Şimdi buldum ama ifk hadisesinden sonra inen ayetleri yalnızca:
Bu “İfk hadisesi” hakkında Hakk Celle ve Alâ Hazretleri şu Âyet-i kerime’leri inzâl buyurdu:
Nûr sûresi onuncu Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“Allah’ın size nimet ve rahmeti bulunmasa ve Allah tevbeleri kabul eden ve Hakîm olmasaydı suçlunun hemen cezâsını verirdi.”
Onbirinci Âyet-i kerime’sinde Allah-u Teâlâ münafıkların içyüzünü ortaya koyarak şöyle buyuruyor:
“O uydurma haberi getir(ip ortaya at)anlar, içinizden mahdut bir zümredir. Siz, onu sizin için bir şer sanmayın. Bilakis o, sizin için hayırdır. Onlardan her kişiye, kazandığı günah(ın cezası) vardır. Onlardan o (yalan)ın en büyüğüne elebaşılık yapana da büyük bir azap vardır.”
Onikinci Âyet-i kerime’sinde müminlerin hüsn-ü zan etmeleri ve iftiralara inanmamaları gerektiği şöyle buyuruluyor:
“Onu işittiğiniz vakit erkek ve kadın müminlerin kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulunup ‘Bu apaçık bir iftiradır.’ demeleri lâzım değil miydi?”
Onüçüncü Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“Buna karşılık dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki onlar bu şahitleri getiremediler, öyle ise onlar Allah katında yalancıların tâ kendileridir.”
Ondördüncü Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“Eğer dünya ve âhirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, içine daldığınız bu yaygaradan dolayı büyük bir azaba uğrardınız.”
Onbeşinci Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“O zaman siz o iftirayı dillerinize dolamıştınız, bilmediğiniz şeyleri ağızlarınıza alıyordunuz. Mühim bir şey değil sanıyordunuz, amma Allah katında önemi çok büyüktü.”
Onaltıncı Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“Onu duyduğunuz zaman ‘Bunu söylemek bize yakışmaz. Hâşâ bu büyük bir iftiradır.” demeniz gerekmez miydi?”
Onyedinci Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“Eğer siz mümin kimseler iseniz, böyle bir şeye bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.”
Onsekizinci Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“Ve işte size âyetlerini açık açık bildiriyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Ondokuzuncu Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“Mü’minler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara dünyâ ve âhirette can yakıcı azâb vardır. Allah bilir siz ise bilmezsiniz.”
Yirminci Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruluyor:
“Allah’ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, Allah şefkatli ve merhametli olmasaydı hemen cezânızı verirdi.”
Bu Âyet-i kerime’lerin nüzulünden sonra hakikat ortaya çıkmış, münafıklara uyup iftirayı tasrih edenlere de hadd-i şer’i tatbik edilmiştir.
http://www.hakikat.com/nur/risaleler/refah/refah10.html