| Sayın kedi , cevapladıkça hakikat ışığı sizi de kapsayacak unutmayın.. Önce ilim hakkında detaylı bilgi almak isterseniz size muhterem Ömer Öngütün "Tasavvuf Aslı.." eserini tavsiye ederim , çünkü o eser bir alıntı değil , müesssirin esere nakşolmasıdır. Bir ilahi ilmin kaleme dökülmesidir. İşte birkaç cümle ile anlamanıza yardımcı olacak eser.. Ulül Elbab Nedir ? Allah-u Teâlâ’nın duyurması ve göstermesi ile husule gelen bir akıldır. “Akl-ı kül”den sonra artık akıl çalışmaz. Ancak ondan sonraki beşinci akıl, Allah-u Teâlâ’nın duyurması ile ve göstermesi ile olan bir akıldır. Bu ise “Ulül-elbâb”dır. “Ulül-elbâb” İki Türlüdür: 1. Zâhirî ulül-elbâb: Allah-u Teâlâ kimi ilimde derinleştirdiyse bunlar ilimde derinleşenlerdir. 2. Bâtınî ulül-elbâb: Allah-u Teâlâ’nın kendinde derinleştirdiği kullar vardır ki, bunlar Hakk’a vâkıftır, Allah-u Teâlâ’ya vukûfiyet kesbederler. Ezcümle kimi ilme vâkıftır, kimi Hakk’a vâkıftır. Kimisini ilimde derinleştirmiştir, kimisini Zât-ı akdes’inde. Allah-u Teâlâ onlara kendi ilminden ve hilminden ihsan eder. Binaenaleyh Ulül-elbâb’da olanlar doğrudan doğruya vehbîdir. Bunlar Resulullah Aleyhisselâm’ın vârisidirler. Allah-u Teâlâ bir peygambere dilediğini verdiği gibi, vehbi ilim de böyledir, çalışmakla okumakla öğrenilmez. Sadır İlmi - Satır İlmi: Bir zâhirî hoca vardır, öğretmeye “Elif”ten başlar. Kişi günâ gün öğrenir. Daha derin hoca vardır, ilimden öğretir. Açıklayabildiği kadar Âyet-i kerime’leri açıklar. Hadis-i şerif’leri izah edebildiği kadar izah eder, en güzelini öğretmeye çalışır. Fakat bu öğrettiği şey satırdan alınmıştır. Satırdan aldığını nakletmeye çalışır. Bir de Allah-u Teâlâ’nın öğrettikleri vardır. Allah-u Teâlâ’nın talebeleri sadırdan alır. Allah-u Teâlâ an be an yeni tecelliyatlarda bulunur. Nurunu kalbine akıtması ve nakşetmesiyle gizli sırlara muttali olur. Kalbindeki esrarı kitaba döktüğü zaman herkes hayret eder. Çünkü halk satır ilmini biliyor, bu ilim ise sadırdan çıktı. Satırın muallimi benî beşer, sadırın muallimi ise Allah-u Teâlâ’dır. Âlimler üç taifedirler: Bir taifesi zâhirî ilmi bilirler. İkincisi bâtınî ilmi bilirler. Üçüncüsü hem zâhirî ilmi bilirler hem de bâtınî ilmi bilirler. Bu üçüncüsünden çok azdır. Fakir onları tarif ederken; “Sehm-i nübüvvete vâris olanlar” “Sehm-i velâyete vâris olanlar” “Hem sehm-i nübüvvete hem de sehm-i velâyete vâris olanlar” olarak belirtmişizdir.
Umarım cevaplamadan önce okumayı , tercih edersiniz...
... |