Tekil Mesaj gösterimi
  #2
Alt 15.08.2007, 21:24
Ali

 
Ali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.893
Teşekkür etti: 129
208 Teşekkür 127 Mesaja aldı
Oksidentalizm ve Irak Savaşı


24 Mart tarihli ‘Oryantalizm ve Irak Savaşı’ başlıklı makalemde çuvaldızı ‘Anglo–Amerikan Batı’ya batırmış, Doğu’nun iğnelenmesini bir başka makaleye bırakmıştım. Etyen Mahçupyan, 31 Mart tarihli ‘Onlar oryantalist…ya biz?’ başlıklı yazısında ‘Doğulu biz’e ilk iğnelemesini yapmış ve makalemin önemli bir eksiğini kapatmıştı.



Edward Said’den aktardığım ‘Doğuluların başına gelebilecek en kötü şeyin Batı gözlükleri takarak kendilerine bakmak olduğu’ yönündeki uyarısıyla işaret ettiğim bu ‘eksiği’ Mahçupyan, Doğu’nun liderlik yapılarına ithafen söylediği ‘Belki de bu ülkeler ta başından beri oryantalizmle yönetiliyorlar.’ sözüyle ortaya koymuştu. Bu makalemi Batı oryantalizminin Doğu’nun reaksiyoner akımları tarafından evlat edinilmiş ve en az onun kadar tehlikeli bir çocuğuna ayıracağım: Oksidentalizm.


Oryantalizm, Batı hegemonist ve kolonici kültürünün edebi ve akademik eserlere yansımış yüzüyse eğer, oksidentalizm Doğu’nun intikam arayışıdır. Oryantalizme karşı bir tepki veya tedavi arayışının değil, Batı’nın Doğu’yu bir buçuk asırdır ‘seni biliyorum, bildiğim için de güçlüyüm, güçlü olduğum için de sen benim bilgimin bir ürünüsün’ formülasyonuyla tavsif etmesine karşılık –tavsifin bilgi kainatında bir yaratma eylemi olduğunu hatırlatalım– Doğu’nun Batı’yı edebi ve akademik yazınının ‘konusu’ haline getirme çabasının ürünü olan oksidentalizm, Doğu bilgisi için bir ‘intihar saldırısı’ görünümü vermektedir. Entelektüel bilgi, gücün elde edilmesi veya güce hizmet etmek amaçlı olarak kullanıldığı her durumda intihar etmektedir zira...


Bir entelektüel intihar saldırısı olarak oksidentalizm, oryantalizmi değillemek için değil, Doğu’ya yapılanın aynısını Batı’ya yapmak için yola çıkar. Bu ‘koyu’ tanımıyla oksidentalizmi dünya literatürüne mal eden kişi 1992 yılında meşhur Mukaddime fi ilmi–l’İstiğrâb (Oksidentalizm İlmine Giriş) kitabını yazan Kahire Üniversitesi felsefe profesörü Hasan Hanefî olmuştur. Hanefî, Doğu’nun Batı’yı araştırılacak bir ‘obje’ olarak değil de bir öğretmen olarak gördüğü müddetçe mevcut ‘geri kalmışlık algılayışı’nın devam edeceğini ve Doğu’nun Batı’yı bir ‘fareyi laboratuvarda inceleyen ilim adamı’ misali araştırma konusu edinmesinin zamanının geldiğini söylüyordu. Francis Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu’ makalesini bir oryantalizm yanılgısı olarak gören Hanefî’ye göre Batı, kaçınılmaz bir yıkılışın eşiğindeydi ve Araplar, Afrikalılar, Asyalılar ve Latin Amerikalılar için tarih daha henüz başlamaktaydı.


Evrensellik mitinin hegemonlar tarafından yönetilenlere dayatılan bir yalan olduğunu söyleyen Hanefî, bu yaklaşımıyla her türlü bilginin Doğu–Batı çatışması üzerine kurulmasını savunan oryantalist bakış açısını, bu kez özne ve nesnenin yerini değiştirerek benimsemektedir. Kökenleri İbn Haldun’un ‘Doğu Batı’dan üstündür, çöl şehirden durudur, bedevi kültürü hadara (yerleşik hayat) kültüründen güçlüdür’ yaklaşımına kadar uzanan bu oksidentalist bakış açısı Batı’yı bilginin konusu haline getirirken sürekli olarak sağlıksız analogiler kullanır: Doğu, Batı’yı oryantalistlerin Doğu’yu bildikleri gibi empirik olarak bilmez, manen ve ruhen (spiritüel) bilir. Batı’nın zayıflıklarını görmek için Batı şehirlerinde araştırma yapmaya gerek yoktur, zira Doğu, Batı’nın ‘batmış’ benzerlerini bilir. Sodom ve Gomore’yi bilir... Firavunlar hanedanını bilir... Hititleri, Roma’yı, Bizans’ı bilir... Evrensellik mitini hegemon idealleri için dayatan Eski Yunan’ı, Antik Çin’i, Ateşgede İran’ı bilir... Oksidentalist bakış açısıyla Doğu güçlüdür; çünkü oryantalistlerin bildiği gibi geçmişi ve mevcut durumu bilmez, geleceği bilir...


Oksidentalist için Batı mevcut problemlerinden dolayı değil mukadder çöküşünden dolayı zayıftır ve Batı’yla ilgili Doğu çalışmalarının odak noktası da bu zayıflık olmalıdır. Oryantalistlerin Doğu’da gördüğü ‘doğası itibarıyla geri kalmışlığın’ oksidentalist retorikte karşılığı ‘doğası itibarıyla geri kalacaklık’tır. Saddam Hüseyin’i dinleyelim: ‘Sabredin ve direnmeye devam edin. Zafer eninde sonunda gelecektir.’ Gelecektir; çünkü Saddam ve Doğu bunu bilmektedir. Babil’in çöktüğü gibi, yüksek kuleler kurarak kendini ilahlaştırmaya çalışan Firavunların çöktüğü gibi, Haçlıların boyunları önlerinde Doğu’dan kaçtıkları gibi... Bu gelenler de Arap dünyasının camilerinde Batı medeniyeti ile bir zamanların anti–Doğu medeniyetleri arasında kurulan paralellikler: ‘Bush ve Blair, Firavun’un boğulduğu gibi boğulsun... Irak, İbrahim’in ateşten kurtarıldığı gibi Amerikan ve İngiliz ateşinden kurtulsun...’ Peki ya oryantalist bir bakış açısıyla Bush’un ‘şeytan ekseni’ ilan ettiği ülkelerde Bush yönetiminin de ‘şeytan iktidarı’ olarak adlandırılmasına ne demeli?


Oksidentalizm en az oryantalizm kadar tehlikeli bir yanılgıdır. Bu yanılgı tarihi Doğu ile Batı arasında, aydınlığın çocuklarıyla karanlığın çocukları veya Yezdan ile Ehriman arasında sonu belli bir çatışmanın ürünü olarak görür. Bu yanılgı ‘kendi’ tanımlamasını ‘öteki’ tanımlamasının üzerine bina eder. Arap sokaklarında Saddam her ne yapmış olursa olsun iyidir; çünkü Bush’un ‘değili’dir...
Barış zamanında Doğu–Batı çatışmasının doğal olduğunu iddia etmek yıkıcı olmayabilir. Akl–ı selim sahiplerine düşen özellikle de savaş anında ayağa kalkıp ‘ben sen olmadığım için ben değil, ben ben olduğum için benim’ (Çıkış Kitabı, 3:14’ten istihraç) diyebilmektir.

Dünya ne zaman Ahmet Hamdi’nin ‘Doğu’da Doğu’nun en iyisi, Batı’da da Batı’nın en iyisi bulunur’ yaklaşımını öğrenirse, işte o zaman oryantalist ve oksidentalist yanılgıdan, bu arada da bu yaklaşımların ürünü olan Bush’lar ve Saddam’lardan kurtulacaktır...

http://arsiv.zaman.com.tr/2003/04/07...kerimbalci.htm


not : eleştirel bir yazıyı da koyalım ki mesele daha iyi anlaşılsın...
Ali isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla