Tekil Mesaj gösterimi
  #4
Alt 29.04.2007, 17:42
kılıçustası

 
kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.767
Teşekkür etti: 72
128 Teşekkür 79 Mesaja aldı
Abdülkadir Özkan
aozkan@milligazete.com.tr28.04.2007


Bazı gazetelerin dünkü nüshalarını okurken irkildiğimi belirtmek istiyorum. Bazılarının manşete, bazılarının sürmanşete taşıdıkları haber-yorumlarda Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunda Meclis 367 üyenin altında bir sayı ile açılır ve CHP de Anayasa Mahkemesi'ne giderse çıkacak kararı açıklanıyordu. Bu haberlere göre karar en kötümser sonuçla 7'ye 4 CHP'nin isteği istikametinde çıkacaktı. Bunun yanında iki seçenek daha veriliyordu. Bunlardan birisine göre 8'e 3 veya 9'a 2 Anayasa Mahkemesi CHP'nin isteği istikametinde karar verecekti.. Buna kimileri gazetelerin yorumu diyebilirler ve normal görebilirler. Ancak, olay bu ülkenin en yüksek mahkemesini ilgilendiriyor ve bu mahkemenin vereceği karar ülkenin geleceğini belirleyecek bir Anayasa hükmünün yorumuna dayanıyorsa kendisine yapılacak müracaat hakkında çalışmaların sanıyorum mevcut Anayasa çerçevesinde olması, bunun için de Anayasa'yı hazırlayan iradenin karar verilmesi istenen maddeyi ne amaçla düzenlemiş olduğuna bakılması gerekir. Anayasa Mahkemesi eğer en yüksek Mahkeme ise yapılacak olan, yapılması gereken budur.
Ancak, medyaya yansıyan haberlere baktığımızda kesinlikle hukuki bir endişe ve hassasiyet yok.. Anayasa Mahkemesi'nin ne yönde karar vereceğine üyelerin hangi Cumhurbaşkanı tarafından atanmış olduğuna bakılarak değerlendiriyordu. Bunun için de Anayasa Mahkemesi üyelerinin 7'si Sezer tarafından atanmış olduğuna göre bu 7 üyenin CHP'nin isteği doğrultusunda oy kullanacağı ön kabülünden hareket ediliyordu. Kısacası, dolaylı olarak Anayasa Mahkemesi'nin hukuki değil, ideolojik ve siyasi bir karar vereceği iddia ediliyordu. İşte bu mantık ve yaklaşım insanı düşündürüyor. Bir ülkede en yüksek mahkemenin vereceği karar üyelerin ideolojik kimliklerine dayanılarak peşin peşin ilan edilebiliyorsa o ülkede adaletin tecellisinden söz edilebilir mi? Bu yayınlar Anayasa Mahkemesi üyelerine saygısızlık anlamına gelmez mi? Bu yayınlar karşısında sözü edilen üyeler, "Bizim oyumuz sizin cebinizde mi?" diye sormamışlar mıdır? Bunun da ötesinde bu tür yayınlar yargıya müdahele ve yönlendirme anlamına gelmez mi?
Daha pek çok soru sıralamak mümkündür. Soruları artırmanın fazlaca bir önemi de yoktur. Önemli olan sergilenen tutum ve tavırdır. Böyle bir tavrın ardından söz konusu medyanın yönetici ve yazarları bir başka olay karşısında adaletten nasıl söz edebilirler? Adalet sadece bu medya mensuplarının siyasi ve ideolojik tavırları istikametinde gerçekleştiği takdirde adalet olacak, aksi halde adalet olmayacaksa onlar gibi düşünmeyenlerin hali nice olur?
Bu memlekette adalet sadece belli bir ideolojinin sahiplerinin hakkıdır da diğerlerinin böyle bir hakkı yok mudur? Bir başka ifade ile bu memlekete birinci ve ikinci sınıf vatandaşlar mı vardır? Herkes eşittir ama birinci sınıf vatandaşlar daha mı eşittir?
Bana göre medyanın bu tavrı Cumhurbaşkanının kim olacağından çok daha önemlidir.. Bir ülkenin huzuru ve fertlerinin güvenliği açısından adalet en önde gelir. Gelmesi gerekir. Adalet olmayan yerde güvenlikten, huzurdan, fertlerin birbirine sevgi ve saygısından söz edilebilir mi?
Anayasa Mahkemesi üyeliğine atananlarda aranan ölçü nedir? Sayın Sezer 7 üyeyi neye göre atamıştır?
Son soru Anayasa Mahkemesi adaletin tecelli ettiği en yüksek mahkeme midir yoksa ele geçirilmiş ideolojik bir kale mi? Ben şahsen en yüksek yargı organı olarak görüyorum bu sebeple de bazı gazetelerin Anayasa Mahkemesi üyelerinin önemli bir bölümünün oyunun cinsini şimdiden ilan etmelerini yadırgıyor ve Mahkeme üyelerine saygısızlık olarak nitelendiriyorum.

http://www.milligazete.com.tr/index....snews&id=12226
__________________
Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak
üzere burada bulunuyoruz..MFetullahG
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla