Tekil Mesaj gösterimi
  #53
Alt 30.06.2006, 17:11
seyfullah_keskin

 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_11

Mao’nun İslâm dinine karşı yürütmüş olduğu siyasetinin bu derece şiddetli olmasının başlıca sebebi, İslâmiyet’in, Mao’nun Doğu Türkistan Türk Müslümanların! eritme siyasetine karsı bir kalkan vazifesi görmesidir.

Mao’nun bu imha siyasetine karşı çıkan 360 Bin Doğu Türkistanlı katledilmiş11, 100 binden fazlası "denize düşen yılana sarılır" misali Sovyetler Birliğine sığınmış18, 504.800 kişi de Doğu Türkistan’daki 19 ağır çalışma kampının 10’una konulmuştur.

1933 yılında, silahlı savaşa devam eden Muhammed Emin Buğra, hem savaşarak hem çekilerek Afganistan’a sığındı ve siyasi mücadelesini orda sürdürdü. Doğu Türkistan Hükümeti yıkıldıktan sonra, Uygur ve Kazak Türkleri’nden olarak l .5 milyon din ve bilim adamı katledildi.

Uluslararası Af Örgütünün 2003 Yılında "Çin Halk Cumhuriyeti: Uygurlar Çin’in “terörle savaş” adına uyguladığı baskıdan kaçıyor " Başlıklı raporunda ise;

Aynı dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak kutsal Ramazan ayındaki bazı dini ibadetleri yasakladı, bir çok camiyi ve bağımsız din okulunu kapattı, Müslüman din adamları üzerindeki resmi denetimlerini artırdı ve "yurtsever olmayan" ya da "yıkıcı" olarak gördüğü dini liderleri gözaltına aldı ya da tutukladı. Bölgesel yetkililer Sincan’daki kültür ve medya çevreleri ile bazı devlet dairelerini "istenmeyen unsurlardan kurtarmak için "temizlik" amacıyla siyasi kampanyalar da başlattı.



Aynı dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak kutsal Ramazan ayındaki bazı dini ibadetleri yasakladı, bir çok camiyi ve bağımsız din okulunu kapattı, Müslüman din adamları üzerindeki resmi denetimlerini artırdı ve "yurtsever olmayan" ya da "yıkıcı" olarak gördüğü dini liderleri gözaltına aldı ya da tutukladı. Bölgesel yetkililer Sincan’daki kültür ve medya çevreleri ile bazı devlet dairelerini "istenmeyen unsurlar"dan kurtarmak için "temizlik" amacıyla siyasi kampanyalar da başlattı.



Benzer şekilde Çin’de, ulusal politikanın bir uzantısı olarak dini vecibelerin yerine getirilmesi kısıtlanmakta ve resmi, formel kanalların dışında her tür dini vecibelerin yerine getirilmesi ya da ibadet, uluslararası insan hakları standartlarını ihlal ederek yaptırıma tabi tutulabilmektedir. Her hangi belirli din ya da inanç sistemine getirilen kısıtlamaların şiddeti, tıpkı belirli bir grubun bir siyasi kampanyanın hedefi olup olmaması gibi resmi politikaya göre değişiklik göstermektedir. SUÖB’deki Müslümanlara uygulanan din baskısı, "aşırı dinci" denilen kişilere karşı başlatılan resmi kampanya sırasında daha da arttı. Son yıllarda başlatılan bu kampanya, Uygur Müslümanlarına dayatılan denetimlerin Çin’deki diğer halklar arasındaki İslam’a getirilen kısıtlamalardan daha sert olmasına yol açtı.



Ne var ki, din baskısının boyutları şiddet içeren faaliyetler ile mücadele gereğinin ötesine geçmektedir. Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’de uluslararası din ve inanç özgürlüğü standartlarını ihlal ederek, barışcıl şekilde kendi dini ibadetlerini yapmalarından dolayı gözaltına alınan sayısız Uygurun vakalarını belgelemiştir.[18]



Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’deki baskının ileri boyutlarda olmasının etnik, kültürel ya da dini Uygur kimliğinin her hangi bir şekilde bağımsız ifadesine yönelik alanı daraltmasından endişe duymaktadır. Bu tür ifadeler, özellikle barışçıl eleştiri, hoşnutsuzluk ya da huzursuzluk biçimini aldıklarında yetkililer tarafından çoğunlukla "ayrılıkçı", "terörist" ya da "yasa dışı dini" faaliyetler oluşturma sayılmakta ve keyfi gözaltı, işkence ve diğer ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Uluslararası Af Örgütü Çinli yetkililere, şiddet içeren eylemler ile barışçıl hoşnutsuzluğun ya da sosyal, kültürel ya da dini kimliğin ifade edilmesi arasında net bir ayrım yapmaları çağrılarını sürdürmektedir.



Bölgede "ayrılıkçılık, terörizm ve aşırı dincilik" olarak tanımlanan "üç şer güç" üzerindeki resmi siyasi önlemlerin artırıldığı göz önüne alınırsa, bu rakamların o tarihten sonra önemli ölçüde artmış olması muhtemeldir. Eylül 2003’te sürgündeki Uygur kaynakları, Mart 2002 tarihinden itibaren SUÖB’ün çeşitli şehirlerinde bağımsızlığı geliştirdiğine inanılan Uygur kitaplarına ve öteki medya araçlarına el koymayı ya da bunları yakmayı amaçlayan güvenlik operasyonları kapsamında on binlerce kişinin "ayrılıkçı" ya da "terörist" oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını bildirdi. Aynı kaynaklar, Nisan ile Ağustos 2002 tarihleri arasında sadece Kaşgar’da, resmi olmayan İslami faaliyetleri hedef alan bir güvenlik operasyonu sırasında tahmini olarak 5.000 kişinin gözaltına alındığını da belirtti. Bildirildiğine göre bu kişilerin yaklaşık 150’sinin ölüm cezaları infaz edildi.



Çin Devlet Konseyi, görüldüğü kadarıyla SUÖB’deki politikalarına yönelik uluslararası eleştirilere karşılık olarak, Mayıs 2003’de Sincan’ın Tarihi ve Gelişimi başlıklı yeni bir Resmi Broşür yayınladı. Bu belge bölgedeki etnik azınlıkların haklarının dini inanç özgürlüğü de dahil olmak üzere tam olarak korunduğunu iddia ediyordu.[33]



2001 sonunda, her ikisi de Kaşgar ilindeki Yerken kasabasinda İslami öğrenci olan iki Uygur, Ahat Memet (21 yaşında) ve Turgan Abbas (27 yaşında) Kazakistan’da kayboldu ve zorla Çin’e iade edildiklerine inanılmaktadır. Ahat Memet ve Turgan Abbas, bildirildiğine göre "yasa dişi dini" ve "ayrılıkçı" faaliyetlere karıştıkları şüphesiyle bir ay boyunca gözaltında tutuldukları ve sorgulandıkları Kaşgar ilindeki Yerken gözaltı merkezinden serbest bırakıldıktan sonra Ağustos 1999’da SUÖB’den kaçmışlardı.

Yine Uluslararası Af Örgütü 164 nolu basın açıklamasındaki, Çin: Kaçan Uygurlar “terörle mücadele” adına işkence ve idama geri dönmeye zorlanmakta" başlıkla devamla;

“ABD’ye yapılan 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana Çin Hükümeti bölgedeki tüm politik ve dini farklılıklara karşı oluşturdukları baskıyı artırmak için ‘terörizm karşıtlığı’nı bahane olarak kullanmaktadır.



Hükümet aynı zamanda; çoğu Müslüman olan Uygurların dini hakları üzerindeki kısıtlamalarını artırarak bazı camileri kapatmış, bazı dini okulları ve uygulamaları da yasaklamıştır. Hem kısıtlamalarını dini, kültürel ve sosyal haklara da uzatarak “ayırımcı, terörist veya dini fanatik” oldukları şüphesi ile kişileri yıllarca adil olmayan yargılamalar ertesinde mahkumiyet veya idam cezaları ile karşı karşıya bırakmış, hem de avukatlar veya aileleri ile görüştürülmeden işkence ve uzun süreli gözaltında tutmuştur.
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla