Üyelik tarihi: 23.03.2007 Teşekkür etti: 0
13 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| Yemen’de ortaya çıkan yalancı peygamber Esvedü’l-Ansi, o bölgede oturan Müslüman salihlerden Ebu Müslim Havlani’yi yanına çağırttı. Ona kendisini peygamber olarak seçtirmek istiyordu. Yanına gelince,
“Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin?” diye sordu, Ebu Müslim Havlani (rah),
“Duymuyorum, kulağım sağır!” diye cevap verdi. Esved,
“Muhammed’in peygamber olduğuna şahitlik eder misin?” diye sordu, Ebu Müslim,
“Evet, şahitlik ederim” dedi. Esved tekrar,
“Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin?” diye sordu, Ebu Müslim tekrar,
“Duymuyorum kulağım sağır!” diye cevap verdi. Esved,
“Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin?” diye sordu,
“Evet, şahitlik ederim” dedi. Esved, sorusunu tekrar tekrar sordu, Ebu Müslim de (rah) aynı şekilde cevap verdi. Esved kızdı, onu cezalandırmak istedi. Büyük bir ateşe atıldı. Ateş ona hiçbir zarar vermedi. Ebu Müslim (rah) ateşin içinde namaz kılmaya başladı. Ateş Allah’ın (c.c) dostu Hz. İbrahim’i (a.s) yakmadığı gibi, bu Hak aşığını da yakmamıştı. Esved hayret etti. Korktu. Etrafındakiler Esved’e
“Bu adamı buralardan uzaklaştır, yoksa size tabi olanların aklını çeler, yanınızda kimse kalmaz” dediler.
Onun bu cesaret ve kerameti etrafa yayıldı. Olay Medine-i Münevvere’ye kadar ulaştı. Esved, Ebu Müslim’in Yemen’i terk etmesini emretti. O da kalktı Medine’ye geldi. Âlemlere rahmet Hz. Muhammed (s.a.v) vefat etmiş, yerine Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a) halife olmuştu.
Ebu Müslim (rah), bineğini mescidin dışına bağlayıp mescide girdi. Bir direğin arkasına durup namaz kılmaya başladı. Onamaz kılarken Hz. Ömer (r.a) kendisini gördü. Yanında durdu. Namazını bitirince, ona,
“Kardeş sen neredensin?” diye sordu. O da,
“Yemen’denim” dedi. Hz. Ömer (r.a),
“Şu yalancı peygamberin ateşe attığı fakat ateşin yakmadığı mümin kardeşimiz ne yapıyor?” diye sordu, Ebu Müslim de,
“O adam benim” dedi. Hz. Ömer heyecanla,
“Allah adına soruyorum, o gerçekten sen misin?” diye sordu, Ebu Müslim,
“Allah şahit, benim” dedi. HZ. Ömer hemen Ebu Müslim’in boynuna sarılıp alnından öptü, ağladı. Sonra onu alıp Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a) yanına götürdü, huzuruna oturttu. Onu tanıttı. Başından geçeni anlattı ve
“Allah’a hamdolsun, bu Ümmet-i Muhammed’in içinde, Hz. Halil İbrahim gibi kendisini ateşin yakmadığı kimseyi, ölmeden önce bana gösterdi” diye şükretti.
KISSADAN HİSSE
Sebepleri ve tesirlerini yaratan yüce Allah’tır. Bütün sebepler O’na bağlıdır; fakat O, hiçbir sebebe bağlı değildir. O dilerse sebeplerin tesirini ortadan kaldırır, görevini bitirir; o zaman ateş yakmaz, zehir öldürmez olur. Nitekim Hz. İbrahim (a.s) ateşe atıldı fakat Onu ateş yakmadı; Ona serin ve selamet oldu. Her şey böyledir, eğer Allah (c.c) dilerse sebepler fayda veya zarar verir.
Keramet haktır; bu ümmetin âlim ve arifleri elinde pek çok keramet ortaya çıkmıştır. Bütün bu kerametler, dinimizin hak olduğu ispat ettiği gibi, diğer müminler içinde bir delil ve manevi destektir. Allah Resulu (s.a.v) buyurmuştur ki:
“Ümmetimin içinde (hali ve ahlakıyla) Halil İbrahim’e benzeyen otuz – bir rivayetle kırk- veli, hiç eksik olmaz. Size onların bereketiyle manen yardım edilir, rızık verilir, yağmur yağdırılır.”
İmam Katade (rah) demiştir ki: “ Biz Hasan-ı Basri’nin bu hadiste anlatılan kimselerden olduğundan şüphe etmezdik.
Konu musabbinumeyr tarafından (01.09.2007 Saat 17:46 ) değiştirilmiştir..
|