| HamaL
Üyelik tarihi: 28.03.2003 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Abd Yenİlecek.... ABD YENİLECEK!
TEŞHİS DOĞRU DA...
“Ancak silâhla çözülebilecek problemlerle karşı karşıyayız!”
Avaz avaz böyle bağırmaya başladı Perinçek... Önümüzdeki günlerde, özellikle seçimden sonra –tabi seçim yapılabilirse-, Türkiye’nin çözmesi gereken öyle problemler var ki, bu problemlerin çözümü ancak silâhla olabilir diyor ve ekliyor: Yeniden Kuvayı Milliye’ye, yeni Mustafa Kemal’lere, yeni bir Kurtuluş Savaşı vermeye ihtiyacımız var...
Nedir Perinçek gibi bir Allah’sızı vatan kurtarıcılığına mecbur bırakan? Vatanı kurtarmak için bir millî hareket, millî birlik çağrıları yapmaya zorlayan? Türkiye’nin ancak silâhla çözebileceği sorunları nelerdir?
Birincisi, Avrupa’nın, güvenlik politikaları doğrultusunda, NATO’nun imkânlarını kullanmak istemesi. Bu durumda TC ordusu da doğrudan AB’ne bağlanacak ve TC generalleri doğrudan AB’nden emir almaya başlayacaklar.
İkincisi, Kıbrıs meselesi...
Üçüncüsü, Irak...
Teşhis doğru, her biri hayatî öneme haiz meseleler ve meselelerin çözümü de ancak silâhla olabilecek cinsten... Öyle veya böyle, evvelâ şu hakikati başa alarak konuşalım ki Perinçek her kim olursa olsun ve söylediklerini hangi gaye ile söylüyor olursa olsun, önümüzdeki günlerde söz sırasını silâhlar almaya başlayacak... Söz sırasını silâhların alacağını gören “cins cins ahbesin çocukları”, kendi zaviyelerinden bir takım hazırlıklara girişmiş bulunurlarken, diğer taraftan da müslüman Anadolu ahalisi olarak, bizlerin, böyle bir hazırlık içerisinde olmamamızı beklemek aptallık olur... Zira oyun, asıl itibariyle bizim üzerimizde oynanacak... Silâhların asıl hedefini müslüman Anadolu ahalisi teşkil edecek... Tezgâhlar bizim üzerimize kurulacak ve akıtılacak olan bizim kanlarımız üzerinden iktidar çekişmeleri yaşanacak... “Kürt meselesi”nde olduğu gibi, yine Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla Çerkeziyle müslüman Anadolu evlatlarının kanları paraya ve iktidara tahvil edilmeye çalışılacak... Oynanacak oyun açık ve net, ama bu defa oyuna gelen olmayacağımız gibi, oyuna getiren olacağız... Emperyalistlerin başımıza ördükleri çoraplar, “Mekr-i İlâhî” sayesinde ters yüz olup kendi başlarına geçmeye başladı, bu defa da öyle olacak Allah’ın izniyle.
PROBLEMİN KAYNAĞI
Problemin kaynağı, Batı yönünde dümen kırmış Laik TC’nin kendisi... Hâdiselerin tekâmülü neticesi 80 yıllık işbirlikçi nizâm artık fonksiyonel olmaktan çıkmış, emperyalizmin bölgesel projelerine bizzat bu nizâm-nizâmsızlık engel teşkil etmeye başlamış, Batı’ya dümen kıran işbirlikçi unsurlarla efendileri arasındaki bu sürtüşme her geçen gün şiddetini artırmaya başlamış, iktidarı elinde bulunduran işbirlikçiler, aldatılmış karı psikolojisi içerisinde, bir türlü boşanmaya razı olmuyorlar... Mahkemelerin yapacağı bir şey yok... İşin sonu karakolda bitecek...
Problemin kaynağı aynı kalmakla ve işbirlikçi yapılanmanın vazifesini icra edemez oluşuyla birlikte, bölgede yeni bir nizâmlama ihtiyacı hisseden emperyalizm, taşların yerinden oynamasıyla birlikte yükselecek “harbî” muhalefeti –silâhlı direnişi; yani anti-emperyalist savaşı; yani yarım kalmış, bitmemiş Kurtuluş Savaşı’nın devamını- yanlış yönlere ve hedeflere kanalize etmek açısından –aynen Millî Mücadele’de olduğu gibi- işbirlikçilerini-ajanlarını millîlik kisvesi altında aramıza katmak istemektedir.
Emperyalizmin müdahalesine karşı aldatılmış karı psikolojisi yaşayanlarla, ajanlarını ve bu iki kutbun “vatan – millet - sakarya” yaygaralarına kapılan kimi samimî unsurları birbirinden çok iyi ayırdetmemiz gerekmektedir. Zira, yarım kalmış olan “Kurtuluş Savaşı”mızın bu ikinci raundunda, ittifak kurabileceğimiz kimi unsurları da içinde barındırmaktadır bu yapı... “İttifak kurabileceğimiz” derken, bu kavramı, “güvenerek dayanmak” kavramından ayrı tutmak lâzım, zira Lenin’in burjuvalara güvenmekte ne kadar büyük yanılgıya düştüğü malûm... “Gayesine ermemiş sevaş, bitmemiştir!” Anadolu’nun işgâline karşı, Hilâfeti kurtarmak maksadıyla ayaklanan müslümanların gösterdiği direniş karşısında o gün şaşıranlar, bu gün daha büyük şaşkınlıklara uğrayacaklar, uğramaktalar. 1919’da başlayan Kurtuluş Savaşı’na, Efendi Hazretleri’nin verdiği destek malûm. Bu destek, Müslüman Anadolu ahalisinin kurtuluş için mücadele etme niyet ve azmine verilmiş olan bir destekti. Mücadeleye liderlik edenler açısından, mücadelenin akıbetinin malûm olmasına nazaran, desteğin devam etmesinin sebebi bu mücadele azim ve kararlılığında aranmalıdır. Bu azim ve kararlılık, o günden bu güne hiç sönmeden devam edegelmiş, ve bu gün İBDA’ya vücut vermiştir. O günden bu güne, laik rejimle müslüman Anadolu ahalisi her karşı geldiğinde, Anadolu tercihini öncüsünden yana yapmış; kurtuluşa dair mücadele azim ve kararlılığı hiçbir zaman kaybedilmemiştir. Bu azim ve kararlılığın, kâfirin baskısı ile yokedilmek istenmesi, kimi iç ihanetlerle pörsütülmeye çalışılması ve ajanlar eliyle gayesinden saptırılmaya çalışılmış olmasına rağmen, bu gün dipdiri ve her zamankinden daha güçlü, dimdik ayakta, düşmanına toslayacağı ve alnının ortasından vurup yere sereceği vakti beklemektedir.
*
İşte, silâhla halletme zorunluluğu olan meseleler:
IRAK
TC Ordusu, ABD’nin Irak operasyonu akabinde bölgede kurulacak bir Kürt devletine müdahale edeceğini açıklıyor. Bu açıklama karşısında Barzani, “Sokaklarımız Türklere mezar olur” diyerek meydan okuyor, ipler ve sinirler geriliyor.
TC ordusu Irak’ta bir Kürt devletinin kurlmasını iztemiyorsa, Anadolu topraklarında ABD’nin cirit atmasını engellemeli en başta. Bunu engellemedikten ve İncirlik’ten kalkan her uçak ya da helikopter, kurulacak Kürt devletine tuğla taşıyor, Kürt devletinin kurulmasına TC’nin kendisi göz yumuyor olduktan sonra... Bu şartlar altında K.Irak’a müdahale etmek, ABD’ne de “gel beni arkamdan vur” demek değil de ne? Böyle bir durumda, mehmetçiği cepheye sürmek, vatana ihanettir... Zira, tehlikenin ortaya çıkması beklenmemeli, tehlikenin aslına yönelmelidir... Asıl tehlike yirinde durduğu müddetçe, ondan varit tehlikelerle tek tek uğraşmaya kalkmak, hainliktir. Sonu gelmez kan akışıdır, kardeşin kardeşi kırmasıdır. Bu kan akışı ve kardeşler arası kırımdan da birileri cukkayı doldurmaya devam eder gider... Silah ve modernizasyon ihalelerinin sonu gelmek bilmez.
İşin içinde bir de TC’nin, ABD ile aynı safta Irak’a karşı saldırması planları da var. Tabiî bu durumda TC ile PKK müttefik oacaklar. Bizim için bir mahzuru yok da, bu laik generaller bunu nasıl izah edecekler? Daha doğrusu şu ân içinde bulundukları durumu dahî izaha kaabiliyetleri var mı acaba? Öyle ya müttefikimin müttefiki, müttefikimdir, dolayısıyla TC ve PKK şu ân nedir?
Anadolu’dan NATO ve ABD üsleri kalkmadıkça, daha başımıza çok işler gelir... Üsleri kaldırmak şöyle dursun, bir de yeni üsler açılmakta... İstanbul’a konuşlandırılan NATO Acil Müdahale Gücü gibi... ABD gemilerine Türk kara sularında takip hakkı tanınması gibi, egemenlik hakkını devredici keyfiyete haiz işbirlikçi tutumlar... Yunanistan buna “hayır” derken, bizimkiler “seve seve” (SS-1) dediler. “Seve seve” (SS-1) demeselerdi, (SS-2) planı devreye girecekti ya, mecburen kaçınılmaz olan karşısında direnmek yerine zevk almayı tercih ettiler...
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
|