DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_13
Hükümet, Müslümanların faaliyetlerini çok sıkı kontrol etmektedir. Çin’deki İslam cemiyetinde görev yapanların çoğu komünisttir... Komünistler, İslamiyet’i, İslam ülkeleriyle olan ilişkisini geliştirebilmek için bir araç olarak kullanmaktadır. Burada hemen belirtmek gerekir ki, Çin Komünist Partisi’nin kullandığı din aleyhtarı söylem, yeni bir iddia değil, asırlardır inkarcılar tarafından kullanılan klasik bir alay ve iftira üslubudur. Kuran’da Hz. Nuh’a karşı çıkan inkarcıların da, "... Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz..." (Hud Suresi, 27) diyerek, dindarları küçümsemeye çalıştıkları bildirilmiştir. (
www.harunyahya.org)
Doğu Türkistan’da sadece dinlerini yaşadıkları ya da yaşamak isteyen insanlara İslam’ı öğrettikleri için binlerce insan tutuklanmış ve işkence görmüştür. Gözaltına alınan din adamlarının suçlandıkları konular ise çok dikkat çekicidir. Örneğin 28 Ekim 1999’da gözaltına alınan ve ağır para cezasına çarptırılıp görevinden alınan Hoten’deki Oybağ Camisi’nin İmamı Mehmet Ali’nin suçu, dini, Komünist Parti’nin dikte ettirdiği şekilde öğretmemektir. İmam Mehmet Ali’nin suç duyurusunda işlediği "suçlar" şu şekilde sıralanmıştır:
Görevi boyunca İmam Mehmet Ali, Komünist Parti’nin kurallarını öğrenmemiş, öğretmemiş ve uygulamamıştır. Din İşleri Başkanlığı’nın talimatlarını görür gibi yapmış, ancak Başkanlığın organize ettiği çalışmalara ve eğitsel faaliyetlere katılmamıştır... Kimliği belirsiz kişilerin camide kalmasına izin vermiştir...
Londra kökenli insan hakları gözeticisi Amnhsty International’m geçen ayki bir raporuna göre: Geçtiğimiz üç yıl içinde Çin teröre karşı mücadele adı altında Müslümanları göz altına almış,camileri kapatıp bazı dini okulları yasaklamıştır. Amerika, Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni terörist gruplar listesine dahil etti.
bazı dönemlerde söz konusu siyasal haklar tamamıyla geri alındı. Uygur Türklerinin Çinli topluma entegrasyonunu sağlamak amacıyla, İslam inancı çerçevesinde yerine getirilmesi farz olan ibadetler dahi yasaklandı. Aile içinde bile çocuklara dini eğitim verilmesi güvenlik güçlerinin baskısı ve uzun süreli hapis ya da idam cezaları ile engellenmeye çalışıldı.
Bu kapsamda uygulanan kısıtlamalar, Uygur Türklerinin ulusal ve kültürel kimliğinin asimile edilmesini hedef alan uygulamaların bir bileşeni oldu.
ÇHC Yönetimi, ülkedeki ulusal birliğin oluşturulması ve istikrarın korunması bahanesiyle bölgedeki otoritesi için en ciddi tehlike olarak algıladığı Uygur Türkleri’nin mahalli seviyede yaşadığı dini ibadetlerini baskı altına aldı. Bölgede, ÇHC rejimi aleyhtarlığının kaynağı addedilen, camiler, Kur’an Kursları ve hatta aile içi dini eğitim, zaman zaman aşırı derecede baskı altına alındı. Camiler ve kurslar süresiz olarak kapatıldı. Söz konusu kurumlarda çalışan resmi görevliler tutuklandı ya da işten çıkartılmak suretiyle taciz edildi.
Bir dönem serbest bırakılan, başka bir dönem yasaklanan dini faaliyetlerle kendini ortaya koyan tutarsız politikaların, yaklaşık 30-35 yıllık süreç içerisinde Uygur halkında yarattığı güvensizlik, ibadet de dahil olmak üzere bölgedeki dini faaliyetlerin zaman içerisinde yer altına inmesine sebep oldu.
Böylelikle, etnik ve dini kimliğini korumaya çalışan Uygur Türkleri arasında, Orta Asya’da yüzyıllardır hakim olan, zorlama ve şiddeti reddeden ılımlı İslam inancından farklı görüşlere sahip, radikal görüşlü şahısların kurduğu tarikat benzeri yapılanmalar ortaya çıktı. Sincan- Uygur Özerk Bölgesi’nde radikal İslamcı görüşün ilk tohumları atılmaya başlanıldı. Ancak bu oluşumlar, etkinliklerini artırabilecek sayıda taraftar toplayamadı.
Bu baskılar 1960’ların sonuna kadar devam etti. 1970’li yılların başında ise Sovyetler Birliği karşısında daha güçlü bir konum kazanmak ve uluslararası alanda daha etkin hale gelmek amacıyla yeni arayışlara giren ÇHC, uluslararası açılım yapma kararı aldı. Bu kapsamda, önceliğini Afrika ve Ortadoğu ülkelerine verdi. Ortadoğu bölgesi ile yakınlaşmanın gündeme gelmesiyle, 1975 yılından itibaren, Sincan Bölgesi’nde yaşayan Uygur Türkleri’nin dini vecibelerin yerine getirilmesi üzerindeki baskılar bir nebze de olsa azalmaya başladı.
Bu gelişmenin arkasındaki temel neden, Ortadoğu ülkelerinin, ÇHC’nin Müslüman nüfusa uyguladığı baskıcı politikalardan duydukları rahatsızlığı açıkça dile getirmeleri oldu. Özellikle Suudi Arabistan, İran ve Pakistan, konuya ilişkin hassasiyetlerini en çok gündeme getiren ülkelerin başında yer aldılar.
Böylelikle, 1966-1972 yılları arasında “Kültürel Devrim” adı altında Müslüman Uygurlar ve Huilere yönelik, özgürlüğü ciddi anlamda kısıtlayıcı uygulamaların yerini tedrici bir iyileşme sürecine bıraktığı görüldü.
