Üyelik tarihi: 23.03.2007 Teşekkür etti: 0
15 Teşekkür 11 Mesaja aldı
| Yukardaki yazı kitaba adını veren "Ateşin Yakmadığı Aşık" kısassıydı. Kaptansız Gemi Olur Mu? İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye (rah) bir grup inkârcı insan geldi. Bunlar Allah Teala’nın varlığını ve alemlerin yaratıcısı olduğunu inkar ediyorlardı. Bu meseleyi İmam-ı Azam’la tartışmak ve Müslümanları şüpheye düşürmek istiyorlardı. Adamların niyet ve dertlerini sezen İmam-ı Azam (rah), söze şöyle başladı:
“Bu konuya girmeden önce size bir şey soracağım: Şu Dicle nehrinde bir gemi var. Başında bir kaptan, içinde bir yardımcı eleman yokken, kendi başına hareket ediyor, sahile yanaşıyor, içine yiyecek, içecek ve başka birçok malzeme dolduruyor; sonra kendi başına yol alıyor, gideceği yere gidiyor, bu yükleri orada boşaltıp geri dönüyor. Siz buna ne dersiniz?” diye sordu. Adamlar hep bir ağızdan,
“Bu olacak iş değil, böyle bir şey kesinlikle meydana gelemez. Kendi başına bir geminin bunları yaptığı nerede görülmüş?” dediler. O zaman İmam gereken cevabı verdi:
“ Bir geminin tek başına bu işleri yapması imkânsız olunca, üstüyle altıyla şu koca kâinatın kendi başına kurulması, hareket etmesi, içinde bunca varlıkların yaşaması nasıl mümkün olur?”
Adamlar sustular, bu âlemin sahipsiz olmayacağını anladılar. İmam’ın önünde Müslüman oldular.
KISSADAN DERSLER
Bu âlemde tesadüfle meydana gelmiş hiçbir şey yoktur. Her şey bir ilim ve hesap üzere yaratılmıştır. Kâinatı yoktan var eden, her varlığı kudret elinde tutan, onları dilediği gibi sevk ve idare eden bir yaratıcı vardır.
Bu âlem kendi başına olmuştur demek, “ Oturduğum ev, bir tesadüf sonucu kuruldu, kendiliğinden temelleri atıldı, duvarları örüldü, odaları bölündü, kapı ve pencereleri takıldı, çatısı çatıldı, böylece bir anda bina ortaya çıktı” demek gibi tuhaf ve ahmakçadır.
Her resmi çizen, her yazıyı yazan, her eseri bir yapan vardır. Aynen bunun gibi, yeryüzünü ayaklarımızın altına döşeyen, üzerini binlerce nimetle bezeyen, her insana ayrı bir sima, her çiçeğe ayrı bir renk ve desen veren, her canlıya rızkını sevk eden, göğü üstümüze bir tavan gibi yükselten, semayı güneş ve yıldızlarla süsleyen bir sahip vardır. İşte bu sahip ve eşsiz sanatkâr Rahman ve Rahim olan Allah’tır.
Bu âlemin yaratılmasında hiçbir, meleğin, insanın, cinin veya başka bir varlığın iradesi, tercihi, yardımı, dahili ve etkisi olmamıştır. Puta tapanlar da nefsine tapanlar da belki âlemin asıl sahibini tanımadıkları için farklı ilahlar edinmişlerdir, fakat “ Bu âlemi ben yarattım. Göklerin kurulmasında veya güneş sisteminin düzeninde benim de emeğim var.” Diyen bir kâfir çıkmamıştır. ALLAH TEALA buyuruyor ki:
“ Şüphesiz yerlerin ve göklerin yaratılmasında, gece ve gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü gemilerin denizde yüzüp gitmesinde, Allah’ın gökten indirdiği su ile ölü toprağı diriltmesinde ( ondan binlerce bitki, meyve, çiçek ve yiyecek yetişmesinde) yeryüzünün her yanına yaydığı çeşit çeşit canlı varlıklarda, rüzgarı sevk etmesinde, gök ile yer arasında emre hazır bulutları yürütmesinde düşünen bir toplum için ( Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan) bir çok deliller vardır”
Şu ayet-i kerimeyi de burada düşünelim:
“Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O her şeye gücü yeten ve her işi en güzel şekilde bir hikmetle yapandır.
“Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O diriltir ve öldürür. O, her şeye gücü yetendir.” |