Tekil Mesaj gösterimi
  #5
Alt 16.08.2007, 08:00
kılıçustası

 
kılıçustası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.755
Teşekkür etti: 68
123 Teşekkür 75 Mesaja aldı
'Modern fıkıh', 'geleneksel fıkıh' tarzında kategorik ayırımlar yapılıyor günümüzde pek çokları tarafından. Bu ayırımların içi, felsefi değerlendirmeler, akli çıkarımlar ve örneklemelerle doldurulmaya çalışılıyor.
Bu yaklaşımı benimseyenlere göre klasik fıkıh kitaplarında var olan her şey geleneksel, günümüz âlimleri tarafından söylenen şeyler de modern. Tabii bu yaklaşımın son tahlilde uzandığı ve bugün açık bir dille seslendirilmese de varacağı yer; 'geleneksel olan şeyler, modernle yan yana gelemez, o halde modernitenin içinde bunlara yer yoktur' olacak.
Farklı açılardan farklı değerlendirmelere konu edilebilir bu yaklaşım. Bunlara geçmeden önce 'Modern ile geleneksel kavramları arasında kategorik bir ayrım yapılabilir mi?' sorusunun cevabı aranmalıdır bence. Bir nesneyi bıçakla ortadan kesercesine 'şurası geleneksel, burası modern' demek acaba ne kadar doğruyu yansıtmaktadır? Hele bu, dünden bugüne akıp giden zaman ise. Belki farkındalar, belki değiller; ama şurası bir gerçek ki modern ve geleneksel derken aslında ayrımı yapılan şey zamandır. Zamanın obje olduğu ve bunun ister fıkıh, ister tarih, isterse başka ilim dallarıyla irtibatlandırıldığı yerde esas konuşulan şey, dün yani tarihi olan gerçekle, bugün yani yaşanan gerçek ayırımıdır. Bu yaklaşıma göre, dün ve dünde yaşanan her şey artık tarihtir. Tarih olduğuna göre tarih mezaristanına gömülmesi gerekir ve tarihî olan da bugünün/modernin hasmıdır, düşmanıdır.
Kendi içinde ciddi bir çelişki barındırıyor aslında bu düşünce. Çünkü madem düne ait olan her şey tarihîdir, gelenekseldir, öyleyse dün yani 24 saat önce yaşanan gün de gelenek olmuştur. Belki de post-modern-modern ayırımı ile anlatılmak istenen de budur. Fakat şurası unutulmamalı ki sosyal hayat, teknik ve teknoloji ölçüsünde hızlı akmıyor. 10 asır öncesinin durağanlığı elbette yok bugün; ama dünden bugüne, sabahtan akşama insan ve toplum hayatında hiçbir sabite bırakmayan bir değişiklik de söz konusu değil. Zaten böyle bir şey hayatı insanoğlu için yaşanmaz kılardı.

Bunların kastettiği manada geleneksel-modern ayrımının, İslam fıkhı açısından bütünüyle yanlış olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı? Zira İslam fıkhı, kendi içinde İlahi ve beşeri kaynaklı ve alabildiğine tutarlı, ahenkli hükümleriyle günümüze kadar gelmiş ve hiçbir zaman tarihin çöplüğüne atılacak nesne olmamıştır. Zaten öyle olsaydı bugün ne 15 asırlık İslam medeniyet ve kültüründen ne de ne kadar eksik, aslından uzak olursa olsun -ki o da ayrı bir tartışma konusudur- yaşanan bir Müslümanlıktan söz edebilirdik. En basitinden, Allah-kul arasındaki ilişki şeklini yansıtan ibadetler aynıyla devam etmektedir. Ruh, mana ve derinlik boyutu herkesin namazı için farklı olsa da en azından şekil olarak 15 asır önceki Müslüman'la günümüz Müslüman'ının kıldığı namaz aynıdır.

İbadet haricindeki alanlara gelince; oralarda fıkhın kendini yeniden üretmesi prensibi devrededir. Kur'an ve sünnet gibi asli sabitelere bağlı istihsan, maslahat, örf vb. metodolojide kullanılan araçlar başka hukuk sistemlerine nasip olmayan ölçüde hayatiyetlerini asırlardır devam ettirmektedirler. Tarihî süreçte söz konusu işlemin zaman zaman şu ya da bu sebeple kesintiye uğraması teorik kabullere zarar verecek mahiyette değildir. Yukarıda farklı açılardan değerlendirmeye konu olabilir dediğimiz bu mevzuda söylenecek son söz İslam fıkhı için klasik-modern tarzda kategorik ve net ayrışımların ne teorik ne de pratik açıdan doğru olduğudur. Bu hakikatin gerekçelerini bir başka zaman, bir başka yazıda ele almak niyetiyle.

16 Ağustos 2007, Perşembe ahmet kurucan - zaman
__________________
Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak
üzere burada bulunuyoruz..MFetullahG
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla