Islami bilimlerde usül ve füru denilen bir taksim vardir..
Buna göre iman esaslari usül, muamelata dair esaslarda füru' olarak ele alinir...
(Bundan
bihaberseniz ilahiyatçilara yada herhangi bir imam-hatip talebesine bile sorabilirsin...)
"..füruata dair hükümlerde usüle ait hükümler üzerine bina edilirler...
Siz terazinin bir kefesine imani, diger kefesine farz olan tesettürü koyarsaniz, iman kefesinin agir bastigina sahit olacaksinizdir! Çünkü,
Allah katinda en önemli esas Imandir! Peki, bu tesettürün önemsiz veya ehemmiyetszi oldugu anlamina gelirmi? Hayir gelmez, sadece Imanin
Allah katinda ne denli büyük bir Konumunun olduguna bir isarettir!(F.G) "
Iman'in
Allah katinda öncelikli ve en büyük hakikat oldugunu Bediüzzaman'da risalelerde söyle dile getiriyor..
Kâinatta en yüksek hakikat imandir.Imandan sonra namazdir..(Tarihçe-i hayat,sualar,sözler..)
Gördügün gibi üstad'da hocaefendi gibi benzer bir kiyaslama yapmis(öncelige usülü koymus...)
F.Gülen'in
"iman esaslarinin yaninda tesettür füruattir" (F.G)
sözüyle,
Bediüzzaman'in
Kâinatta en yüksek hakikat imandir.Imandan sonra namazdir..(B.S.N)
sözü arasinda kiyaslama mantigi açisindan ne fark var ?...
ve rica ediyorum...Risale-i Nur`a vakif olmayanlar ...Risale-i Nur`lardan örnek vermesinler.
''nûr alâ nûr'' u '' ne var ali ne var '' diye okuyan birini kâle almaya bile gerek yok.. :)