Tekil Mesaj gösterimi
  #1
Alt 13.02.2007, 14:17
kutayre

 
kutayre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.07.2006
Mesajlar: 1.151
Teşekkür etti: 1
58 Teşekkür 26 Mesaja aldı
Münakaşa San'atı...

MÜNAKAŞA SAN'ATI

Münakaşayı severmisiniz? Hiç sevmeseniz bile buna mecbur olduğunuz anlar çoktur; Çünki yanlış düşündüğünüzü söylemekten zevk alanlar az değildir. Muhtelif nezaket dereceleriyle bu hatayı hepimiz yaparız. En diplamatlarımız bile "haklısınız, fakat..."diye başlarlar ve muarızlarının haksız olduğunu isbata çalışırlar.

Ben bütün hayatımda iki taraftan birinin haksızlığını itiraf etmesiyle biten şiddetli bir münakaşa görmedim. Sebebi şudur sanıyorum: Bütün münakaşalarda çarpışan fikir değil, benliklerdir. Bu iki şey, fikir ve benlik birbirine o kadar bağlıdırlar ki, biri değişirse öteki de ortadan kaldırılacak zannedilir.

Her insan fikirlerini kalbinin istihkamları içinde müdafaa eder. Hücuma uğradığı zaman fikirlerinden evvel kalbinin kırılması bundandır. En hazin şey, münakaşaların birbirini sevenler arasında daha sık ve şiddetli olmasıdır O zamançarpışmaların sonunda iki tarafın kalbinde de acı bir tortu kalır.Bu, vurulan darbelerin pişmanlığıve yenen darbelerin yarasıdır.

Terbiyeli münakaşalarda,muarızın fikirlerinden evvel, kalbinin istihkamlarını fethetmek isteyen zeki adamların kullandıkları bir tatktik vardır." Ne kadar doğru, ne kadar güzel söylüyorsunuz diye başlarlar, bu noktayı ben hiç düşünenemiştim, Şimdi iyice anlıyorum. Teşekkür ederim, beni aydınlattınız, Fakat şu fikrim de de aldanıyormuyum acaba? size anlatayım da lütfen fikrinizi söyleyiniz.

Bu kadar nezaketten sonra bile karşı tarafın haksızlığını itiraf etmekten kaçtığı görülür. Çünkü, muarızın tuzağını keşfedince, kendisini aldatmaya teşebüs edişinizin verdiği gizli öfke ile eski fikirlerine daha çok bağlana bilir. Münakaşalarda nezakette her zaman hakikatıteslim ettiren emniyetli bir silah değildir.

En doğrusu münakaşalarda hak kazanmaya çalışmamaktır, derler. Ömer Rıza Doğrul'un tercüme ettiği ve Ahmet Halit Kitabevinin bastığı "Dost Kazanmak" adlı meşhur kitapta meşhur Benjamin Franklinin itirafları var. Gençliğinde arkadaşları ona dermiş ki:

-Franklin... senin tuttuğun yolda yürümeye imkan yoktur. Düşüncesi düşüncenden ayrı olanların üzerine beirdenbire atılıyorsun. Bu yüzden arkadaşların aralarında bulunmamandan hoşlanıyorlar. Ne yazık ki bu yüzdenkimse ile konuşamayacakve malumatını arttırmaya imkan bulamayacaksın.

Franklin bu huyunu nasıl değiştirdiğini şöyle anlatıyor:

"Başkalarının bana uymayan düşüncelerine tahammül etmeye ve itirazlarımı apaçık ileri sürmemeye kendimi alıştırdım. Hatta "şüphem yok ki" "muhakkak ki" gibi mutlak sözleri kullanmaktan çekinmeye başladım. Bunların yerine "zannederim ki",,"hatırımda kaldığına göre", "tahminime kalırsa" gibi tabirler kullanıyordum. Başkası bir iddiayı ileri sürdürğü ve ben bu iddiayı yanlış gördüğüm zaman, açık bir münakaşaya girmek zevkini feda ediyordum; karşımdakinin düşüncesine ait şartları ve bu şartların bu düşünceye haklı göstermeye imkan verip vermediğini tetkik ediyordum. bu sayde herkesle rahat rahat konuşabildiğimi gördüm. Sözleirm itiraz götürmeden kabul ediliyor ve iyi bir tesir bırakıyordu. Hatta başkalarının yanlışlarını düzeltme imkanını buluyordum.

diyerek gidiyor yazısı ve bu yazı 4 Nisan 1941 de yazılmış bir yazıYeni Mecmua da... Ne kadarda bize hitap etti değilmi...

Doğrusu yazarken çok yoruldum kitaba bakıp. İnternette bulamadım... Ama faydalı olacağını düşündüm siz kardeşlerime...

Sürç-i lisan etti isem affoluna...

Ebedi selamlar.

Halil Kartal

Not: İlgili yazı Peyami Safa,Eğitim Gençlik Üniversite adlı kitab sayfa 47,48 den yazılmıştır.
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

(Kişisel Sayfam)


kutayre isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla