| DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_8 Din âlimleri görevden alınarak, çöllerdeki köylere sürgün edildi; hor işlerde kullanıldı, mesela domuz bakıcılığı yaptırıldı. Camiler, medreseler, türbeler yıkıldı, harap ve virane bir şekle sokuldu. Yerlerine işletmeler, depolar, at haraları, . . . . yapıldı.
Merhum Ahmet Kabaklı Bey her zamanki gibi Doğu Türkistan’ı anlatırken bir yazısında Dini Zulüm üzerine şunları söylemektedir. "1949’da Komünist rejimin Doğu Türkistan’a girmesiyle yeni bir terör ve baskı rejimi başlamıştır. Dini vecibelerin yerine getirilmesi yasaklanmış, ibadet yerleri, dini ve milli eğitim yapan okullar, medreseler kapatılmış, kutsal din kitapları yakılmış, ulema ve ileri gelenler tutuklanmış, çoğu da öldürülmüştür. Genel Vali Burhan Şehidi çoğu din adamlarından oluşan 120.000 kişinin idam edildiğini açıklamıştır. Mao’nun ölümünden sonra uygulanan "açık yumuşama" politikası Doğu Türkistan Müslümanlarına bir ölçüde dini ve milli hoşgörü içinde yaşama imkanı vermiştir. Bu ortama inanan Müslüman halkı 1980’li yıllarda, yıkılan camileri onarmaya,yakılan İslami eserleri kurtarmaya çalışmıştır. Ancak bu hoşgörü dönemi kısa sürmüş, dini faaliyetler yeniden yasaklanmış, okullar, medreseler kapatılmış, hocalar talebeleri ile birlikte hapsedilmişlerdir. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin "Şincag’ın İstikrarının Korunması" hakkındaki çok gizlilik dereceli 19.03.1996 tarihli kararında Din ve Eğitim ile ilgili maddeler şöyledir: "Dini faaliyetler mutlaka devletçe kontrol edilmelidir. Bütün özel dini eğitim kurumları kapatılmalıdır. ÇKP üyelerinin dini faaliyetlerle iştigal etmeleri yasaklanmalıdır. Halk, kesinlikle dini propagandalara karşı korunmalıdır. Bu faaliyetlere katılmayanlar derhal önlenmelidir." Din kitapları sadece komünist yönetim tarafından yayımlanıyor, bölge hükûmetinin üyelerinin camiye gitmesi kesinlikle yasak ve 50 yaşın altındaki Uygurlar’ın hacca gitmesine izin verilmiyor. Komünist Çin rejimi, iktidara karşı direnenleri acımasızca yargılıyor. Bu yargılamalar da çoğunlukla ’idam’ cezasıyla sonuçlanıyor. Uluslararası Af Örgütü "Amnesty International", Sincan bölgesinde sözde isyancılara karşı başlatılan son kovuşturma kampanyasıyla, çok sayıda kişinin idam cezasına çarptırıldığına dikkat çekiyor. Doğu Türkistan halkı ; Çinliler’den sosyal ve kültürel ilişkilerden nefret edercesine kaçınarak pasif mukavemetin en iyi örneklerini vermekte, imkan ve fırsata buldukça da tepkilerini aktif olarak göstermektedirler. 1953,55,57,62,67,69,70 ve 85 ile 1989 yıllarında vuku bulan dini ve milli hareketler dünya basınında yankılar uyandırmıştır... 1990 yılında yüzlerce mücahidin şahadetiyle son bulan "Barın Ayaklanması" ve nihayet 4 Şubat 1997 tarihinde Gulca’da başlayıp , ülkenin birçok kesimleri de sirayet eden milli direniş hareketleri, Doğu Türkistan’da Müslüman Türk’ün asırlardır kökleşen dini ve milli inançlarının sökülüp atılmayacağını gösteren bir cevaptır. Netice itibariyle, tüm baskılara rağmen insanlık şeref ve haysiyetiyle asla bağdaşmayan ağır bir esaret ve müstemleke zihniyetinin uygulandığı Doğu Türkistan’da 26 milyonu aşkın bir Müslüman Türk toplumu vara olma mücadelesini sürdürmektedir.
Uluslar arası Af Örgütü Mart 2002 Raporunda ise özetle; Din özgürlüğü üzerine yeni kısıtlamalar getirildi. Genç insanlar üzerinde kötü bir etkisi olduğu söylenen camiler kapatıldı ve imamlar siyasi eğitime tabii tutuldu. Eğitime tabii tutulanlardan partinin diktasına boyun eğilmesi istendiği gibi muhalif olanlardan ispiyonculuk yapmaları da isteniyor. Farklı düşünenleri ortaya çıkarma kampanyasına 2002 yılında SUOB’de kültürel ve medya çevreleri de dahil edildi. "Bölücülükle mücadele"nin şiir, şarkı, kitap, bildiri, mektup ya da internet vasıtasıyla yayılan düşüncelere karşı da yürütülmesi gerektiği yetkililer tarafından vurgulandı."Dini inançlara özgürlük din için özgürlük değil" (The Xinjiang Daily, 18 Mayıs 96) Bütün Çin’de olduğu gibi SUOB’de dini faaliyet 1950’den beri ciddi bir biçimde engellenmektedir. Son yıllarda da Çinli yetkililer radikal İslamcı bazı hareketleri Uygur bölücü grupları ve dini liderlerine akıl hocalığı yapmakla suçlamaya başladılar. Bunun doğruluk payı olsa da halkın büyük çoğunluğunu etkileyecek olan din üzerinde olan baskı ve kısıtlamalar için gerekçe oluşturamaz. Bunun dışında bağımsız gözlemci ve uzmanların söylediğine göre Uygurlar için din daha çok etnik kimlik ve kültürel mirasa vurgu yapmak için önem kazanmakta ve Wahhabi okullarında öğretilen İslam ile pek fazla ortak yönleri olmadığı söylenmekte. Uygurlar arasında geniş bir biçimde görülen hoşnutsuzluk ise daha çok hükümetin politikasından kaynaklandığı, çünkü bununla eşitsizlik ve ırk temelinde ayrımcılığın körüklendiği söyleniyor. |