|
Mehir, Kur'an-ı Kerim'in nüzulunden önce de dğer semavi kitaplarda yer almıştır.
Zira Resulullah -sallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyururlar:
"Adem Aleyhisselam'dan itibaren beni dünyaya getiren anne ve babama kadar sifahın değil nikahın kurduğu evliliklerin mahsulüyüm. Cahiliyetin sifahından bana hiç bir şey bulaşmamıştır." (Taberani)
Nitekim Resulullah -sallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in nübüvvetle vazifelendirilmeden önce ilk zevcesi olan Hazreti Hatice -radiyallahu anha- validemize nikah ahdinde mehir olarak yirmibeş deve vermesi, nübüvvetten önce de mehrin meşru olduğuna delildir. Kur'an-ı Kerim'in nazil olması ile birlikte Resulullah -sallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin yaptığı izdivaçlarda her zevcesine ayrı ayrı mehir vermiştir. Çünkü mehirsiz nikah olmaz.
Resulullah -sallahu aleyhi ve sellem- Fatıma- radiyallahu anha-yı Ali -radiyallahu anh-e nikahlarken:
"Bir şey ver Fatıma'ya!" buyurdu.
Ali -radiyallahu anh- de 'Bir şeyim yok!' dedi.
Resulullah -sallahu aleyhi ve sellem- : "Hutami zırhın nerede?" diye sordu.
Ali -radiyallahu anh- de 'Duruyor!' deyince,
"Fatıma'ya ver onu!" buyurdular. (Ebu Davud)
Yani mehir bu kadar lüzumludur. O anda onun malı zırhı idi, onu dahi vermesini emir buyurmuştur.
Görülüyor ki, mehir Resulullah -sallahu aleyhi ve sellem- Efendmizin hem kavli hem de fiili sünnet-i seniyyesidir.
|