Tekil Mesaj gösterimi
  #2
Alt 16.01.2006, 19:40
ledunn

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
7 Teşekkür 6 Mesaja aldı
1.kisim

1.KISIM
*************
SÜNNET (Hitan)

Erkek üreme organının uc kısmında bulunan deri parcasının kesilmesi, hitan.

Kuranda *Sünnet* (hitan) ile ilgili bir ayet bulunmamakla birlikte, müslümanlıgın simgesi olarak kabul edilmistir. Gecmisi Hz. ibrahime kadar varan sünnet, cahiliye devri arapları arasında da devam edegelen bir adetti. Araplarda hem kadın hem de erkekler sünnet edilirdi. Erkegin sünneti icin *hıtan* kadınların sünneti icin *hafd* kelimesini kullanmaktaydılar. Ancak *elhıtanan* ifadesi sünnet edilen yer anlamına hem kadın hem erkek icin müsterek kullanılır. Bunların birbirine degmesi gusulü gerektirir (Buhari, Gusl, 28; Müslim, Hayz, 8; Ebu Davud Tahare, 81, 83).

Rivayete göre sünnet, Hz. ibrahimin seksen yaslarında kendine tatbikiyle baslamıstır. Bir rivayete göre ibrahim (a.s)ın Kuranda sözedilen bazı kelimelerle sınanması (elBakara, 2/124) temizlige dair sorularla olmustur. Bunların vücuda dair olanları sünnet olmak, koltuk altı ve kasık kıllarının kesilmesi, su ile istinca ve tırnakların kesilmesi gibi hususlardı.

Sünnet olmak insanın fıtratından kaynaklanmaktadır: Dogustan insan ruhuna yakısan hususlardan bir kısmı sunlardır: Agzı su ile yıkayıp calkalamak, buruna su cekmek ve temizlemek. Bıyıkları kesmek (veya kısaltmak), tırnakları kesmek, koltuk altının kıllarını gidermek, etekteki kılları gidermek ve sünnet olmak* (Buhari, Libas, 51, 63, 64; Müslim, Tahare, 49; Ebu Davud, Tereccül, 16; Tirmizi, Edeb, 14).

Hz. ibrahimin seksen yaslarında Kaddüm köyünde sünnet oldugu rivayet edilir (Buhari, Enbiya, 8; Müslim, Fedail, 151; Müsnedi Samiyyin, I, 88). Ebu Hureyreden gelen bir rivayette *Kaddüm* yerine *kadum* ifadesi kullanılmıstır ki o zaman ifade *bir marangoz aleti olan keserle sünnet oldu* anlamına gelmektedir. Ayrıca onun 70 veya 120 yaslarında oldugu da rivayet edilmistir. Hz. ibrahim sünnet olmustur. israil ogulları arasında cari olan Tevratın hükmü de böyle idi. isa (a.s)ya kadar böyle devam etmisken sonradan hıristiyanlar bu adeti bozmus ve *hıtan*, kalbin guffesini (kalbi bürüyen perdeyi) atmaktır, seklinde yanlıs bir yorumla sünneti bırakmıslardır (TecridiSarin Tercümesi, IX, 112).

Baska bir rivayette de söyle denilmektedir: *Hic kuskusuz ilk misafir edinen, ilk defa don giyen ve ilk kez sünnet olan Hz. ibrahimdir* (Muvatta, SıfatunNebi, 4). Sünnet olmak ondan sonra bütün peygamberlerde ve onlara uyanlarda devam etmis, Peygamberimiz (s.a.s) peygamber olarak gönderilinceye kadar sürüp gitmistir.

Peygamberimiz (s.a.s) bir baska hadislerinde söyle buyuruyorlar: *Dört sey var ki, bunlar peygamberlerin sünnetlerindendir. Sünnet olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek* (Tirmizi, Ahmed b. Hanbel, Müsned,).

Rivayete göre, Peygamberlerin bazıları sünnetli olarak dünyaya gelmislerdir. Bunların sayısı 1017 kadardır. imam Suyuti bunlardan bir kısmını bir siirle ifade etmistir. Bunlar Adem, Sit, Nuh, Sam, idris, Musa, Salih, Lut, Yusuf, Suayb, Yunus, Süleyman, Yahya ve Hz. isa (a.s)dır. Siirin sonu *Hatem*le biter ki maksat Hz. Peygamberdir. Hz. Peygamberin sünnetli dogduguna dair (bk. ibn Haldun, Mukaddime, istanbul 1970, II, s. 400; Cevdet Pasa, Kısası Enbiya, istanbul 1972, I, 59). Bazı rivayetlere göre ise dogumunun yedinci gününde dedesi bir ziyafet vererek onu sünnet ettirmistir.

islam öncesi Arabistanda sünnet bir Hijyen tedbiri olarak düsünülmüstür (M. Hamidullah, islam Peygamberi, cev. Salih Tug, istanbul 1973, s. 291). Araplarda sünnet bir temizlik ve güzellesme operasyonu olarak kabul edilir. Bundan dolayı sünnet karsılıgında *taharet* kelimesi de kullanılmaktadır (Karslızade Cemalettin, MedebetülHıtan, istanbul 1252 H., s. 7).

Atası Hz. ibrahimin bu güzel gelenegini Hz. Peygamber de devam ettirmistir. *O, sünnet hükümdarı* olarak anılmıstır. Buharinin vahyin baslangıcına dair kitabında Sam piskoposu ibnunNaturun bir ifadesine yer verir. Buna göre yıldızlara bakarak kehanette bulunmada mahir olan Herakelias bir gece *hıtan melikinin zuhur ettigini görür. Tam bu sıralarda Hz. Peygamberin elcisi kendisine gelmisti. Elcinin kendisi de sünnetli idi*. Olay sünnetin islamın ilk müesseselerinden biri oldugunu göstermektedir.

Hz. Peygamber, ileri yaslarda müslüman olanlara, 80 yaslarında da olsalar *Üzerinizdeki (islamın hoslanmadıgı) fazla kılları temizle, tras et ve sünnet ol* buyururdu (KenzulUmmal, I, 263).

Usaym b. Kelibin babasından, onun da dedesinden naklettigi rivayete göre, dedesi demis ki: *Peygamberimiz (s.a.s)e geldim ve islamiyeti kabul ettim. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s) söyle buyurdular: Kendinden küfrün kıllarını at ve sünnet ol* (Ahmed ibn Hanbel III, 415; Ebu Davud, Tahare, 129).

Sünnet olayı; *bir canlıya acı cektirmek, ancak o canlıya yarar saglar ve yarar canlıya cektirilen acıdan fazla olursa caizdir* seri kaidesine dayanmaktadır.

Sünnetin hangi yaslarda yapılacagına dair ortak bir görüs yoktur. Bölgelere göre 7 günlükten 13 yasına kadar degismektedir. Cocukların buluga ermeden sünnet ettirilmeleri babalarının bir vazifesidir. Hz. Peygamber (s.a.s) torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyini dogumlarının yedinci gününde sünnet ettirmisti.

Cocuk buluga erdiginde seriat hükümleriyle yükümlü bulunacak, ilahi buyruklara göre amel etmekle emrolunacaktır. O halde bu caga henüz girmeden sünnet olmalı, sünnetli bir sekilde mükellef düzeyine gelmelidir. Böylece ibadeti, islamın cizdigi sekilde sıhhat kazanır. Seriatın belirttigi ölcüde dosdogru olarak gerceklesir.

Fakat velinin görevi, cocugun sünnetini, onun dogumunun ilk günlerinde yerine getirmesi, düsünmesi ve böyle yapmanın daha uygun oldugunu bilmesidir. Böylece cocuk kendini tanımaya baslayıp temyiz cagına geldiginde kendisini sünnet olmus bulur. ileride bundan ötürü kendi kendisini hesaba cekmez. icinde herhangi bir üzüntü ve ürküntü bulunmaz. Gercekten cocuk akletmeye baslayıp esyayı asıl anlamıyla anlamayı idrak edince kendisini sünnet engelini asmıs olarak görmesi güzel ve kolay bir hava olusturur.

Sünnet organının uc kısmını örten derinin en azından yarısının kesilmesidir. Yarıdan az kesilmesi halinde tekrarlanması gerekir. EbusSuud Efendi buna gerek olmadıgı seklinde fetva vermistir (M. Ertugrul Düzdag, Seyhu İislam EbusSuud Efendi Fetvaları, istanbul 1972 s.35).

Bazı toplumlarda, kızlarda erkekler gibi sünnet edilirler. Daha cok gizli olarak icra edilen bu sünnet Mısır, Arabistan ve Cavada yasayan müslümanların bir kısmında halen mevcuttur. Bu toplumlarda islamiyet öncesi de sünnetin varlıgı bilinmektedir. islamiyetin zuhuruyla islami bir anlam kazanmıstır. Bütün islam dünyası dikkate alınırsa azınlıkta kalan yerel bir adet olarak görülür (A.J. Wensinck, Hiton, IA, VlI, s. 543).

Klitoris üzerindeki kücük bir parcanın kesilmesi olan, kadınların sünneti rivayete göre Hz. ibrahim zamanından kalmıstır ve ilk sünnet olan hanım Hz. Hacerdir (Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, cev. Z. K. Ugan, Ankara 1954, I, 371).

Hz. Peygamber, *Sünnet (hıtan), erkeklere sünnet, kadınlar icin fazilettir* (Ahmed b. Hanbel, V, 75; Ebu Davud Edeb, 167; elFethurRabbani, XVII, 1312) buyurur. Bu sünnet, Ebu Hanife ve imam Malike göre mutlak sünnet, Ahmed b. Hanbele göre erkege vacib, hanımlar icin sünnettir. Safii erkek ve kadın arasında vucub bakımdan bir fark görmemistir (elFethurRabbani, XVII, 1312). Cogunlugu hanefi olan Türklerde kadınlar sünnet edilmezler. EbusSuud Efendi kendisine yöneltilen; *Diyarı Arapda avratları sünnet ederler. Bu fiil sünnet midir?* sorusuna *elCevap: Müstehaptır* seklinde cevap vermistir (M. Ertugrul Düzdag, Serhulislam EbusSuud Efendi Fetvaları, istanbul 1972, s. 35).

Hattabi de; *Sünnet olmak fiili her ne kadar öteki sünnetler arasında sayılıyorsa da ilim adamlarından bir coguna göre vacibtir. Cünkü sünnet olmak hem dinin ve hem dindarlıgın siarıdır. Müslüman kimsenin kafirden ayırdedilmesi buna baglıdır. Savas alanında öldürülenler arasında sünnetli bir kimseye rastlanılırsa, digeri de sünnetsiz bulunursa, böyle bir durumda sünnetli kimse üzerine namaz kılınır, defni saglanır. islam kabristanına gömülür* demektedir.

Hasan Basri *Rasulüllah, (s.a.s) Efendimize uyarak bir cok kimseler islama girdi. Siyahı, beyazı, Romalısı, iranlısı, Habeslisi... Ama bunlardan hic birinin sünnet olup olmadıkları arastırılmadı. Sayet sünnet olmak vacib olsaydı, sözü edilenler sünnet olmadan islam dinine kabul edilmezlerdi* demektedir. Ancak bu delil sünnet olmanın ihtiyari oldugu ispatlayacak nitelikte degildir.

Zira araplar zaten kesinlikle sünnet olmakta idiler. Diger taraftan Yahudilere gelince, bunlar da kesin olarak sünnet olurlardı. Hrıstiyanlara gelince onlardan bir grubu sünnet olurken, diger bazıları da olmazdı. islam dinini kabul eden herkes, ister puta tapan arap olsun, ister yahudi, ister hrıstiyan olsun, islami prensiplerden birinin sünnet olmak oldugunu bilirdi. Bunu bildigi icin de islam dinini kabul ettikten hemen sonra boy abdesti aldıkları gibi sünnet olurlardı.

Yukarıda Useym b. Kelibin dedesinin Peygamberimize gelerek, *Kesin olarak islamı sectim, müslüman oldum* deyince, Rasulüllah (s.a.s) kendisine; *O halde küfrün kıllarını kendinden temizleyip at ve sünnet ol * buyurması ve Zühri yoluyla rivayet olunan; Kim islama girerse, yaslı da olsa sünnet olsun* anlamındaki hadis, bu hükmü pekistirmektedir.

Peygamberimiz (s.a.s) ise, ümmetini sürekli hayırlı ve mutlu sonuc getiren islere yöneltir ve onları baskasından secip ayıracak hususları ögretirdi. islenip islenmediginin derinligine inmek, arastırıp kontrol etmekle yükümlü degildi. Onun bu konuda izledigi yol, islama girenleri dıs halleri ile kabul etmek ve degerlendirmekten ibaretti. Gizli hallerini ise Allaha bırakırdı.

islam hukuk otoritelerinin sünnet fiilinin gerekli bir ibadet olmasındaki sebep ve illetleri söyle göstermislerdir: Sünnetsiz kimse abdestini ve namazını bozmaya kendisini arzetmis olur. Cünkü kesilmedik kalan deri, cinsel organının bas kısmını tümüyle kapatmaktadır. idrar altına girince onu temizlemek hayli güctür. Böyle bir durumda saglıklı bir temizlik ancak sünnet olmaya baglıdır. Bundan ötürü gerek selef (öncekiler) olsun gerekse halef (sonrakiler) olsun bir cokları sünnetsiz kimsenin imamlıgını uygun görmemisler ve yasaklamıslardır. Fakat tek basına kıldıgı namazlarda ise, devamlı idrarı damlayan kimse gibi özür sahibi sayılır.

Sünnet ameliyesi konusunda cehalet sonu sebep olunan, özür ve ölüm olaylarında diyet uygulanmıstır (ibn Ebi Seybe, elMusannef, Diyet, 130; V/420; Abdurrezzak, elMusannef, IX, 470).

Sünnet olayının, tıb ilminin ilerlemesiyle hikmet degeri daha iyi anlasılmıstır. Erkeklerin sünnet olmadıgı toplumlarda rahim hastalıkları oranı, sünnet olan toplumlara göre cok daha fazladır.

Sünnetin dini acıdan büyük hikmeti oldugu gibi, bir cok saglıkla ilgili yararları da vardır. Bilim adamları ve özellikle tıp doktorları bunun olumlu sonuclarını belirtmislerdir. Bu hususların en önemlilerinden bir kısmı sunlardır:

Sünnet fıtratın yani yaratılısın esasıdır. insanın dogustan buna ihtiyacı vardır. islamın bir prensibi ve seriatın da ünvanıdır.

Sünnet, Rabbimizin Hz. ibrahim (a.s)in diliyle mesru kıldıgı, hakka yönelik dinin tamamıdır. Yani bunun tamamlayıcısıdır. Bu öyle bir dindir ki, kalbleri tevhid, birlik ve iman boyasıyla boyamıs, bedenleri fıtratın özellikleri olan sünnet olmak, bıyık kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altındaki kılları gidermek gibi özelliklerle bezemistir.

Rabbimiz söyle buyuruyorlar:

*Sonra da Biz, Hanif olan, müsriklerden olmayan ibrahimin dinine uy, diye sana vahyettik* (enNahl, 16/23).

Bir diger ayette de söyle buyurulmaktadır; *Allahın dini boyası ile boyandık. Boyası Allahdan daha güzel kim vardır? Biz ancak Ona ibadet ederiz* (el Bakara, 2/138).

Sünnet müslümanı digerlerinden ayırır.

ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla