1910’lu yıllardan itibaren Kürt sorunuyla ilgilenen Şeyh Said, bütün Kürtleri tek amaç etrafında birleştirmek üzere yöre yöre, köy köy dolaşıyor, yetişemediklerine mektuplar yazıyor, Şam ve Halep yolculuklarında Kürt sorununu konuşuyor, taraftar topluyordu.
Örgütün isyan hazırlıklarından haberdar olan TC; Halit Bey, Yusuf Ziya ve Hacı Musa başta olmak üzere örgütün önemli liderlerini, ayaklanmadan önce tutukladı. Önderlerinin erkenden yakalanmasıyla örgütün bel kemiği kırılmış, adeta ne yapacağını bilemez hale gelmişti. Dışarıda Şeyh Said tek başına kalmıştı. Üstelik isyan hazırlıkları henüz yeni başlamıştı. Gerekli silah, teçhizat, eğitilmiş insan yoktu. Ankara şimdi Şeyh Said’in peşindeydi. Önceki liderleri halktan tecrit ederek, tek başınayken tutuklamıştı. Aynı yöntemi uygulamak için askerler ifadesini almak üzere Şeyh Said’i Bingöl’e çağırıyordu. Komplo tutmadı. Şeyh ifade vermek üzere ilçe karakoluna gideceğini söyledi. Askerler geri adım atıp, ifade için karakola götürdüler. İfadesinin alınmasından sonra Şeyh Said sıkı göz hapsine alındı. Her adımı jandarmalarca izleniyordu. Şeyh Said gizlice Piran köyüne kaçtı. 13 Şubat 1925 tarihinde köy jandarmalarca sarıldı. Subaylar üç kaçağı tutuklamak bahanesiyle Şeyh Said’i provokasyona zorluyorlardı. Şeyh’in üzerine yürüyen subayın ve yanındakilerin vurulması, isyanı başlatan kıvılcım oldu.
Şeyh Said ve beraberindekiler Genç il merkezini ve Hani bucağını işgal ederek, resmi binalara Kürt bayraklarını asmışlardı. Yayınladıkları ilk bildiride, Kürtleri birlik içinde ayaklanmaya çağırıyorlardı. Birlikler üçe ayrılmıştı. Doğu Cephesi komutanlığını Şeyh Abdullah yürütüyordu. Varto alındıktan sonra, Erzurum ardından Bitlis alınacaktı. Bitlis’te tutuklu bulunan örgütün üç önemli lideri Halit Bey, Yusuf Ziya ve Hacı Musa kurtarılacaktı. Şeyh Şerif Elazığ, Malatya ve Dersim’i ele geçirecekti. Şeyh Said ise merkez gücü kontrol ediyordu. Hedef Diyarbakır’dı. Şehir ele geçirildikten sonra başkent ilan edilecekti.
Bingöl ve Elazığ kolayca ele geçirilmişti. Asıl çatışma sahası ise Diyarbakır’dı. Şeyh Said Diyarbakır surlarını elindeki oldukça yetersiz silahla aşamıyordu. İl merkezinde TC’nin tuttuğu kiralık adamlar kendilerini “Şeyh Said’in askerleriyiz” diye tanıtarak dehşet saçıyorlardı. Gerekli örgütlemeden uzak olan Diyarbakır, içeriden ayaklanmacılara destek vermeyerek tarafsız kalınca, isyan adım adım gerilemeye başladı.
Ankara hükümeti isyan karşısında sıkıyönetim ilan etti. Ardından M. Kemal tarafından “yumuşak” bulunan Fehti Okyar hükümeti yerine İsmet İnönü’nün sert, faşizan hükümeti kuruldu. Hükümetin ilk icraatı “Takrir-i Sükün Kanunu”nu çıkartmak oldu. Kanun hükümete olağanüstü yetkiler tanıyordu. Yasanın bir ürünü olan İstiklal Mahkemelerinde idam kararları, hiçbir hukuki prosedür uygulanmaksızın alelacele veriliyordu. Mahkemelerin merkezi olan Ankara ve Diyarbakır tam anlamıyla diktatörlük yasalarıyla yönetilmeye başlandı. Her türlü muhalif ses acımasızca susturuluyordu.
İsyan karşısında İngiltere, o dönemde egemen olduğu Irak sınırını tutarak, Barzani’nin güneyden destek sunmasını önledi. Fransa Suriye sınırını kapattı ve Türk birliklerinin isyancıları arkadan kuşatmaları için demiryolunun kullanılmasına izin verdi. Buna rağmen Türk resmi tarihi sürekli, isyanlarda bir dış mihrak olduğunu propaganda edecekti.
İsyan 3 ay sürdü. İsyanın belirleyici noktası Diyarbakır’dı. Ne var ki gerekli hazırlıktan ve destekten yoksun kalarak Diyarbakır surlarını aşamayan Şeyh Said geri çekilerek isyana son vermek zorunda kaldı.
Yenilgi
Diyarbakır’da başarı elde edilemeyince Şeyh Said ve birlikleri geri çekildiler. Birliklerine köye dönmelerini, kendilerininse İran’a geçip davalarını dünyaya anlatıp destek arayacaklarını açıkladı. Örgütün kurucuları arasında olan Binbaşı Kasım, ayaklanmanın her aşamasında bilgileri Türk ordusuna iletiyordu. Nitekim Şeyh Said’in sonunu hazırlayan da o oldu. Şeyh Said ve beraberindeki 25 isyancı, İran’a kaçamadan bacanağı Binbaşı Kasım’ın pusu kurduğu Çarpuh kö
prüsünde, 15 Nisan 1925 tarihinde yakalandılar ve Türk ordusuna teslim edildiler.
Şeyh Said 5 Mayıs 1925’te yargılanmak üzere Diyarbakır’a gönderildi. 26 Mayısta yargılama başladı. Yargılama öncesinde savcı Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Said’e “Kürt sorununa değinmemesini”, sadece “sorulan sorulara cevap vermesini”, böylece “affedileceklerini” söylüyordu. Savcı isyanın nedenini Kürt sorunundan kopartıp, “dinsel düzen kurma ve Sultanlığı ihya” olarak saptama peşindeydi. Şeyh Said ve diğer isyancılar ifadelerinde “bağımsız Kürt Devletine” neredeyse hiç değinmediler. Ancak TC tüm Kürtlere ağır bir ders verme fırsatını yakalamıştı bir kez. Savcı tarafından verilen tüm namus sözlerine karşın, 27 Haziranda idam kararı açıklandı. 28 Haziranda 49 kişi idam edildi.