Tekil Mesaj gösterimi
  #2
Alt 15.08.2007, 17:58
zafer_inananlarındır

 
zafer_inananlarındır - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.07.2007
Mesajlar: 464
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Fazılbey
Mesajı göster

Foto: Metris operasyonu
“Bütün mesele dik durabilmek”
Furkan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Saadettin Ustaosmanoğlu, 7 yıllık cezaevi yaşantısını Vakit’e anlattı
Konuşan: Adem Özköse
“Hızır Hoca’ya yönelik gerçekleştirilen suikastla ilgili yaptığımız araştırma ve haberler, birtakım çevreleri paniğe sevk etti. Hızır Hoca’mızla ilgili her haber yapışımızda; bu cinayetin üzerine gitmeyi bırakmamız hususunda tehdit telefonları alıyorduk. Gözaltına alınmadan kısa bir süre önce de Hızır Hoca cinayetinin aydınlatılmasına dair birtakım ipuçlarına ulaşmaya başlamıştık.”
Saadettin Ustaosmanoğlu; kamuoyunda İsmail Ağa Cemaati olarak bilinen grubun önemli isimlerinden... Cemaatin manevi lideri olarak bilinen Mahmud Hocaefendi’nin yeğeni olan Ustaosmanoğlu, bundan 7 yıl önce Furkan Dergisi’ne yapılan bir operasyonla gözaltına alınmıştı. Çoğunluğu F tipi hücreler olmak üzere, 7 sene Metris, Bolu ve Kandıra cezaevlerinde yatan Ustaosmanoğlu, geçtiğimiz günlerde serbest bırakıldı. Biz de cezaevinden çıkar çıkmaz Furkan Dergisi’ni tekrar çıkarmaya başlayan Ustaosmanoğluyla, cezaevinde geçirdiği 7 yılı , Hızır Ali Muradoğlu cinayetini, Ustaosmanoğlu’nun 5 yıl aynı hücrede kaldığı Salih Mirzabeyoğlu’nun intihar girişimi iddiasını ve gördüğü işkenceleri konuştuk.
- İlk önce gözaltına alınış serüveninizle başlayalım. Gözaltına nasıl alındığınızı anlatır mısınız?
1998 yılının son günüydü. Arkadaşlarla bir gün sonra Ocak sayısı çıkacak olan Furkan Dergisi’ni hazırlıyorduk. Akşam saatleri bir yakınımdan Salih Mirzabeyoğlu’nun gözaltına alındığına dair telefon aldım. Ben de, ertesi gün baskıya girecek olan Furkan’a, Salih Mirzabeyoğlu’nun gözaltına alınışıyla ilgili haberi yetiştirmek için çalışmaya başladım. Gece saat 11 civarlarında derginin kapısı sert bir şekilde ard arda çalındı. Kapıyı açar açmaz karşımda polisleri gördüm. Terörle mücadeleden gelen 30 kadar sivil polis, derginin etrafını sarmışlardı. Polisler dergiyi ve bir üst kattaki evimi aradılar. Arama bittikten sonra, sivil polislerden biri bana kısa bir süreliğine şubeye gitmemiz gerektiğini söyledi. Böylece gözaltı serüvenimiz başlamış oldu.
-O geceden tam 7 sene sonra, tekrar
evinize döndünüz değil mi?
-Evet
- Peki, niçin gözaltına alınmıştınız?
- Polis arabasına binmeden önce gözaltına alınış sebebimi öğrenmek istedim. Polisler, hakkımda bir şikayet olduğunu, en fazla bir saat sonra serbest bırakılacağımı söylediler. Fakat arabaya bindikten 15 dakika sonra, sivil polislerden biri; “Saadettin, seni yukarıdan gelen baskılar nedeniyle gözaltına alıyoruz. Baskının yoğunluğunu göz önünde bulundurursak, sanırım bu sefer işin çok zor” dedi. Ben de polislere, “Allah istemedikten sonra bana kimse güç yetiremez. Eğer Rabbim birtakım sıkıntılar yaşamamızı isterse, O’ndan gelen hoş geldi, safa geldi” diye cevap verdim. Israr etmeme rağmen, şubeye gidene kadar gözaltına alınış sebebimi öğrenemedim.
- Polisler size yukarıdan gelen baskılar nedeniyle gözaltına alındığınızı söylüyorlar. Sizce yukarıdan baskı yapanlar kim veya kimler olabilir?
- Sanırım, o dönem iktidarda bulunan Ecevit hükümetine bağlı bazı bürokratlar ve askeriyenin içerisinden birtakım çevreler...
- Bu insanlar sizin neyinizden rahatsız olmuş olabilirler?
- Furkan Dergisi o dönem yoğun bir etki alanı oluşturmuş ve rekor sayılabilecek bir tiraja ulaşmıştı. Yayın politikamız ve dik duruşumuz, 28 Şubat sürecinde iyice azgınlaşan İslâm düşmanlarını rahatsız ediyordu. Ayrıca, İsmail Ağa Camiası’nın önde gelen hocalarından Hızır Ali Muradoğlu’na yönelik gerçekleştirilen suikastla ilgili yaptığımız araştırma ve haberler de birtakım çevreleri paniğe sevk etti. Hızır Hocamızla ilgili her haber yapışımızda bu cinayetin üzerine gitmeyi bırakmamız hususunda tehdit telefonları alıyorduk. Gözaltına alınmadan kısa bir süre önce de, Hızır Hoca cinayetinin aydınlatılmasına dair birtakım ipuçlarına ulaşmaya başlamıştık.
- 28 Şubat sürecinden söz açılmışken, o dönemle ilgili bir değerlendirme yapar mısınız?
- Salih Mirzabeyoğlu’nun söylediği bir şey var, diyor ki; “Bu memlekette 3 bine yakın sebataist aile var… Türkiye’ye egemen olan sistem de, 70 milyon insanı; bu ailelere köle hale getirmek için işletiliyor. Bu ailelerin menfaatleri zedelendiği andan itibaren, halkın üzerine terör estirilmeye başlanır.” 28 Şubat döneminde de İslâmi çevrelerin güçlenmesi, ülkemize egemen olan bu yabancı güruhun menfaatlerini tehdit eder hale gelmişti. Çünkü o dönem İslâm; sosyal ve siyasal alanda müthiş bir ivme kazanıyordu. Halkımız yoğun bir şekilde, Anadolu’nun ruh kökünden beslenen İslâmi bir sisteme hasret duymaya başlamıştı. 28 Şubat terörü vasıtasıyla halkın İslâmi bir sisteme olan hasreti yok edilmeye çalışıldı. Fakat bu teşebbüs, 28 Şubatçıların hüsranıyla sonuçlandı. 28 Şubatçıların hiçbiri bugün ortalıkta gözükmüyor. Fakat 28 Şubat sürecinde cezalandırılanlar, -yani bizler- yüzümüz ak bir şekilde İslâm’a hizmet etmeyi sürdürüyoruz.
- Tekrar gözaltı sürecinize dönersek, şubede işkence gördünüz mü?
- Fiziki işkence görmedim. Fakat yoğun bir şekilde, psikolojik işkenceye tabi tutuldum.
“DÜNYA MÜMİNİN ZİNDANIDIR”
- İçeride genel olarak günleriniz nasıl geçerdi? Zamanınızı nasıl doldururdunuz?
- Bütün menfi şartlara rağmen özellikle Metris’te “muhteşem” diye nitelendirebileceğim günler yaşadık. 5 vakit namazı cemaatle kılar, arkadaşlarımızın okudukları ezanlar bütün cezaevini inletirdi. Zaman zaman zikirler yapar; kandil gecelerinde kandil kutlama programları düzenlerdik. Koğuşumuzda sürekli Kur’an hatimleri indirilirdi. İnanın dini faaliyetlerin yanında, kitap okuma ve sporla meşgul olmaktan kendimize ayıracak boş vakit bulamıyorduk. Hatta zaman zaman arkadaşlara; “Dışarı çıktığımda bir güzel dinlenip, içerinin yorgunluğunu atacağım” diye espriler yapardım. Adli mahkûmlarla da ilişkilerimiz çok iyiydi.
Arkadaşlarımızın çalışmaları sayesinde birçok adli mahkûm İslâmi mücadelenin neferi haline geldi. Fakat, F tipi cezaevlerine geçince çok sıkıntılı günler yaşadık. Bugün F tipi cezaevinde yatan mahkûmların yüzde 80’i psikolojik travma geçiriyor. Ben de Bolu F tipi Cezaevi’nde birkaç kez intihar etme sınırına geldim. Çünkü F tipinde uzun müddet kalan kişi, belli bir zaman sonra kendini kaybetmeye, çeşitli hayaller görmeye başlıyor. Biz bugün nasıl başörtüsü yasağının kalkması için mücadele ediyorsak; aynı mücadeleyi F tiplerinin kapatılması için de vermeliyiz.
USTAOSMANOĞLU’NU
EN ÇOK ETKİLEYEN OLAY
- Cezaevinde kaldığınız 7 yıl boyunca, sizi en çok etkileyen olayı bizimle paylaşır mısınız?
- Özellikle Sancar Kartal isimli gencin ölümünü unutamıyorum. 22 yaşında olan Sancar Kartal, 4 üniversite öğrencisi arkadaşıyla birlikte bir rektöre suikast düzenleyecekleri iddiasıyla tutuklanmıştı. 25 Ocak 1999 yılında bir sabah namazı vakti, özel eğitilmiş askerler tarafından kaldığımız koğuşa bir baskın düzenlendi. Askerler bir taraftan bizim kaldığımız koğuşa gaz bombaları atarken, diğer taraftan da arkadaşlarımızı teker teker vurmaya başladılar. Birkaç saat içinde koğuşun bahçesi, vücutlarına isabet eden kurşunlar nedeniyle yaralanan arkadaşlarımızla doldu. Biz bir taraftan tekbir getiriyor, diğer taraftan da kendimizi kurşunlardan korumaya çalışıyorduk. Akşam saat 6 civarlarında, hemen yanı başımızda bulunan Sancar Kartal’ı belinden vurdular. Salih Mirzabeyoğlu, Sancar’ın vurulduğunu görünce, hemen onun yanına koştu. Bir taraftan Sancar’ın kanını durdurmaya çalışıyor, diğer taraftan da Sancar’a “Dayan evladım” diyordu. Sancar, Salih Mirzabeyoğlu’na; “Kumandanım hakkınızı helal edin, ben artık şehid oluyorum” dedi. Salih Mirzabeyoğlu da, “Evladım, asıl sen bize hakkını helal et” şeklinde cevap verdi. Sancar kendisini toparlayıp, son bir kez, “Allahuekber” diye bağırdı. Ondan sonra da, kelime-i şehadet getirerek ruhunu teslim etti. Bu olay beni o kadar çok etkiledi ki anlatamam.
- Çok uzun bir süre Salih Mirzabeyoğlu ile aynı hücrede kaldınız. Mirzabeyoğlu’nun intihar girişiminde bulunduğu haberleri doğru mu?
- Sizin kastettiğiniz manada bir intihar olayı yaşanmadı. İslâm Dünyası’nın son yıllardaki en üretken fikir adamı olan Mirzabeyoğlu’nun yaşadıkları kendisi tarafından kaleme alınan “B-7 Koğuşu” isimli eserle pek yakında kamuoyuna sunulacak. Fakat Mirzabeyoğlu’na yapılan bunca işkenceye rağmen, onun hâlâ yaşıyor olması gerçekten müthiş bir hadise... Çünkü, ona yapılan işkencelere şahid olan bir insan olarak çoğu kez; “Bir insana ancak bu kadar eziyet edilebilir” diye işkencecilere isyan ettim. Özellikle Telegram işkencesi dayanılmazdı...
DAYANILMAZ BİR İŞKENCE: TELEGRAM
- Telegram nasıl bir işkence çeşididir?
- Telegram bir zihin kontrolü biçimidir. Kıstırıldığınız hücreye yayılan bir kısım elektromanyetik ışıklar ve çeşitli ilaçlar vasıtasıyla bütün hareketleriniz, düşünceleriniz, mimikleriniz kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Mirzabeyoğlu’na öyle işkence yaptılar ki, bir dönem kendi öz çocuklarının isimlerini bile hatırlayamaz hale geldi. Telegram, özellikle birtakım çevreler tarafından sistem muhalifleri üzerinde uygulanıyor. Avrupa’da Telegram mağdurlarının dernekleri bile var... Mirzabeyoğlu’na yapılanlar şu an bile bütün şiddetiyle sürüyor. 48’den fazla birbirinden değerli esere sahip olan Mirzabeyoğlu, küçücük bir hücrede, kimseyle görüştürülmeden yalnız başına tutuluyor.
- Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
- İçeri girmeden önce Furkan Dergisi’ni çıkarıyorduk; bundan sonra da kaldığımız yerden devam edeceğiz. Zaten Furkan’ın ilk sayısını da birkaç gün önce çıkardık. İnşallah son nefesimizi verene kadar hakkı haykırmayı, Allah ve Rasül davası için mücadele etmeyi sürdüreceğiz.
- Son olarak Vakit aracılığıyla vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
- Kardeşlerimden, Allah için, baskıcılara karşı dik duruşlarını sürdürmelerini istiyorum. Zaten bütün mesele de, hangi şartlarda olursak olalım dik durabilmekte... Ashab-ı Kehf dik durdu kazandı; sahabi efendilerimiz Mekke müşriklerine karşı dik durdular kazandılar. Biz de ancak, dik durarak haklarımızı kazanabiliriz.

VAkit

zafer_inananlarındır isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla