DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_12
Doğu Türkistan ve Çin’deki Müslümanlar üzerine bir uzman olan Profesör Dru C. Gladney, hükümetin "fazla" dindar olduğundan şüphe duyduğu bütün Uygurları, özellikle Sufî ya da Vahabî olarak belirlenen kişileri sürekli olarak topladığını da belirtmiştir.
China’s Minorities: the case of Xinjiang and the Uyghur people (Çin’deki Azınlıklar: Sincan vakası ve Uygur halkı) Birleşmiş Milletler Azınlık Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Alt Komisyonu’na sunulan çalışma, Azınlıklar Çalışma Komisyonu, Dokuzuncu Oturum, 12-16 Mayıs 2003, UN Doc.
Fokus Dergisi Barut Fıçısı başlığı altında yayınladığı yazısında ise; "Bu "bölgeyi Çinlileştirme" politikası giderek eşitsizlik ve şiddet İçeren bir istilaya dönüşüyor. "Çalışma kamplarının sayısı her geçen gün artıyor. Karşı devrimciler ve Uygur kökenli "teröristler" ya Taklamakan Çölü’ndeki yol yapımında ya da Tanrı ve Altay dağlarındaki maden ocaklarında çalıştırılıyorlar. Bu insanlara her gün Parti tezleri çerçevesinde eğitim veriliyor, dinlerini reddetmeye zorlanıyorlar."
Doğu Türkistan’da dindar Müslümanların sık sık gözaltına alınmaları, dinlerini gerektiği gibi yaşamalarına izin verilmemesi ve din adamlarına uygulanan baskı, bu şiddet politikasının çok daha derin bir nedeni olduğunu akıllara getirmektedir. Her şeyden önce bu, Kızıl Çin’in Doğu Türkistan’daki İslami varlıktan büyük endişe duyduğu anlamına gelmektedir. Çin’de İslam dinine ve Müslümanlara yönelik saldırıların kökeni eski dönemlere dayansa da, bunun sistemli bir zulüm ve hatta soykırım politikasına dönüşmesi komünist rejimin kurulmasıyla başladı. 1949’da Mao’nun Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurması ile birlikte, öncelikli hedef her türlü İslami unsur oldu. Camilerin, mescitlerin, medreselerin ve dini eğitim veren kurumların kapatılması ile başlayan din düşmanlığı, açık bırakılan ibadethanelere Mao’nun resimlerinin asılması ve Müslümanların bu resme saygı göstermeye zorlanmaları ile iyice doruğa tırmandı. Bu dönemde 29 bin cami kapatıldı.1 Bundan sonraki aşama ise özellikle din adamlarının, mesnetsiz iddialara ve düzmece suçlamalara dayanılarak gözaltına alınmaları oldu. Bu kişilerin bir kısmı hemen idam edilirken, 54 binden fazla din adamı da bir ömür boyu Çin toplama kamplarında, son derece ağır koşullarda zorunlu işçi olarak çalıştırıldı. (
www.doguturkistan.com)
Bu dönem boyunca din adamlarına fiziksel işkencelerin yanı sıra, manevi işkenceler de yapıldı. Örneğin din adamları meydanlara toplandı, Mao’nun sözde "ilah" olduğunu kabul ettiklerini ikrara zorlandılar. Halktan ölülerini yakmaları gibi İslam anlayışının dışında uygulamalar yapmaları istendi. Kapatılan camiler ise askeri kışla, depo veya sinema, tiyatro gibi eğlence yerleri olarak kullanıldı. Cuma ve teravih namazları da dahil olmak üzere her türlü toplu ibadet yasaklandı, geride kalan birkaç camide ibadetlerini yerine getirmeye devam eden Müslümanlara ağır vergiler kondu. Bu camilerin onarım ve bakımı için kullanılacak bağışlara ve din adamlarının her türlü mal varlıklarına komünist yönetim tarafından el konuldu. Kuran öğrenmek ve öğretmek tamamen yasaklandı. Dini eserler evlerden toplandı. Arapça metinler, pek çok tarihi el yazması kitap da dahil olmak üzere yakıldı.
Bugün de Değişen Bir şey Yok!
Çin’de 18 yaşından küçüklere dini eğitim gerek evde gerekse okulda kanunen yasaktır. İslam ülkelerinin baskısı neticesinde bazı dini okullar açılmışsa da buralarda İslamiyet’ten çok Marksizm, Leninizm ve Maocu fikirler okutulmaktadır. Bu din okullarında görevli öğretmenlerin hepsi komünist ve ateisttir. Gençler dini bilgiden mahrum olarak büyütülmektedirler. Diğer okullarda ise din sanki unutulması gereken veya Çin halkının alt tabakalarındaki insanlar tarafından benimsenmiş iptidai bir inançmış gibi öğretilmektedir. Bu durum gençleri dini inançtan hızla uzaklaştırmaya başlamıştır.