HILÂFET VE HALIFE
"Allah sizden iman edip salih salih amelleri yapanlara vaad etti: Onlardan öncekileri nasil
hükümran kildi ise, halifelik verip, devlet yapti ise ve kendileri için seçip begendigi
dinlerini kendilerine saglamlastiracak ve korkularinin ardindan kendilerini tam bir
güvene kavusturacaktir. Onlar hep bana kulluk ederler ve hiçbir seyi bana ortak kosmazlar.
Ama kimler de bundan sonra inkâra saparsa, iste onlar fasiklarin ta kendileridir."
Ayetin tahlil ve tefsiri:
Bizden (istenen üç sey):
1- Iman: Sirksiz bir iman.
2- Amel-i salih: Sirksiz bir amel, yani amel-i saliha, niyyet-i sadika.
3- Sirksiz bir ibadet.
(Nur Suresi 55)
Tercemesi:
"Zira amelin makbul ve muteber olabilmesi için iki sart vardir: Bunlardan biri o amel ve o
ibadet halis olmalidir. Yalniz
Allah için,
Allah rizasi için yapilmis olmali. (Riyasiz
olmali, dünya menfaati isin içine girmemelidir.) Ikincisi ise seriat’a uygun olmalidir.
Seriat’a muvafik olmadigi taktirde kabul görmez!" (Ibn-i Kesir, Mütavvel)
Efendimiz söyle buyurur: "Bir kimsenin amel ve ibadeti bizim emrimizin disinda olursa
(yani biz öyle bir sey emretmemis isek) o amel ve o ibadet merduttur (yani reddedilir, kabul
görmez)!" (Bu hadis-i serif’i Müslim rivayet etmistir)
Birinciye misal: Gösteris için kilinan namazlar. Veya kendisini begenip milletvekili
seçmeleri maksadina binaen kildigi namaz! Ikinciye misal ise: Papazlarin kilise ve
manastirlarda yaptiklari amel ve ibadetler. Veyahut da particilerin sandik basina gidip
oy vermeleri, putun önünde divan durmalari!..
Bunlar her ne kadar amel ve ibadetlerini
Allah için,
Allah rizasi için; bir baska ifade ile, iyi
niyyetle yapsalar bile; kabul görmez, reddedilir, yüzlerine çarpilir. Bu hususu bir cümle ile
hülâsa edecek olursak:
"Bir amelin makbul olabilmesi için iki sart: Amel-i saliha, niyyet-i halise!"
Va’dedilen üç sey:
1- Hilâfet Devleti’ni vermek,
2- Temkin (dinlerini saglamlastirmak, hak yol üzerinde olduklarini cihana duyurmak)!
3- Tebdil: Ba’del havf te’min, yani korkularindan sonra onlari güvene kavusturmak,
onlara emn-ü eman vermek, onlari teminat altina almak.
Nur suresi olan bu ayetin müsabihleri, yani benzerleri:
a) Bu ayet-i celile En’am suresinin 82. ayetine benzemektedir. Bu ayet-i celile’de Rabb’imiz
Teala ve Tekaddes Hazretleri söyle buyuruyor: "O kimseler ki iman ettiler (Allah’in
varligina, meleklerine, kitaplarina, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere
inandilar) ve fakat imanlarina zulmü (yani sirki) karistirmadilar." Zira Efendimiz
sahabenin bir suali üzerine söyle buyurmus: "Sizin bildiginiz gibi degil. Buradaki zulüm Hz.
Lokman’in ogluna yaptigi tavsiyedeki zulümden ibarettir, yani sirkten ibarettir." O zaman
manayi söyle verebiliriz: "Ol kimseler ki iman ettiler, "Amenna" dediler, Tevhid akidesini,
Allah’in birligini ifade ettiler ve fakat sirke "Hayir" dediler." Daha baska bir ifade ile,
"Tevhid’e evet, sirke hayir!" dediler. Putu ve putperestligi reddettiler.
Allahü Zülcelâl bu iki seyi yerine getirmeleriyle, yani Tevhid’e evet, sirke hayir demeleriyle
onlara iki sey vaadetti. Ayetin ifadesi su: "Onlar için emn-ü eman vardir (yani onlar benim
teminatim altindadirlar, onlara güven ihsan ederim, güven içinde onlari yasatirim).
Ikincisi de onlarin dogru yolda olduklarini, bütün bir kâinata, bütün bir dünyaya ilan
ederim."
b) "Tâ, Sin, Mim. Bunlar apaçik olan Kitab'in ayetleridir. Mü'min olan bir kavim için hak
olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacagiz. Gerçek su
ki, Firavun yeryüzünde (Misir'da) büyüklenmis ve oranin halkini birtakim firkalara
ayirip bölmüstü; onlardan bir bölümünü güçten düsürülüyor, erkek çocuklarini
bogazlayip kadinlarini diri birakiyordu. Çünkü o, bozgunculardandi. Biz ise,
yeryüzünde güçten düsürülenlere lütufta bulunmak, onlari önderler yapmak ve mirasçilar
kilmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki) onlari yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerlesik
kilalim', Firavun'a, Hâmân'a ve askerlerine, onlardan sakinmakta olduklari seyi
gösterelim." (Kassas, 1-6)
1- Geri itilenleri ayaga kaldirmak;
2- Onlari öne geçirip liderler yapmak;
3- Varisler yapip; mal-mülk sahibleri yapmak;
4- O yerden de (Misir’da, Sam’da ve benzeri yerlerde) onlari iktidar yapmak;
5- Kendilerinin de, ordularinin da korktuklarini baslarina getirmek.
Hilâfet Devleti’nin Târifi:
Ümmetin din islerini yürütmede
Allah Resulü’ne halef olma demektir.
Din isleri ise su dört seyden ibaret:
Iman, Ibadet, Hukuk (yani Islam hukuku), Ceza Hukuku!
En çok hakarete ugrayan iki kelime: Hilâfet ve Seriat!.. Yani Anadolu topraklari üzerinde
yasayan kendini bilmezler tarafindan en çok hakarete maruz kalan iki kelime vardir.
Onlardan biri Hilâfet kelimesi, digeri ise Seriat kelimesidir. Bu iki kelime hor görülmüstür,
hakarete maruz kalmistir. Dibe köseye itilmis ve atilmistir. Sözlerini etmek bile suç
sayilmistir. Halbuki bunlardan biri, yani Hilâfet kelimesi, Peygamber’e vekâlet etmek
demektir, Peygamber’in vekili demektir. Seriat kelimesi de Kur’an’in muhtevasindan,
O’nun getirdigi hükümlerden, O’nun ifade ettigi emir ve yasaklardan ibarettir. Bir baska ifade
ile Kur’an’in iki kapagi arasinda bulunan bütün emir ve yasaklara, hükümlere seriat ismi
verilir. Binaenaleyh, Hilâfet ve Seriat kelimelerini hor görme demek,
Allah Resulü Hz.
Muhammed’i ve O’nun teblig ettigi Kur’an-i Kerim’i hor görme demektir, onlara hakaret
etme demektir, onlari begenmeme demektir. Böyle bir duruma düsen kisiler "Biz de
müslümaniz!" deseler bile, "La ilahe illallah" deseler bile, küfre gitmis, kâfir olmus, müsrik
olmuslardir. Artik onlarda ne din kalmistir, ne de iman ve ne de nikâh.
Bu arada bir hususa isaret edelim:
Islam hem dindir, hem devlettir. Devlet ise Hilâfet’tir, yani Islam’in devleti Hilâfet
Devleti’dir.
Hilâfet mevzuu Türkiye’nin de gündemine getirilmistir:
Nokta Dergisi bu mevzuyu ele almistir. Diyor ki: "Yetmis sene önceki kurum yine
gündemde!" Devamla, "Hilâfet çagrilarinin ardinda kim var?"
Bu arada Hilâfet mevzuunda tarihî bir noktaya isaret etmek isterim:
Yavuz Selim; Islam birligini saglamak üzere miladî 1517 tarihinde Misir’i da
fethetmisti, Sultan Selim 15 Subat 1517 Cuma günü büyük bir zaferle sehre girdi. O zaman
Misir sehrinin basinda Tuman Bey bulunuyordu. Misir’in fethi tamamlanmis, Yavuz
da ayni zamanda Misir’in da sultani olmustu. Fakat Hilâfet mevzuu oldugu gibi
duruyordu. Son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil diger bazi alimlerle birlikte Istanbul’a
gönderildi.
Mukaddes emanetler:
O tarihlerde Hicaz bölgesi, Kutabe sülalesi tarafindan idare ediliyordu. Osmanli’lar bu
idarecilere "Mekke Serifi" derlerdi. Bunlar Misir Sultanligi’na bagli idi. Devrin Mekke
emiri Berekât, oglunu Mekke ve Medine anahtarlariyla birlikte, mukaddes emanetleri
Yavuz’a göndermisti.
Bu emanetler, genelde Efendimiz’e aitti; Efendimiz’in hirkasi, sancagi, disi, kilici,
sakalinin kili, ayak izi, seccadesi, bastonu ve Kâbe’nin anahtarlarindan ibaretti.
Yavuz Sultan Selim Ayasofya Camii’nde yapilan bir merasimle son Abbasi halifesi Üçüncü
Mütevekkil’den halifelik ünvanini devraldi. Böylece Yavuz bütün müslümanlarin dinî ve
siyasî lideri oldu. Bu suretle Yavuz, sultanligi yaninda ayni zamanda Halife ünvanini
da aldi.
Hilâfet’in kaldirilmasi:
Yavuz’un Misir’i fethinden sonra Istanbul’a getirdigi Hilâfet müessesesi sözüm ona
meclisin 3 Mart 1924 tarihinde aldigi bir kararla kaldirildi. Ve Halife Abdülmecid’le
birlikte hanedan da yurtdisina sürüldü. 3 Mart 1924 tarihini müslümanlarin iyi bellemesi
ve onu unutmamasi gerekir! Zira Anadolu insanina ve Islam âlemine vurulan en büyük
darbe bu tarihte olmustur. Daha önceleri, yani 2 Kasim 1922’de de saltanat
kaldirilmisti.
Iki müessesenin kaldirilisi:
Önce saltanatin arkasindan da Hilâfet’in kaldirilisi, "Hakki Sahibine Iade"
risalesinin "Tehditler basliyor" bendinde görülecegi üzere, hep Selanikli Kemal’in
münafikane oyunlariyla, tehditleriyle olmustur. Söyle ki: Halife’miz dedigi Abdülmecid’i
Halife seçtirip, altina da imzasini koydugu bu zati iki sene sonra yurtdisina
sürmüstür.
Önce saltanati sonra da Hilâfet’i lagvetmis, birbirini takib eden bu iki tarihten itibaren
müslümanlari Halife’siz birakmistir. Aradan yetmis sene gibi bir zaman geçmistir. Bu
zaman zarfinda müslümanlarin birligi dagilmis, ahlaki bozulmus, maddeten de manen
de çökmüstür.
Gülünç bir sebep:
Emin Oktay, okul kitaplarinda kaydediyor ve diyor ki: "Halife Abdülmecid Efendi, devlet
islerine karismaya ve beyanatlar vermeye baslamisti. Bu sebeple görevinden alindi
ve sürgüne gönderildi!.." Ne acaib sey! Siz Halife olacaksiniz ve fakat devlet islerine
karismiyacaksiniz, beyanat vermiyeceksiniz! Yoksa Halife bostan korkulugu mu?!.
Olursa münafiklik bu kadar olur!..
Tekrar Nokta Dergisi’ne dönelim:
"Yetmis sene önceki kurum yine gündemde. Hilâfet çagrilarinin ardinda kim var?"
Nokta Dergi’si Kemal Öke’yi, Murat Bardakçi’yi, Ali Bulaç’i, Besim Tibuk’u,
Misiroglu’nu konusturuyor. Kemal Öke cevabinda diyor ki: "Avrupa Birligi, son tahliller
neticesinde anlasilmistir ki, Avrupa Birligi hiristiyanlik esasina dayanmaktadir;
Bagimsiz Devletler ise, Slav zihniyetine dayanmaktadir. Bu iki zihniyet karsisinda
Islam Birligi zarureti ortaya çikabilir. Buda Hilâfet yoluyla olur."
Görüsleri alinan bu sahislar arasinda Misiroglu’nun su sözleri enteresandir.
Misiroglu diyor ki: "Halife Osmanogullari’ndan gelmelidir. Ben bu hususta Sultan
Hamid’in torunu 28 yasindaki Selim Faruk’u münasib görüyor ve onu veliaht olarak
yetistirmeye çalisiyorum!"
Bu arada enteresan bir sözü de nakletmeyi uygun buluyorum:
Ingiltere basbakani Churchill Ikinci Dünya Harbi sirasinda Adana’da trende
zamanin Reis-i Cumhur’u olan Inönü ile yaptigi konusmasinda diyor ki: "Biz
Osmanli’yi yikmakla hata ettik! Dünyanin Ortadogu milletleri arasindaki barista
Osmanli’ya ihtiyaç var..."
CIA ajani Paul bu babda, yani Osmanli hususundaki düsüncelerini su sözleriyle ifade
ediyor: "Osmanli haritasini yeniden diriltmek neden mümkün olmasin?!."
Bu babda, yani Hilâfet mevzuunda Islam ne diyor?
Târifinden de anlasilacagi üzere Islam’da Hilâfet’in önemi büyüktür. Ümmetin bir gün
bile Halife’siz kalmasi caiz degildir. Müslümanlarin maddî-manevî buna ihtiyaçlari
vardir. Hilâfet müessesesini ihmal eden müslümanlar, hem ümmet önünde hem de
Allah
huzurunda mesuldurlar!..
Yukarida isimleri geçenler, meseleyi dinî yönden ele almiyorlar da, kendi kafalarina
göre degerlendirmek istiyorlar. Kimi nalina, kimi de mihina vuruyor!..
Bunlar treni kaçirdilar. Bunlar kendi aralarinda veya gazete sütunlarinda tartisa
dursunlar veyahut da veliahd yetistire dursunlar!..
Bütün bir dünya bilsin ki: Hilâfet Devleti’nin ihyasi ve ilani yapilmis, Halife’si de intihab
edilmistir!.. Artik onlara düsen bir sey var ise, gelip teslim olup, bey’at etmektir!..
Iste Hilâfet’in ser’î ve hukukî hükmü:
Hilâfet Devleti’nin hükmü farzdir! (Var ise onu korumak, yoksa onu kurmak erkek-kadin
her müslümana vacibtir!)
Öyle ki; ümmetin bir gün bile Halife’siz kalmasi günahtir; Ölen bir Halife’yi techiz ve
tekvin etmeden, yeni Halife intihab edilir!.. Hilâfet Devleti’nin hükmünün vücubu, yani vacib
olusu, farz olusu; Kitap, Sünnet, Icma ve Kiyas ile sabittir.
Kitap ile sabittir:
Rabb’imiz Teala ve Tekaddes Hazretleri Nisa suresinin 59. ayetinde söyle buyurur:
"Ey iman etmis olanlar! Allah’a itaat edin, Allah’in Resulü’ne ve sizden olan emir
sahiblerine de itaat edin!"
Sünnet:
1- "Çölde ve kirda gezen üç kisi kendilerinden birini baslarina emir seçmedikçe bunlar
için gezmeleri helal olmaz!" (Ahmed ibni Hanbel)
2- "Üç kisi bir sefere çikarsa kendilerinden birini emir seçsinler!" (Ebu Davud)
3- "Onlar üç kisi olup, bir yolculuga çiktiklarinda kendilerinden bir emir seçsinler!"
(Bezzar; sahih bir senedle)
Bu hadis-i serif’ler delalet ediyor ki, sayilari üç veya üçten fazla insanlarin kendilerine
bir emir seçmeleri mesrudur (seriat’in tavsiyesidir). Zira bunda telefe götüren ihtilaftan
selamet vardir, sakinma vardir! Çünkü baslarina biri emir seçilmedigi taktirde, her biri
kendi fikrinde müstebid olur, diktatör olur; heva ve hevesine uygun olani yapar da, hep
helak olur giderler!..
Ama emir seçildigi taktirde ihtilaf azalir, sözbirligi olur! Düsünün bir kere, çölde dolasan üç
kisiye, sefere çikan üç kisiye emir seçmek mesru olup, tavsiye ediliyorsa, köylerde ve
beldelerde yasayan ve sayilari binleri, milyonlari asan insanlar için bir taraftan ittifaki
saglamak, sözbirligi yapmak, diger taraftan da zalimlerin zulmünü bertaraf etmek,
davacilarin anlasmazliklarini gidermek için baslarina bir emir, bir Halife seçmeleri
evlâ bit-tarik mesrudur, sabittir ve vacibdir.
Seçilmesi:
Halife’yi seçeceklerde bulunmasi lazim gelen sartlar:
Bunlara "Ehl-i Hall vel-Akd" ismi verilir.
a) Adaletin bütün sartlarina sahip olmak. Bunlar dörttür:
1- Kebairden ictinab,
2- Sagayirde isrardan ictinab,
3- Hirsizlik gibi yüz kizartici insani küçük düsürten fiillerden ictinab,
4- Insanin vakariyla mütenasib olmayan hareketlerden ictinab.
b) Imamet’e kimlerin ehil oldugunu bilmek (yani Imamet’e ehil olma sartlarini);
c) Din ve dünya islerini tanzimde kimlerin daha selahiyetli oldugunu bilmekten ibarettir.
Intihab edeceklerin adedinde ihtilaf:
a) Bes olmasini söyleyenler vardir,
b) Dört olmasini söyleyenler vardir,
c) Her beldede ekseriyetin bulunmasi esastir söyleyenler vardir,
d) Bir kisinin bey’at etmesi kâfidir diyenler de vardir.
Kurtubi tefsirinde söyle der:
Tercemesi:
"Sayet Ehl-i hall vel-Akd’den bir kimsenin akdi, yani evet demesi ile de Imamet sabit olur
ve baskalarinin onu kabul etmesi lazim gelir. Insanlarin bazilari buna muhalefet
etmislerdir ve demislerdir ki, intihab edenlerin Ehl-i Hall vel-Akd’den bir cemaat olmalari
lazimdir. Kurtubi de der ki: Bizim delilimiz vardir. O da Hz. Ömer’in Hz. Ebu Bekir’e tek
basina bey’at etmesi ve buna sahabeden hiç bir kimsenin karsi çikmamasi ve itiraz
etmemesidir! Ve bu, yani intihab bir akiddir. Diger akidler gibi bu da adede, yani sayiya
muhtaç degildir. Imam Ebul-Meali de der ki:
Ehl-i Hall vel-Akd’den tek bir kisinin bir baska kisiye "Evet" demesiyle de halife seçilmis
olur. Halife’nin hali degismedikçe, halledilmesi caiz degildir.
Ebul-Meali böyle dedikten sonra diyor ki: Ve bu mucmeun aleyh’dir."
Kurtubi, tefsirinin 15. bendinde söyle der:
"Ehl-i Hall vel-Akd’in ittifakiyle veyahut yukarida da geçtigi gibi ehl-i hall vel akd’den tek bir
kisinin "Evet" demesiyle Imamet munakid oldu mu, artik bütün müslümanlara vacibdir ki,
Imam’i dinlesinler ve ona itaat etsinler; Tabii
Allah ve Resulü’ne itaat ettigi müddetçe! Bir
özürden dolayi bey’attan imtina ederse, mazur sayilir; Mesru bir muazereti yoksa, bey’at
etmege zorlanir ve cebredilir! Çünkü müslümanlarin ittifaka ihtiyaçlari vardir."
Iki Halife’ye bey’at edilirse, Halife birincidir. Ikinci israr ederse öldürülür!.. Zira
Allah
Resulü söyle buyurur: "Iki Halife’ye bey’at edilirse, onlardan sonrakini öldürün!.." (Müslim)
Bir baska rivayet de söyle:
"Bir kimse bir Imam’a bey’at eder de, elini onun eli üzerine koyar, kalbinin meyvesini ona
verirse, ona gücü yettigi kadar itaat etsin! Bir digeri gelir de onunla niza ederse onu öldürün!"
(Müslim)
Bir toprak parçasi ve askerî kuvvet:
Topragimiz mevcuttur. Fakat gasb edilmistir. Hukuk yoluyla dava açmisizdir. Islam
âleminin genelde bütün topraklari gasbedilmis veya isgal edilmistir. Ümmet fertlerinin
Imam’in etrafinda toplanmalari ve kendi topraklarina sahip çikmalari gerekir. Fakat
bu bir iman ve bir Tevhid meselesidir.
Ikincisi ise askerî kuvvete sahib olma sartidir. Fakat bu sartin ölçüsü, yani askerî
kuvvete sahib olmanin ölçüsü nedir?
a) Bedir ve Uhud Savasi’ndaki ölçü müdür? Mâlum Bedir’de 310 civarinda, Uhud
Savasi’nda ise 1000 civarinda idi.
Sayet ölçü bu ise, bizde bu adet fazlasiyla vardir. Ve fakat ölçü Enfal suresinin 60. ayeti
olan, "(Ey iman edenler!) Onlara karsi gücünüzün yettigi kadar (her türlü) kuvvetten ve
bagli (besili) atlardan hazirlayin ki, onunla Allah'in düsmanini, sizin düsmaninizi
ve onlardan baska sizin bilmediginiz Allah'in bildigi diger (düsman) kimseleri korkutursunuz.
Allah yolunda sarf ettiginiz her sey(in karsiligi) size eksiksiz ödenir, siz hiç haksizliga
ugratilmazsiniz!" ayeti ise, öyle bir noktaya gelebilmenin sartlari çok uzaklarda!..
Söyle ki:
Islam Devleti’nin dünya siyasetine, dünya medeniyetine ve dünya hakimiyetine sahib
olmasina baglidir.
Bugün ise tersi hakim! Hersey gayri müslimlerin elinde ve emrinde!
Saddam ne yapmisti? Halebçe’yi bir anda yerle bir etmisti; Basra körfezinde 20 000
Iran askerini gaz atmak suretiyle bir anda telef etmisti. Ve bunun neticesidir ki, Humeyni,
savasi durdurdu ve su sözü söyledi: "Öyle bir imzayi atmak benim için zehir içmekten
daha agir geldi!.."
Keza; Amerika ne yapmisti? Dünya devletlerini topladi, Kuveyt’e saldirmis olan
Saddam’i tepeledi ve Irak’i yerle bir etti!..
Yukarida gördünüz: Hersey yabancilarin elinde ve emrinde!..
Dünya siyasetine, dünya medeniyetine, dünya iktisadiyatina, dünya istihbaratina ve
nihayet dünya agir silahlarina ve dünya askerî gücüne sahiptir. Binaenaleyh Islam
âleminin bu seviyeye gelip aradaki mesafeyi kapatmasi için yarim asir da kâfi degildir;
en azindan bir asrin geçmesi hatta birkaç asrin geçmesi lazimdir. Zira ehl-i küfrün ve
ehl-i dalalin bu noktaya gelebilmesi için en azindan 250 sene geçmisti! Sizler: Bir Tanzimat
devrini düsünün, bir Islahat devrini düsünün!
Tanzimat Fermani’nin okunmasi 1839’da olmustu. Bugün üzerinden 150 seneden fazla
bir zaman geçti. Ya bu noktaya gelebilmek için 100-150 sene daha geriye gideceksiniz! Zira
tarihçiler Osmanli Devleti’ni üç devreye ayirirlar: Yükselme Devri, Duraklama Devri ve
Gerileme Devri!
Yükselme Devri 16. asirda olmustu! Duraklama Devri bunu takib eden asirda oldu! Siz
Gerileme Devri'ni 17. asirdan baslatin! Aradan 400 senelik bir zaman geçmistir ve söyle
olmustur: Gerileme Devri'yle dünyanin dengesi ters oranti seklinde bozulmustur: Islam
âlemi geriledikçe, gayri müslim âlem, ilerlemistir. Mustafa Kemal’in gelisiyle de Islam âlemi
ipin ucunu tamamen kaçirmistir. Ve adeta eli-kolu baglanmistir. Basindaki idareciler
pek azi müstesna yabancilarin usagi haline gelmistir. Günümüz dünyasinin
manzarasi bu! Sartlari bu! O halde manzarayi aslina döndürmek ve mevcut sartlari
Islam’in lehine çevirmek için dörtyüz senelik bir zamana ihtiyaç vardir!.. (400 sene sekiz
nesil eder!)
Askerî güç yoktur diye bey’attan kaçanlara sorun? "Dörtyüz senelik ömrünüz var mi?"
Sorun! Sorun Kerimogullari’na, Kul Sadi’lere, Mahmud Efendi’lere sorun! Sorun! Nursi’lere
sorun, Süleymanî’lere, particilere sorun! Sorun! Lütfü Dogan’lara, Hasan Mezarci’lara
sorun! Sorun! Diyanet’in hocalarina, seyhlik makaminda oturanlara ve onlara dervis
olanlara sorun! Istediginiz askerî gücün meydana gelebilmesi için yüzlerce sene
yasiyabilecek misiniz? Böyle bir ömüre sahib misiniz? Içinizden hanginiz buna "Evet"
diyebilir? Hiçbiriniz!..
Su halde su agabeyinizi, Hoca’nizi ve Halife’nizi dinleyin!
1- Halife’nizin seçimi de usulüne uygun ve mesrudur; Hilâfet’in sartlari kendisinde
mevcuttur!
2- Askerî güç mevzuunda günümüz dünyasinda sizlerden bey’at için istenen sart birinci
sik degil; ikinci ******! Yani Kur’an’in Enfal, 60. ayetinin istedigi ve Osmanli’nin 16.
asirda sahib oldugu askerî güç degildir;
Allah Resulü’nün (s.a.v.) Medine Devleti’ni kurarken
sahib oldugu askerî güç! Bu güç yukarida dedigim gibi, Bedir’de 300, Uhud’da 1000
civarinda idi. Keza Osmanli Devleti’nin kurulusundaki askerî güç ne kadardi? Bir
düsünün!..
Bu çapta bir güç ise bizde fazlasiyla vardir, elhamdülillah! Burada ve Anadolu’da en
azindan sayilari binleri asan askerimiz vardir; kaldi ki: Abdurrahman Muhammed el-
Irakî ismindeki zatin hicrî 350 tarihinde kaleme aldigi "Bugyetu’l-Müstersidin" ismindeki
kitabinda söyle diyor:
"Sevket sahibi olmanin, yani güç ve kuvvet sahibi olmanin manasi, insanlarin
kendisine ve emrine itaat ve inkiyad etmeleridir. Her ne kadar bir devlet reisinin sahib oldugu
harb aletlerine, savasçilara ve benzeri seylere sahib olmasa bile!"
Ahmed ibni Hanbel söyle diyor:
"Kim Hilâfet’e geçer, insanlar da onun etrafinda toplanir ve riza gösterirlerse o
Halife’dir."
"Kim insanlarin çevresinde toplandiklari ve halifeligini kabul ettikleri halifelerin birine
karsi çikarsa, bu kisi Islam’in birlik ve beraberligini zedelemis ve Resulullah’tan gelen
hadislere muhalefet etmistir. Karsi çikan kisi bu haliyle ölürse cahiliyet ölümü ile ölmüs
olur." (Menakib, Ibn-i Cevzi, s. 176)
Mute harbinde Peygamber’in (s.a.v.) tayin ettikleri komutanlar sehid olunca (Hz. Zeyd (r.a.),
Cafer-i Tayyar (r.a.), Abdullah ibni Revaha’ya komutanlik verilmisti) ordu bassiz kalinca
Halid b. Velid, sancagi eline alip komutaya geçti.
Allah Resulü (s.a.v.) de buna karsi
çikmadi ve tasvib etti. Bu yüzden Imam Tahavi söyle diyor:
"Bu esas bir kaide olup, ondan da su anlasilmaktadir:
Imam hazir olmayacak, bulunmayacak olursa hazir olacagi vakte kadar
müslümanlarin, Imam’in yerini tutacak birini öne geçirmeleri üzerlerine vacibtir."
Ibn-i Hazm da bu konuda sunlari söylemektedir:
"Sayet insanlarin bir imami bulunmayacak olursa, o zaman hakki uygulayip, yerine
getirecek herkesin isi geçerlidir." (Ibn-i Hazm, El-Muhalla, c. 22, s. 523)
"Yoklugundan dogacak büyük ve sayisiz zararla karsilastigimizda iki zarari denk
görmek mümkün mü? Yoklugun doguracagi zarar, kesinkez basibosluk, çatisma, zor
alim, kan dökme, haklarin gitmesi ve Islam kurallarinin hayattan kalkmasi..."
(Islam’da Siyasî Düsünce Tarihi, Prof. Dr. M. Ziyauddin Rayyis)
"Halkin kendi arasinda bir emir seçmesi halinde - ki bu vacibtir - ona saygili ve itaatli
olmalari gerekir.
Seyh Meyyare’nin naklettigine göre:
Herhangi bir dönemde Emir (Halife) boslugu olursa, halk seçkin birisini Halife seçer. O kisi
cemaat hayatini gelistirir, güçlülere karsi zayiflarin yaninda yer alirsa, bütün güç ve
çabasini bu yolda harcarsa ona karsi ayaklanmak dogru bir davranis degildir.
O sahsin karsisinda olan kisi, Islam’in dayandigi bir büyük destegin gücünü
parçalamak istiyor ve o güzel cemaati dagitmayi hedefliyor demektir." (Feth’ul-Aliyyel-
Malik, c. 1, s. 385)
"Fetih’te bu konuda söyle denmektedir:
Eger görev verecek sultan yoksa veya kendisinden görev alacak bir yetkili bulunmazsa - ki
bazi müslümanlarin yasadigi bölgelerde oldugu gibi - o bölgelere gayri müslimler hakim
olmuslar, müslümanlar bir bakima azinlikta kalmislar veya müslümanlar mahkum
durumda, gayri müslimler hakim durumdadirlar - Kurtuba’da bugün oldugu gibi (yani
Endülüs’te bulunan durum) - bu durumda ne yapilmalidir? Gerekli olan, müslümanlarin
kendi aralarindan birine bu görevi vermeleridir. Onda ittifak etmeleri vacibtir. Onu
kendilerine idareci olarak seçerler. O da kadi tayin eder. (Böylece kendi aralarinda vuku
bulan hadiselerin yargi organlarina aktarilmasi saglanmis olur.) Yine buralarda
kendilerine cuma namazi kildiracak bir imam da nasbederler." (Ibni Abidin, c. 4, s. 477)
"... Imam tayini hangi durumda olurlarsa olsunlar, bütün müslümanlarin boynuna
yüklenmis bir vazifedir, borçtur. Bu görevi yapmayacak olurlarsa, hepsi günah ve isyan
içinde olurlar. Mâlumdur ki, bu makami ayakta tutmak dinî, ictimaî, siyasî bir zarurettir.
Islam’in korunmasi için son derece önemli bir husustur. Bu Islam beldelerinde
varligini canli bir sekilde hissettirmesi sarttir. (...) Islamî toplumun kurulmasinda,
müslümanlarin manevî varliginin gerçeklesmesinde çok ileri derecede öneme haizdir.
Bunun için müslümanlar, imamdan mahrum kaldiklarinda veya istenilen tarzda bir imama
sahib olmadiklari zaman hemen kendilerine bir Imam bulup bu makama oturtmalari
sarttir. Bu görev kifaye farzlarin en mühimlerindendir. Müslümanlar bu vazifeyi yerine
getirmedikleri takdirde hepsi kiyamet günü Allah'in huzuruna büyük bir vebal yüklenmis
olarak varirlar." (M. Said Ramazan el-Buti, Islam Toplumunun Olusumu)
"Ilim adamlari derler ki, herhangi bir dönemde imam bulunmayacak olur ise, her beldede
sakin olan insanlarin akli, fikri yerinde, ilmi seviyesi uygun, emir ve isaretlerini kabul edip
uygulayacaklari, yasak ve engellemelerine riayet edecekleri kisilerden birisini öne
geçirmeleri bir görevleridir." (Imam Cüveyni, Giyas’ül-Ümem, s. 280)
"Madem ki, bir yerde müslümanlar vardir, onlar bizzat kendi içlerinden liderlerini de
çikarabilirler. Sayet liderlikte bir eksiklik söz konusuysa onu da gerektiginde
tamamlayabilirler.
Fakat müslümanlarin bassiz kalmalari ise caiz degildir. Hele artik lider yoktur
bahanesiyle oturmamiz da hiç caiz degildir.
Nitekim Safii fakihleri derler ki: "Halife kaybolunca, Hilâfet hükümleri ve görevleri, o
zamanin en âlimine intikal eder."
Bu sunu gösteriyor: Müslümanlarin hiç bir vakit emirsiz ve nizamsiz durmalari caiz
degildir.
Evet bizler, kimi zaman sunu görebiliriz: Alim var, fakat içinde yasadigi zamandan
habersizdir. Bu âlim ve fakih kimse emirlik ve liderlik görevlerini yürütebilecek bir ehliyette
degildir, ileriyi de görememektedir. Bazen de liderlik, hizmet ve is yapmaya elverisli, ileri
görüslü biri bulunabilir. Fakat bu kimse de fakih degildir. Kimi zaman da öyle adam var ki,
âlimdir, fakat bu adam da çekisme ve hasimlik islerine vakif degildir. Bu ve benzeri bir
çok kimseler olabilir. Fakat durumun böyle olmasi hiç bir zaman lidersiz kalmamizi
gerektirmez, bundan dolayi da sorumluluktan kurtulmus olamayiz. Onun yoklugu
düsünülemez. Biz yüz kisi de olsak, bizi yönetecek en uygun birini aramizdan
çikartmaktan aciz olamayiz. Mutlaka birini çikaracagiz. Hatta belli bir konuda ve
hükümde bizi yönetmesi için de olsa aramizda birini tayin ederiz. Nitekim Islam’da sura da
varligini korumaktadir. Tecrübe ve deney ise bu noktada sahsiyetin gelismesi için
gayet önemlidir. Eksiklere gelince bunlar tamamlanabilir. Yeter ki, niyet saglam olsun ve isin
kemal noktasi bilinebilsin." (Cundullah,
Allah Erinin Ahlak ve Kültürü, Said Havva, s. 588-
589)
Allah Resulü (s.a.v.) Efendimiz, Taif dönüsü hâmi (himaye edici) temin etmeden Mekke’ye
girmedi. Keza; Medine’ye hicret ederken Yesribliler’den, mâlum hayat teminati almadan
Medine’ye gitmeyi kabul etmedi.
Niye gitmedi ve niye kabul etmedi?
Çünkü, hayat tehlikesi vardi; zira müsrik de olsa hayatini himaye edecek biri olmadan
Mekke’ye girmedigi gibi, Yesribliler’den hayat garantisi almadan da Medine’ye girmesi
sakincali idi. Ve bu, Islam’in bir hükmüdür.
Simdi muariz ve muhaliflere sormak lazim: Halife’nin yeri illa da Anadolu olacak diye bir
sart var mi? Hayir yoktur; "Islam âlemi"nin her yeri, bu arada Avrupa’nin her yeri, icab
ettigi zaman muvakkat da olsa, Halife’nin oturabilecegi yerlerden biri olabilir. Bunda ser’an
de hukuken de bir mani yoktur. Kaldi ki, Avrupa ülkelerinde ikamet eden müslümanlarin
sayisi milyonlari asmaktadir.
"Halife’nin hür olmasi lazim. Avrupa ülkelerinden birinde oturdugu takdirde Halife’de
hürriyet yoktur..." diyenler de var.
Cevabimiz odur ki, bunu söyliyenler, hürriyetin ne demek oldugunu bilmiyorlar?
Bilmiyorlar ki, hürriyetin olmadigi yerde kölelik vardir. Kölelik ise mülkiyeti efendisine
aittir; efendisinin izni olmadan bir tarafa gidemez. Ser’an ve hukuken de bu böyledir. O halde
Halife’nin Avrupa’nin herhangi bir ülkesinde ikamet etmesinde bir sakinca yoktur. Kaldi
ki;
1- Hoca’nin Türkiye’ye dönmesinde hayat tehlikesi vardir!..
2- Almanya müsaade etmistir ve demistir ki; "Ben sana eman (izin) veriyorum; gel benim
ülkemde oturabilirsin. Alman anayasasinda din hürriyeti vardir." Islam dini ise hem din,
hem devlettir. Bunlari birbirinden ayirmak mümkün degildir. Ve bu husus bir taraftan
mahkeme dosyalarina geçmis, bir taraftan da basina intikal etmistir.
Halife de ne yapiyor? Bulundugu yerden Islam’in mesajlarini dünyanin her
tarafina gönderiyor ve göndermektedir. Esasen basta Islam âlemi olmak üzere, dünyada
yüz-yüzelli seneden beri bir bosluk vardir, bir ihmal vardir, bir baski vardir!.. Ve bu
sebeplerden dolayi Islam, geregi gibi, yani ibadetiyle, siyasetiyle, devletiyle, hukukiyle,
ahlakiyle anlatilmadi ve anlatilamadi. Dolayisiyla bütün bir dünya, tipki
Peygamber devrinde Arap yarimadasinda oldugu gibi, koyu bir cehalet devri
yasamaktadir.
O halde Halife’nin görevi devlet müesseselerini kurup bilfiil icraattan ziyade teblig
yapmasidir. Islam’in sesini dünya insanligina duyurmasidir. Halife’de bütün
imkânlarini seferber ederek bunu yapmaktadir. Ve, esasen dünya küçülmüstür, iletim
araçlari çogalmis ve hiz kazanmistir; telefonlar, teleksler, fakslar, basin ve yayin
vasitalari birbirini takib etmekte, dolayisiyla istediginiz mesaji, istediginiz yere ve
ülkeye kisa zamanda ulastirma imkâni elde edilmis bulunmaktadir. Ve bu itibarladir
ki, artik Halife surda oturmalidir veya burda ikamet etmelidir, diye bir sey bahis mevzuu
degildir. Dolayisiyla insan, oturdugu yerden her tarafa tebligat ve telkinatini gönderme
ve ulastirma imkânina kavusmustur. Ve bu arada sunu da kaydetmeliyim: Elhamdülillah,
mühim bir cemaat Halife’nin etrafinda toplanmakta ve bey’at edenlerin sayisi her gün
geçtikçe çogalmaktadir.
Söyle bir kaide vardir: "Mâ la yüdrekü küllühû la yütrekü küllühû" yani hepsi yapilamiyor
diye hepsi de terkedilmez!..
Binaenaleyh, biri çikip, "Biz hapishaneye düstügümüz zaman Halife bizi niye
kurtarmiyor veya bize niye is bulmuyor veyahut da bize niye pasaport almiyor?" diyenlere
Halife’nin cevabi,
Allah Resulü’nün cevabi olmalidir: "Sizlere cennet var!.." Hele siz,
Allah’in rizasini ve cennetini kazanabiliriz gayesine binaen Halife’nin etrafinda bir
toplanin bakalim ve bu suretle kendi üzerinize düseni yapmis olun!.. Gerisini Allah’a
birakirsiniz. O her seye kadirdir; sizin hatir ve hayalinize gelmiyen kapilari açar,
imkânlar halk eder!..
Mamafih, Halife’nin intihabinda ileride de görülecegi üzere bir çok faydalar vardir:
1- Bir cemaat tesekkül etmistir; Cenab-i Hak, kendilerinden razi olsun!.. Her gün
geçtikçe kemiyyet ve keyfiyyetçe artmaktadir!.. Ve bu, Mevlâ’mizin bir lütfudur ve bir
hayir alametidir.
2- Halife’nin intihabi farzdir. Iste bu farz yerine getirilmis ve Ümmet-i Muhammed
mesuliyetten kurtulmus olur.
3- Cuma ve bayram namazlarinin sihhati Halife’nin iznine baglidir;
4- Zekât paralarinin toplatilmasi ve mahalline tevzii;
5- Bütün bunlarin yaninda emr-i mâruf ve nehy-i münker yapilmasi ve müslümanlari
sirke düsme tehlikesinden kurtarmaya çalismasi; Söyle ki; insanimiz demokrasiye,
laiklige, partiye sahip çikmis, sandik basina gitmis, Allah’in hakimiyyetini ihlal etmis,
seriat nizamini terk etmis ve dolayisiyla sirke düsmüstür. Iste bütün bu belalardan
müslümanlari kurtarmis oluyor ve kurtarmaya çalisiyor!..
Bir tesbih ve bir temsil:
Halife’yi bir çobana, ümmeti koyunlara, Islam âlemini bir köye benzetirsek ne olmus
oluyor? Haydutlar, köyü basmislar, isgal etmisler; çobani sürmüsler; Koyunlar çobansiz,
köy sahibsiz kalmis! Köyün nizamini, seriat’ini degistirmisler de yerine kendi
kafalarina göre nizam getirmisler ve bunun adina da "Komünizm", "Sosyalizm",
"Demokrasi", "Kemalizm" vs. demisler! Ve bu sistemlerden birine göre partiler kurmuslar;
köyün birligini bozmuslar, ortada kalan koyunlari talan etmislerdir!..
Köylülerden biri ortaya çikti, bakti ve gördü ki, haydutlar tarafindan Kur’an nizami
kaldirilmis, hatta temeline 98 dinamit yerlestirilmis, koyun sürüleri ise cehennemî bir
uçurumun kenarinda!..
Bagiriyorsunuz; "Ben geldim! Kur’an nizamina göre geldim; size çoban olmak üzere
geldim; kendim ehliyete sahib, Kur’anî bilgi ve belgelerine malikim! Yalanim var ise,
buyurun! Iste Kur’an ve iste seriat nizami! Ya cevap, ya teslim! Iste bizim durumumuz
tipki bu!.. Var mi bir diyeceginiz?!."
Bütün bunlari söyledikten sonra sunu da ilave edelim: "Hakki Sahibine Iade"nin
"Cevaplar" bölümünde de kaydetmistik ve söyle demistik:
"Yukarida gördünüz; sualler sorulmus (1 ile 13) ve daha da sorulabilir?"
Sonra:
Bu çesit suallerin sorulusu, "Yeni bir devlet kuruldu!" zannina binaendir. Halbuki yeni bir
devlet, yeniden bir devlet kurulmus degildir; var olan ve fakat isgal edilip gasbedilen, seriat
düsmanlarinin eline geçip, rejimi degistirilen ve dolayisiyla Islamî manada çalismaz
hale gelen bir devleti ihya etme, canlandirma, susturulmus ve suskun hale gelmis olan bu
devleti yeniden dünyanin gündemine getirmekten ibarettir.
Böyle bir devletin ne topraga ihtiyaci vardir, ne de askere! Çünkü topragi da vardir,
askeri de vardir. Topragi Islam âleminin bir bölümünden ibaret olan Anadolu topraklari,
askeri de Tevhid bayragi altinda toplanan erkek-kadin her müslüman!.. Bir kismi da
esir!.. Ama oyuna getirilmis, boynuna gaflet zinciri vurulmus esirler!..
Oyuna geldigini anlayip boynundaki gaflet zincirini çözenler, peyderpey de olsa gelip
Islam ordusuna iltihak etmekte ve bu gidisle kalpleri mühürlenmis olanlarin disinda
geride kimse kalmiyacaktir. Bundan ümit variz! Çünkü mülk Allah’in, irade Allah’in,
kalpler O’nun elinde!.. Ümitsizlige düsmenin artik bir sebebi yoktur!..
Bütün bu izahlar ortada dururken, halen "Ben kabul etmiyorum, bey’at da etmiyorum!"
diyenler varsa bunlar ya cahildir, ya haiftir, ya da mütekebbirdir!
Cahildir; yani ihya ve ilani yapilan devletin nasil bir devlet oldugunu bilmiyor; tahkik ve
tedkik de etmiyor veya etmek de istemiyor; cehaletine kurban gidiyor.
Haiftir; korkuyor ve kendi kendine diyor ki; "Ben Halife’ligi kabul edip Cemaleddin Hoca’ya
bey’at edersem, yarin rejim beni ele geçirirse, beni hapseder, malima ve mülküme el
koyar, perisan olurum!.."
Mütekebbirdir; Etrafina bir kaç kisi toplamis; Düsünüyor: "Ben bey’at ettigim taktirde
etrafimdakiler de bey’at edecek, artik etrafimdan onlar dagilacaklardir; saltanatim
yikilacaktir. Iste bu ve benzeri endiseler onu Halife’ye bey’at etmekten
alikoymaktadir.
Allah (c.c.) cümleye basiretler ihsan eylesin de, dünyasini ahiretine tercih eden
kullarindan eylemesin!
Halife’nin; içe karsi olsun, disa karsi olsun görevleri vardir. Bunlardan bir kismi:
1- Harp ilan etme:
Halife’nin durup dururken herhangi bir devlete karsi savas ilan etmesinin hükmü nedir?
Islam’da aslolan savas degil, teblig ve davettir. Savas ise arizîdir ve genelde zarurete
binaendir. Siz sayet Kur’an’i teblig ederken, gayri müslim milletler ve devletler buna engel
olurlarsa, iste o zaman savasa basvurulur. Bu arada teblig edenler de edilenler de hür bir
hava içinde olmalari ve hürriyete sahip bulunmalari sarttir. Ve bu, ayni zamanda
Islam’in bir tavsiyesidir. Yani Islam’da din hürriyeti, fikir ve irade hürriyeti vardir;
konusma, korkusuz yasama hürriyeti, seyahat hürriyeti, çalisma ve kazanma hürriyeti,
evlenme ve evlad edinme hürriyeti vardir ve nihayet ihtiyaçlari giderme hürriyeti vardir.
Kur’an-i Kerim bu hürriyetler hakkinda 14 asir öncesinden ayetler göndermistir.
Günümüz dünyasinin ilim ve fikir adamlari, insan haklari adi altinda bunlardan
bahsetmektedirler. Ancak tarihi ve bugünü tedkik edenler, hürriyetlerin, hususiyle siyasî
hürriyetlerin mücadelesini göreceklerdir. Bu mücadele genelde idarecilerle halklari
arasinda olmustur.
2- Hz. Osman sehid edilmisti. Katillerin yakalanmasi ve cezalandirilmasi icab
ediyordu. Devletin basinda Hz. Ali vardi. "Su anda devletin buna gücü yoktur!" esbab-i
mucibesiyle katillerin yakalanip cezalandirilmalarini tehir etti. Ve bu bir ictihaddi!..
3- Imam-i Azam’in cevabi:
Imam-i Azam’a sordular ve dediler ki: "Bir memlekette idareciler küfre sapip mürted
olurlarsa, o memleket halkinin idareye karsi kiyam etmeleri vacib midir?" Cevap olarak:
"Iki sartla: a) Kiyam ettikleri taktirde büyük bir ihtimalle basarili olacaklari kanaatine
sahip olmalari; b) Yikilan idarenin yerine yerlestirecekleri saglam ve itaatkâr bir
kadronun bulunmasi!.."
4- Fikih kitaplarimizda vardir:
Bir Islam devleti kâfi derecede bir kuvvete ve hazirliga sahip degilse, harbe girmez. Ve
sayet mecbur kalirsa, siyasî bir çözüm arar.
5- Abdülmecid’in intihab edilisi sirasinda Istanbul düsman isgali altinda idi.
Hindistan’in avam ve havassi bu icraati desteklemisti.
6- Hazirliksiz silaha sarilma umumiyetle muvaffak olmamistir:
a) Seyh Said hareketi,
b) Ihvan’ül-Müslimin’in Suriye’deki kiyami,
c) PKK hareketi,
d) Iran’da Humeyni hareketinden önceki huruc hareketlerini misal olarak verebiliriz.
IMAMIN VAZIFELERI
Ömer Nesefi’ye göre; imamin vazifeleri sunlardir:
"1- Ahkâmi tenfiz."
Islam nizâminin emirlerini tatbik etmek. (Ser’î muhâkeme)
"2- Hadleri ikâme."
Allah’in hududunu (bir mü’minin dinden çikmasi, içki içmesi, zina etmesi, birisine
zina isnat etmesi, insanlarin haklarini gasbetmesi, katl ve yaralama suçlari) ve Islam
Hükümetinin emirlerini çigneyenleri cezalandirmak.
"3- Askerî techiz."
Topyekün millî müdafaa vazifeleri. (Bey'at eden tüm müslümanlar.)
"4- Sadakalari toplamak."
Islam devletinde mü’minlerden ve gayri müslimlerden alinan vergileri toplamak.
(Mevcut.)
"5- Mütegallibeyi, hirsizlari ve yol kesenleri kahretmek."
"6- Cuma ve bayram namazlarini kildirmak." (Mevcut)
"7- Insanlar arasinda vuku bulan ihtilaflari halletmek." (Ser’î mahkeme)
"8- Haklarin isbatina vesile olan sehadetleri (ve sair isbat vasitalarini tetkik
ve) kabul etmek." (Ser’î mahkeme)
"9- Velisi olmayan küçükleri evlendirmek." (Mevcut)
Bu ve benzeri vazifelerle sosyal emniyeti ve huzuru temin etmek.
"10- Ganimetleri (harb neticesinde husule gelen kazançlari adalete uygun olarak)
taksim etmek." (Asker: Tüm Ümmet-i Muhammed, Toprak: Basta Anadolu)
Ve bunlara benzeyen diger vazifeler.
-------------------------------------------
(1-2) Ahkâmi tenfiz, hadleri ikame; tehir edilir veya tecrid yolu ile cezalandirilir.
(3) Bey'at edip teslim olanlarda bu mümkündür. Zira tüm müslümanlar askerdir.
(4) Sadaka ve zekâtlari toplayip müstehaklarina dagitmak vazifesi ifa edilmektedir.
(5) 1. ve 2. nota dahildir.
(6) Cuma ve bayram namazlarini kildirma ve Cuma imamlarini tayin etme vazifesi
ifa edilmektedir.
(7-8) Ser'î mahkeme kurulmustur. Dolayisi ile bu vazifeler de yerine getirilmekte.
(9) Yapilmaktadir.
(10) Ganimetlerin durumu mâlumdur.