"Ağaçlar Kalem
Denizler Mürekkep Olsa"
Allah-u Teâlâ bütün kâinatı yaratan kudretin Zât-ı akdes'i olduğunu kâfirlerin de ikrar ve itirafa mecbur olduklarını Âyet-i kerime'sinde haber vermektedir:
"Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, mutlaka: ‘Allah!..' derler. De ki: Hamd Allah'a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmezler." (Lokman: 25)
İnsanlar kendi fıtratlarına döndüğü, kendi vicdanlarına danıştıkları zaman bu apaçık gerçeği görebilirler. Buna rağmen Allah-u Teâlâ'ya başkalarını ortak koşmaktadırlar. Fazlasıyla uyarıldıkları halde uyanamamaktadırlar. Çoğu kişiler düşünüp tefekkür etmezler. Bu hususa dikkatleri çekilecek olsa, gereken şekilde dikkat etmezler.
Gökler ve yer Allah-u Teâlâ'nın mahluku olunca göklerde ve yerde bulunanlar da şüphesiz ki O'nundur.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Şüphesiz ki Allah ganidir ve övülmeye en çok lâyık olandır." (Lokman: 26)
Bütün hamd ve övgüler O'na mahsustur. Her şey O'na muhtaçtır. Hiç kimse O'nu övmese dahi O, övenlerin övmelerinden, hamd edenlerin hamdinden müstağnîdir. Kâfirlerin küfrü, müşriklerin şirki sebebiyle O'na hiçbir eksiklik ve noksanlık ulaşmaz.
O'nun ilim ve kudretinde bitmez-tükenmez incelikler, uçsuz-bucaksız sırlar vardır.
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa ve hatta buna yedi deniz daha eklense, yine de Allah'ın kelimeleri tükenmez. Şüphe yok ki Allah Aziz'dir, hikmet sahibidir." (Lokman: 27)
Hiçbir şey O'nun ezelî ilminden ve hikmetinden dışarı çıkamaz.
Allah-u Teâlâ burada azamet ve kibriyâsından, celâl ve kemâlinden, en güzel isimlerinden, ilâhî sıfatlarından, hiçbir beşerin künhüne ulaşamadığı tam ve mükemmel olan sözlerinden haber vermektedir.
Kelimât-ı ilâhiye'nin sonu yoktur. Çünkü O'nun ilmine ve hikmetine sınır konulamaz, iradesini dilediği şekilde kullanır. Kayıt ve hudut tanımaksızın hükmünü icrâ etmektedir.
Allah-u Teâlâ'nın kudretinin ve ezelî ilminin noksansız ve hudutsuz olduğunu gösteren bu Âyet-i kerime'ler, kâfirlerin ölüm sonrası dirilişi inkâr etmelerini boşa çıkarmaktadır.
Diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Sizin yaratılmanız da yeniden diriltilmeniz de ancak bir tek kişinin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir.
Şüphesiz ki Allah işitendir, görendir." (Lokman: 28)
Çünkü Allah-u Teâlâ bir şeyin olmasını dilediği zaman ona
"Ol!" der, o da derhal oluverir.
Bir tek şeyin yaratılışıyla bir çok şeyin yaratılışı arasında fark yoktur. Bir tek kişinin diriltilmesiyle milyonlarca kişinin diriltilmesi arasında da hiç fark yoktur. Bütün bunlar O'na göre kolaydır ve hiçbir şey O'na zor gelmez.
Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Bizim emrimiz ancak bir göz açıp kapanana kadar bir tek andır." (Kamer: 50)
Bir şeye ancak bir kere emreder. Az da, çok da O'nun kudreti açısından birdir.
Allah-u Teâlâ bir şeyi yaratmak istediği zaman; onu düşünüp tasarlamaya, zamana, mekâna ve numuneye muhtaç değildir. Onu istemesiyle o şeyin meydana gelmesi bir olur.
Esmâ-i hüsnâ içinde mevcudatı yaratışını, düzenleyişini belirten mübarek isimleri mevcuttur.
"Hâlik"; her şeyi nizam ve intizam içinde yoktan var eden, yaratan ve tedbirini görüp ihtiyaçlarını yerleştiren demektir.
Her yarattığını birbirine uygun, yeni bir icat ile numunesiz olarak yoktan yarattığını belirten ism-i şerif'i ise
"Bârî"dir.
Bir ism-i şerif'i de
"Musavvir"dir ki; her şeye ihtimamla bir şekil ve hususiyet veren, düzenleyip en güzel bir biçimde tertip eden, güzelliğinin kemalini gösteren mânâsına gelir.
Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:
"O ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı." (Furkân: 59)
Yaratmak; bir anda dilemek ve meydana getirmek
"Ol!" demekle oluvermekten ibaret olmakla birlikte, O bunların hepsini birden değil, ilâhî hikmetleriyle geliştire geliştire, olgunlaştıra olgunlaştıra yaratmıştır. Bu yükseklik ve genişlikteki yedi kat gökleri, bu yoğun ve geniş yerleri bir anda da yaratmaya gücü yeten Kâdir-i mutlak, her birini bir ölçü ile takdir ve bir zamana tahsis etmiştir.
Bu şekilde yaratma da ilâhî kudrete delâlet etmektedir. Hiçbir tedricen ilerleme olmadan bütün yaratıklar bir defada ve bir anda yaratılmış olsaydı, hiçbiri diğerinin yaratılışına şâhit olamazdı. Diriden ölü, ölüden diri, ateşten toprak, topraktan su, çamurdan hayat ortaya çıkması şöyle dursun; gece ve gündüz birbirini takip etmez, insandan insan bile doğmazdı. Atalarımız yaratılırsa biz olmazdık, biz olursak onlar olmazdı veya hepimiz olur ata evlât olmazdık. Şu halde bir çok yaratılışları da içine alan dereceleme ile yaratmada Allah-u Teâlâ'nın ayrıca bir kudreti ve azameti gözler önüne serilmektedir.
Günlerden maksat, yirmi dört saat süren dünya günleri değil, müddetini ancak O'nun bildiği merhaleler ve devrelerdir.
Çünkü gün, güneşin doğuş ve batışıyla ortaya çıkan bir durumdur. Gökler yaratılmadan önce ise gündüz ve gece yoktu.