Tekil Mesaj gösterimi
  #19
Alt 11.05.2007, 15:17
Ali

 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.849
Teşekkür etti: 101
182 Teşekkür 112 Mesaja aldı
Arrow

TSK bilidirisi en çok hangi partiyi vurdu 50% 75% 100% 125% 150% 175% 200%Hani insan TSK’nın geleneksel tavrını bilmese, başka işleri güçleri yok da, ‘ne yapıp etsek de, şu seçim sathı mailinde AKP’yi ihya etsek…’ diye düşünüyorlar zanneder. İşin Saadet Partisi boyutunu izah edeceğim. Ama önce Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu’nun bu minval üzere yaptığı ve satır aralarında kaynayan çarpıcı bir yorumun altını çizelim.

Erkan Mumcu, salı akşamı Kanal 1 televizyonunda katıldığı ve 27 Nisan'da Genelkurmay'ın internet sitesinde yer alan bildirinin tartışıldığı programda, "Bir gece yarısı bildirisi Türk siyasetini altüst etti. Ne lüzum vardı buna? Bildiri olmasaydı bugün AK Parti anketlerde bulduğu değerleri bulamazdı. Bildirinin bize olumsuz yönde etkisi oldu. Onlar savunma biz hesap sorma durumunda olacakken, onlar mağdur, biz mağdur eden olduk." şeklinde konuşmuş.

Mumcu’nun ifadelerinde üzerine durulması gereken asıl tespit şu satırlarda gizli: “Onlar savunma biz hesap sorma durumunda olacakken, onlar mağdur, biz mağdur eden olduk…"

İşte TSK bildirisinin ardından Saadet Partisi’nin kontrpiyede kalmasına neden olan gelişmeler de bu ifadelerde gizli.

Kırmızı değil, sarıydı…

Teşkilatlarındaki dinamizm ile dikkatleri çeken Saadet Partisi sandık istikametine doğru tam gaz yol ilerlemeye hazırlanırken, önünde seyreden ve yeşil ışıkta yoluna devam etmeyi düşünen AKP aracı Çankaya kavşağına geldiğinde önündeki ışıklar komuta merkezi tarafından anında kırmızıya çevrilince, arkadan gelen Saadet aracı AKP’ye toslamamak için ani fren yaparak durmak zorunda kaldı. Daha önce de benzer bir kazaya maruz kalan Saadet aracında bulunanlar ani frenin etkisiyle sendeleyip bocalarken, kendilerine geldiklerinde bir baktılar ki, meğer AKP aracı ben kırmızıyı görmedim sarıda geçtim, hem yetkisi olmayanlar ışıklarla oynayıp durmasınlar diyerek yol almaya devam etmekte…

İşin nüktesi bir yana, TSK bildirisi Saadet Partisi’nin seçim dönemine ilişkin tüm hesaplarını allak bullak etti. Argo tabiriyle seçim meydanlarında AKP’yi paçavraya çevirmeye hazırlanan Saadet Partisi yetkilileri, kendi tabanlarından tepki almamak için şimdilerde kamera önüne geçerek AKP’yi açıkça eleştirmeye bile çekinir hale geldiler.

Senaristler ve figüranlar…

Üstelik Abdullah Gül gibi Meclis’te ve Türk siyasetinde beyefendiliğiyle dikkatleri üzerine çeken bir isim, daha önce örneğine pek rastlanmamış bir şekilde CHP organizasyonu ve DYP – Anavatan figüranlığında Çankaya yolunda çelmelenince, Saadet Partisi bu süreçte açıkça AKP karşıtı tavır almakta da zorlandı.

Saadet camiasının mensupları şunu fark ettiler: Yaşanan süreçte AKP’ye karşı sergilenen tavır aslında sadece bu partiye yönelik değil. AKP’nin temsil ettiği, Saadet Partisi mensuplarının da büyük ölçüde paylaştığı (dikkatinizi çekerim siyasi değil) dünya görüşüne ve fikir dünyasına yönelik...

İşte bu tablo Saadet teşkilatlarında, bu zor anında AKP’yi sahiplenme gibi doğal bir refleks sergilenmesine neden oldu. Bu gelişmelerden Saadet Partisi yetkililerinin hoşnut kaldığını düşünmek elbette mümkün değil. Siyasi açıdan, “şimdi bu da nereden çıktı” şeklinde stratejik hesaplarını alt üst eden bir zamansız gelişme gibi algıladıkları ortada. Fakat gelişmelerin yansımaları Saadet tabanında farklı cereyan etti.

Şimdi mantık zamanı…

Son haftalarda cereyan eden hadiseler 5 yıl önce yaşadığım bir olayı hatırlamama neden oldu. Şimdilerde yaşananları görünce, ‘demek ki bu da öyle bir şey’ diye düşündüm.

3 Kasım 2002 seçimlerine 5–10 gün kala uçakla Ankara’dan İstanbul’a dönerken, sağımda oturan, tepeden tırnağa tesettürlü ve eldivenli bir bayanın söylediklerini hatırladım. O gün söz gazete haberlerinden yola çıkarak yaklaşan seçimlerden açılınca, tesettürlü bayan AKP’ye oy vereceğini söyledi. “Sizi dışarıdan gören ilk bakışta hemen Saadet’e oy vereceğinizi düşünür” diye yarı şaka söyleyince, “gönlümüz Saadet’te, aklımız AK Parti’de” dedi. “Bu ne demek?” diye konuyu biraz açmasını isteyince, “şimdi bölünme değil, güçleri birleştirme zamanı. Geçen zaman içinde öyle şeyler oldu ki, sorunların altından ancak güçlü partilerle kalkılabilir” dedi.

Bayanın söylediği “gönlümüz Saadet’te, aklımız AKP’de” tespitini o günlerde gazeteci Ali Bulaç’a aktarınca, “teşbihte hata olmasın ama, -itikatta Saadet, amelde AKP- gibi bir şey olmuş” demişti.

Nitekim 3 Kasım seçimleri öyle bir ortamda gerçekleşti ki, başında 2–3 Saadetli görevlinin bulunduğu sandıklardan bile Saadet’e bir tek oy çıkmadığı yerler oldu.

Demek istediğimiz o ki, TSK, AKP iktidarına karşı yayınladığı bildiri ile Saadet seçmenlerinin AKP’ye meyletmesine ve oyları bölmeyelim çizgisine gelmesine neden oldu. Üstelik Saadet Partisi yetkililerinin kimi AKP icraatlarına karşı meydanları titretmeyi hazırlandığı günlerde eleştiriye açık diğer tüm konuların öncelik nedeninin de ortadan kalkmasına neden oldu. Yayınlanan gece yarısı bildirisi nerede ise ulusalcılarla aynı çizgiye gelen Saadet’i yeniden eski konumuna çekti. Üstelik ortak paydaların mazlumu olarak Saadetlileri AKP’ye bir adım daha yanaştırdı.

Konuyu kapatmadan şu saptamayı da aktaralım. Önceden Refah Partisi çizgisindeki partiler merkezin sağın sağında, yani marjinal parti kategorisinde değerlendirilirdi. Saadet Partisi alışılagelmiş tasniflerde bu kategori içinde yer almaya devam ettiği için, bu durum AK Parti’nin daha merkezde algılanmasına da zemin hazırladı. Merkez parti söylemini güçlendirdi.

TSK bildirisine karşı DYP ve Anavatan’ın dik durmaması, AKP lideri Erdoğan’a, “Menderes’in mirasına ihanet ettiler” diye yerden yere vurma fırsatı da sundu. Dedik ya, kime nasip kime kısmet diye…

Sözün kısası bir seçim daha kapıya dayandı. Bakalım kapı arkası kurgulanmış hesaplar ve planlar mı kazanacak, yoksa millet iradesi mi vaziyete el koyacak.

Az kaldı. Yakında göreceğiz.


Osman Özsoy

http://www.habervakti.com/detay.asp?id=30793&kat=Gündem
Ali isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla