis uydurmadır.
Bu senedin üç tane illeti vardır:
İlki: Ravilerinden olan el-Alâ b. Amr hakkında ez-Zehebî metrûk olduğunu söyler, İbn Hibbân ise, mutlak olarak kendisiyle ihticac etmenin câiz olmadığını söyler.
İkincisi: Diğer bir râvi olan Yahyâ b. Yezîd, muhaddislerce zayıf addedilmiştir.
Üçüncüsü: İbn Cureyc hadisi an ana sigasıyla rivâyet etmiştir. Kendisi müdellistir.
Hadisi İbnu’l-Cevzî[111] el-Ukaylî’nin yoluyla zikrederek, el-Ukaylî’den hadisin münker olduğunu ve aslının olmadığını aktarır.
45- ( أنا عربي ، والقرآن عربي ، ولسان أهل الجنة عربي ) ( Ben arabım, Kur’ân arabçadır, Cennet ehlinin lisanı da arabçadır )[112]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Şibl b. el-Alâ b. Abdurrahman hakkında İbn Adiy; « Münker rivâyetleri vardır » der. Hâfiz el-Irâkî[113] de şöyle der: « Ancak (râvilerinden olan) Abdul Azîz b. İmrân ez-Zührî hakkında en-Nesâî ve başkaları metrûk olduğunu söylerler. el-Buhârî hadisinin yazılmayacağını bildirir. Dolayısıyla bu hadis sahih değildir. » İbn Arrak[114] ta bu hükme katılır.
Bu rivâyetin Allâh Resûlu (s.a.s.)’e nisbetinin bâtıl olduğuna bir başka delilde, (s.a.s.)’in arablığıyla övünmesidir. Bu ise, İslam’a göre tuhaf sayılıp şu âyetle uyuşmaz:
( Muhakkak ki Allâh yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.)[115]
Aynı zamanda sahih hadislerle de uyuşmaz:
( Arabın arab olmayana üstünlüğü yoktur ... üstünlük ancak takva iledir.)[116]
Ebû Dâvut ve et-Tirmizi’nin hasen olarak rivâyet ettikleri başka bir hadiste:
( Gerçekten Allâh Azze ve Celle sizlerden câhiliyye âdetini ve ecdâd ile övünmeyi gidermiştir. İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır, Âdem ise topraktandır. Mümin takvalı , facir ise şakî olandır. Bazıları cehennem kömürü olan insanlarla övünmeyi bıraksınlar. Yoksa Allâh’ın yanında, ağzı ile pisliği iten böcekten daha değersiz olurlar. )
Allâh Resûlu (s.a.s.) ümmetini bu şekilde yönlendiriyor ise, onun yasakladığı şeyi kendinin yapması hiç bir zaman makûl değilir.
46-( إذا ذلت العرب ؛ ذل الإسلام ) ( Arablar itibarını kaybedince, İslâm da itibarını kaybeder )[117]
Hadis uydurmadır.
Ebû Hâtim şöyle der: « Bu hadis bâtıldır aslı yoktur.»
Hadisin iki tane illeti vardır:
İlki: Ravilerinden olan Muhammed b. el-Hattâb, hâli itibarıyla mechûldur.
İkincisi: Ali b. Zeyd zayıftır.
Hadis mana itibarıyla batıl bir manaya delâlet etmeseydi, zayıf hükmü ile yetinirdik. Çünkü İslâm’ın izzeti Arablarla bağlantılı değildir. Tam tersine Allâh İslâm’ı Arab olmayan müminlerle de izzetli kılmıştır. Özellikle Osmanlı devletinin ilk zamanlarında böyleydi. Allâh İslâmı onlarla güçlendirmişti, ta ki hükümdarlıkları Avrupanın ortasına kadar uzanmıştı. İslâm’dan saparak Avrupa kanunlarına yönelip, hayırlı olanı hayırsız olan ile değiştirdiklerinde otoriteleri, hem orada hemde diğer topraklarda giderek kayboldu. Öyle oldu ki, hükümranlığı kendi topraklarında dahi kalmadı! O topraklarda müslüman olduklarına delâlet eden az bir belirti kaldı. Böylelikle kuvvet ve izzetten sonra, bütün müslümanlar arabıyla acemiyle boyun eğip alçaldılar. Kafirler topraklarına girerek, çok azı hâriç müslümanlar zillet altında yaşamaya mahkûm oldular. Ekonomi gibi bir çok tasarı adı altında bu toprakları kafirler sömürmeye başladılar!
Böylece İslâmın, arab ve acemin düşmesiyle zelîl, güçlenmesiyle de izzetli olacağı sabitleşir. ( Arabın arab olmayana üstünlüğü ancak takvadadır)
Allâhım! müslümanlara izzet nasib eyle, onlara Kitâbına ve Peygamberinin sünnetine dönmelerini ilham et. Tâ ki İslâm onlarla güçlenmiş olsun.
Ancak bu durum, arab cinsinin diğer ümmetlerin cinsinden daha üstün olmasına engel değildir.Arab cinsinin üstün olması konusu Ehlî Sünnetin’de görüşüdür. Konuyla ilgili sahîh hadisler vardır, bunlardan bir tanesi de şudur:
( Allâh İbrâhim’in çocuklarından İsmâil’i seçmiştir. İsmâil’in çocuklarından da Benî Kinâneyi, Benî Kinâne’den Kureyşi, Kureyşten Benî Hâşimi seçmiştir. Beni de Benî Hâşimden seçmiştir.)[118]
Ancak bu fazîlet, Arab olanın kendi cinsiyle övünmesine götürmemesi gerekir. Çünkü İslâm bu cahiliyye âdetini ibtâl etmiştir. Aynı zamanda bizlerin de Arabların bu üstünlüğe hak sahibi olmalarının sebebini de bilmemezlikten gelmememiz gerekir. Onlar akıl ve lisanlarıyla, ahlak ve amelleriyle temâyüz etmişler, güzel sıfatlarıyla diğer ümmetlere İslâm davetini taşımada ehil kılınmışlardır. İşte arab olan kimse bunu bilir ve korur ise, kendinden öncekiler (selefleri gibi) İslâm davetinin taşınmasında namzet bir üye olur. Ama o, bütün bunlardan soyutlanırsa o zaman hiç bir fazîleti olmaz. Bilâkis İslâm ahlâkı ile nitelenen bir acem şüphesiz ondan daha hayırlıdır. Gerçek üstünlük Allâh’ın, Muhammed (s.a.s.)’le birlikte gönderdiği imân ve ilme tâbi olmak iledir. Üstünlük Kur’ân ve Sünnette gelen belirli isimlerledir; İslâm, İmân, İyilik, Takvâ, İlim, Amel ve İhsân gibi. İnsanın sadece arab veya acem olması, hiç bir üstünlük kazandırmaz.
47-( البطيخ قبل الطعام يغسل البطن غسلا، ويذهب بالداء أصلا ) ( Yemekten önce karpuz mideyi iyice yıkar, hastalığıda kökünden giderir )[119]
Uydurmadır.
Ravilerinden olan Ahmed b. Yakûb’un hadis uydurduğunu el-Beyhakî ve el-Hakim beyan eder.
es-Sahâvî şöyle der: « Ebu Umer en-Nukânî karpuzun fazileti hakkında bir cüz tasnif etmiştir, bütün hadisleri batıldır.» [120]
48- ( بركة الطعام الوضوء قبله وبعده )
( Yemeğin bereketi, öncesinde ve sonrasında abdest almaktır )[121]
Zayıftır.
Ravilerinden olan Kays b. Rabi’nin zayıf olduğunu Ebû Davut ve et-Tirmizî söyler.
Bu konuyla ilgili başka bir hadiste:
( Her kim Allah’ın onun evinin hayrını çoğaltmasını severse, öğlen yemeği hazır olduğunda ve kaldırıldığında abdest alsın )[122]
Ancak hadis münkerdir.
el-Münzirî şöyle der: « Süfyan yemekten önce abdest almayı kerih görürdü. el-Beyhakî derki: aynı şekilde Malik b. Enes’te kerih görürdü. Yine arkadaşımız eş-Şafii abdestin terkini mustehab görmüştür, İbn Abbas hadisini delil getirmiştir.
( Peygamber (s.a.s.)’in yanındaydık ve helâya gitti, sorada döndü. Yemek getirildi ve dendi ki: Abdest almayacakmısın? O da, namaz kılmayacağım ki abdest alayım, dedi)» [123]
et-Tirmizî ve Ebû Davut’un rivayet ettikleri hadiste şu fazlalık vardır:
(Ancak namaza kalktığımda abdest almakla emrolundum )
Bazıları bu hadiste geçen el-Vudû yâni abdest kelimesini yalnız ellerin yıkanması olarak tevil ederler. Ancak bu mâna Peygamber (s.a.s.)’in sözlerinde bilinmemektedir. Eğer hadis sahih olmuş olsaydı, yemek öncesi ve sonrası ellerin yıkanmasının istihbabına delil olurdu ve hadisin bu şekilde tevili de caiz olmazdı.
Yemekten önce ellerin yıkanmasına gelince ; ellerin pis olması gibi, yıkanmasını gerektiren bir durum var ise, yıkamak meşrûdur.
Netice olarak; ellerin yemekten önce yıkanması, hadis sahih olmadığından ibâdet değildir. Mâna olarak makûldur, kirli ise meşrûdur, yoksa değildir.
49-( إن لكل شيء قلبا ، وإن قلب القرآن (يسن) ، من قرأها ؛ فكأنما قرأ القرآن عشر مرات )
( Gerçekten her şeyin bir kalbi vardır, Kur’an’ın kalbide ( Yâsindir ). Kim onu okursa sanki Kur’an’ı on kere okumuş gibidir )[124]
Hadis uydurmadır.
et-Tirmizî, ravilerinden olan Hârûn b. Muhammed’in meçhûl olduğunu söyler. ez-Zehebî de bu hadisi onun uydurduğunu zikreder. Ebû Hâtim ise hadisin batıl olup, aslının olmadığını bildirir.
Ancak es-Suyûtî adeti üzere rivayeti el-Câmi es-Sagir adlı kitabına alır! es-Sabûnî de İbn Kesir’in muhtasarında[125] zikreder! Zannınca sadece sahih hadisleri zikredecekti! O nerede bunu yapmak nerede; bu kuru bir iddiadan başka bir şey değildir!
50-( من ولد له مولود، فسماه محمدا تبركا به؛ كان هو ومولوده في الجنة) ( Kimin çocuğu olurda ona bereket talebiyle Muhammed ismini verirse ; o ve çocuğu cennettedir )[126]
Hadis uydurmadır.
İbn Kayyım, ravilerinden olan Hâmid b. Hammâd el-Askerî yüzünden, hadisin bâtıl olduğunu belirtir. eş-Şeyh el-Kâri[127] de ona katılır.
Bu araştırmayı gözden kaçıran el-Munâvî es-Suyûtî’nin hadisi hasen saymasına katılır. Dolayısıyla buna aldanma.