Evliyaullah Hakk'ın Emri İle Konuşur,
Hakk'ın İlhamı İle Eser Neşreder;
Câhil Tabakası Kendi Zannını Ortaya Koyar,
İftira Atmaktan Çekinmez!
Sifil Hadis-i şerif'i inkâr etmekle yetinmemiş, Hadis-i şerif'te izah edilen hakikatlerin beyânını da diline dolayarak "
Nefsani davranmak" iftirâsında bulunmuştur. Hatta daha da ileri giderek ve kendisine has "avam" üslûbu ile -Veysel Karânî Hazretleri'nden bahisle- "
caka satarak ortalıkta dolaşmayı aklından bile geçirmemişti!" demiştir.
Be hey câhil! Bu zâtın eserlerini okumadan mı bu iftirayı yaptın, yoksa okudun da nefis putu gözlerine perde mi oldu? Fincan ile deryayı ölçebilir misin?
Sen öyle bir zâta, en son söylenebilecek bir isnadda bulunuyorsun ki, çok kötü bir koku yayıyorsun!..
Hatmü'l-velaye'nin zuhûruna dair bu Hadis-i şerif'i teyid ve tefsir eden altmışa yakın Evliyâullah'ın beyanı var, husûsî yazılmış eserler var. Cismî husûsiyetlerine, görünüşüne, mücadelesine, yardımcılarına, âhir zamanda geleceğine, Türk'e gönderileceğine, Arap soyundan olacağına, ancak Arapça konuşmayacağına kadar her türlü husûsîyeti tek tek ifşâ edilmiştir. Hatmü'l-velâye'nin kim olduğuna ve vazifesine dair, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde haberler ortaya çıkmıştır.
Bu hakikatleri beyan eden bir Zât-ı âlî'ye "
Nefsânî davranmak" iftirâsını atmak ancak senin gibi avama yakışırdı!..
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz pek çok Hadis-i şerif'lerinde kendilerine bahşedilen ihsan ve faziletlerden, yüksek meziyetlerden sözetmişler, fakat hemen arkasından: "
Bunu övünmek için söylemiyorum." buyurarak; gâyelerinin yalnızca Allah-u Teâlâ'nın lûtfunu bildirmek, öğrenmeleri gereken mühim bir gerçekten ümmetlerini haberdâr etmek olduğunu beyan etmişlerdir.
Ezcümle bu mânâya işâret eden bir Hadis-i şerif'lerinde:
"
Ben kıyâmet gününde bütün peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsinin şefâatçisi olacağım. Bunu övünmek için söylemiyorum!" buyurmuşlardır. (Tirmizî)
Nitekim diğer Hadis-i şerif'lerinde de "
Geçmiş ve gelecek bütün insanların en hayırlısı" olduklarını, "
en hayırlı nesilden vücud buldukları"nı, "
kıyâmet günüde Livâ-yı Hamd'in sahibi, iman edenlerin şefaatçisi, cennete girecek ilk kişi ve bütün insanların en yücesi" olacaklarını açıkça bildirmişler; ancak bunu cehâlet ve sefâlet deryasında yüzen kara cahillerin zannettiği gibi "caka satmak" için değil, ümmetlerine hakikati duyurmak için beyân etmişlerdir.
Veysel Karânî -kuddise sırruh- Hazretleri üzerinden yaptığın çirkin iftirânın cevâbını ise, Hadîs-i kudsî'de sana bizzat Allah-u Teâlâ vermektedir:
"
Velilerimden kendisine en çok gıpta edilen kişi; benim katımda derecesi ulu ve yüksek peygamberlerin derecelerinden bile daha yakın olan gizli bir kimse, Üveysü'l-Karnî'ye ve onun benzerlerine denk olan hafîfü'l-haz bir mümindir.
İşte bu onun zâhirî sıfatıdır, bâtını ise târife sığmaz!" (Hakîm et-Tirmizî, "Nevâdirü'l-Usûl", c. 1, s. 619)
Nitekim Evliyâ-i kirâm'ın önde gelenlerinden İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh Hazretleri de "
Mektûbât"ında;
"
Sübhânellâh! Bu Hakîr'den elinde olmayarak öyle ma'rifetler zuhûr etti ki, büyük bir topluluk biraraya gelerek çalışsalar bir benzerine kavuşamazlar!" demiş ve bunu söylerken "
caka satmayı" aklının ucundan bile geçirmemişti!.. (326. Mektup)
Binaenaleyh kendini övmek ayrı, hakikati neşretmek için söz söylemek ayrı şeydir.
Nitekim insanlara nefislerini tanımaları için irşadda bulunan, eserler neşreden bu Zât-ı âlî bu hususta da şunları söylemiştir:
"
Hep ilâhî vergi... Allah-u Teâlâ ezelden öyle murâd etmiş; kulda hiçbir şey yok!.. Biz bunları ilâhî bir lütuf kabul ediyoruz. Hiçbir zerresine bile lâyık olmadığımı da biliyorum. Gerek Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in, gerekse Evliyâullah Hazerâtı'nın beyanlarını seyrediyorum ve bu lütuflarından dolayı Sâhib'ime şükrediyorum.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in buyurduğu gibi; 'Bunları övünmek için söylemiyorum.' Çünkü ben 'Var' ile övünüyorum!..
'Bu Allah'ın fazl-u ikrâmıdır, dilediğine verir.' (Cum'a: 4)" ["Kalblerin Anahtarı Sözler ve Notlar", c. 10, s. 310]
Tarih boyunca zâhir ehli anlamadığı mevzularda çok zaman ehl-i tasavvufa düşmanlıkta bulunmuşlardır. Nitekim "
Hatmü'l-Evliyâ'" kitabının yazarı olan Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri bu kitabı yazdığı için Tirmiz'den sürülmüştü.
"
Menâkıb" kitaplarının hemen hemen hepsinde bahsi geçen aşağıdaki hâdise, Evliyâ-i kirâm'ın bu gibi beyanlarını hafife alan ve onlara karşı büyüklük taslamaya kalkışan câhillere açık bir ikazdır:
Şeyh Abdülkadir Geylânî Hazretleri bir cuma günü vaaz ediyordu. Oldukça kalabalık olan vaaz meclisinde Evliyâullâh'ın büyüklerinden pek çok da zevât-ı kirâm bulunuyordu. Tam bu esnâda Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in rûhâniyeti tecellî ederek: "
Kul, yâ Abde'l-Kâdir! Kademî hazâ 'alâ rakabeti külli veliyyi'llâh"; yani; "Ey Abdülkadir! 'Benim ayağım bütün velilerin boynunun üstündedir.' de!" buyurdular. Hazret de bu sözü orada bulunanlara aynen tekrâr etti.
Ne kadar velî varsa, hiçbiri en ufak bir itiraz emâresi dahî göstermeden: "'Alâ
rakabetinâ ve 'alâ re'sinâ!"; yani: "
Evet! Senin ayağın bizim başımızın ve boynumuzun üstündedir." diyerek teslimiyetlerini bildirdiler. Hattâ Şeyh Ali bin Hînî -kuddise sırruh- Hazretleri birdenbire yerinden fırlayıp, boynunu hemen Hazret'in ayaklarının altına koydu. Hazret'e Resulullah Aleyhisselâm'ın böyle emrettiği o gün orada bulunmayan diğer velilere de mânen bildirilmiş, onlar da; "
'Alâ'r-re'si ve'l-ayn" diyerek, Şeyh Hazretleri'ne bağlılıklarını bildirmişlerdi.
Nitekim o tarihlerde Bağdat yakınlarında ikâmet eden Seyyid Ahmed er-Rufâî Hazretleri de, talebeleriyle sohbet ederken bu duruma vâkıf oldu; mübarek başını toprağa koyup söylenen sözü tekrarladı ve yanında bulunanlara; "
Az önce Bağdat'lı Seyyid Abdülkâdir gavsiyyetini ilân etti!" diye hitap buyurdu.
Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin bu sözünü emirsiz söylemeyeceğini bilmeyen ve içine sindiremeyenler de çıktı. Nitekim "
Şeyh San'a" adlı şahıs kibirlenerek; "
O büyükse ben de onun gibi büyüğüm!" dedi ve böyle bir şeyi kabullenmenin mümkün olmadığını söyledi. Onun kibirlenerek itiraza kalkıştığı Abdülkadir Geylânî Hazretleri'ne keşfen bildirildi. Hazret o anda Şeyh San'a'nın karşısında tecellî ederek; "
Mâdem ki bana boyun eğmiyorsun, o hâlde bir kâfire boyun eğesin! Mâdem omuzunun üzerinde bizim ayaklarımızın olmasına itiraz ediyorsun, öyleyse domuzun ayakları omuzunun üzerinde olsun!" diye bedduâ etti.
Bu sözün üzerinden fazla bir zaman geçmemişti ki, Şeyh San'a bir Rum kızına âşık olup talip oldu. Ancak kızın ailesi bir müslümana aslâ kızlarını vermeyeceklerini söylediler. Şeyh San'a kendini kaybedip, onların teklifine boyun eğerek hıristiyan oldu. Rum ailenin şartına göre San'a, bir sene boyunca onların domuz çiftliğinde domuz çobanlığı yapacaktı. Bunu da kabul etti. Öyle zaman oluyor ki, yeni yavrulayan domuzların yavrularını alıp omuzlarında taşıyordu. Hem kâfire boyun eğip tekliflerini kabul etmiş, hem de domuzun ayakları omzunun üzerinde olmuştu.
•
Evliyâullah Hazerâtı'nın bütün iş ve icraatları
Allah ve Resul'ünün emriyledir. Binâenaleyh bunları bilmeden ve anlamadan, bu beyanlar üzerinden bilmişlik taslamaya kalkışmak, kendi kendini rezil ve cehâletini ilân etmekten başka bir şey değildir!..
•
"
Kalblerin Anahtarı Külliyatı"ndan olan Sözler ve Notlar serisinin 10. cildinin takdiminde Muhterem müellifin şöyle bir beyanları var:
"
Her şeyin bir özü vardır, bu kitapların özü ise iki cümleden ibarettir:
'Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin.' (Mâide: 92)
Yani bununla mühürlüdürler.
Ben bir perdeden bir kabuktan ibaretim, özüm O'dur. Şu gördüğünüz kâinat da bir kabuktan ibarettir. Kâinatın da özü O'dur. O kabuğu çıkardığın zaman "Öz" kalıyor.
Elhamdülillah, kabuk olduğumu biliyorum. İçimde O olduğunu da görüyorum.
Özüm de Allah, sözüm de Allah... Herkes kabuğu görüyor. O'nu görmüyor.
İnsan da böyle, kâinat da böyle... Vücud O, mevcud O...
Burada ilmin hülâsası ortaya çıkıyor. Bütün evliyâullah'ın ilmi bu kabukta idi. Mühim olan kabuğu atabilmek.
İşte size bu ilimden bahsediliyor. Nasibi olan, nasibi kadar alacak. Bu ilim Allah-u Teâlâ'nın duyurması ve göstermesi ile kâimdir.
Biz size özü anlatıyoruz. Bu marifet, bu kitabın özüdür. Bu kitabı yazmaktaki esas gayem, bu özü bildirmektir."
"Bu ilim senin mi?" diye soruluyor.
"Hakk Celle ve Alâ Hazretleri bu fakire bu ilmin tezgâhtarlığını yaptırıyor. Bu ilimle hiçbir ilgim yoktur. Bu ilim has bir ilmullah'tır.
Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
"Fakirliğimle övünürüm." buyurmadı mı? (Münâvî)
Biz fakirliğimizle iftihar edenlerdeniz, allâmeler başkadır."
•
Bizim beyanlarımız Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif iledir. Lâf etmeyiz. Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif ile delil olmadıkça lâfa itibar etmeyiz.
• Hakikat Aylık İslam Dergisi - Ağustos 2006 - 155. Sayı -