Tekil Mesaj gösterimi
  #9
Alt 29.08.2007, 13:34
msadi

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.656
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 3 Mesaja aldı
Sezai Karakoç, değerlerimizle birlikte insanımızı da çirkefliklerden, bataklıklardan kurtarmak istemiştir. Kadın’a bakışı da böyledir sanatçının. Kirletilen kavramlara inat ‘aşk’ı yüceltme çabası içinde gördüğümüz şair, Leylâ ile Mecnun’da ‘ideal aşk’ın gerçek örneklerini gösterir. Tasavvuftan beslenen, edeple örtülmüş, insana yakışan bir aşktır bu.
Sezai Karakoç’ta, çağdaşı bir çok şairde görülen karamsarlık, bedbinlik, ümitsizlik ve çaresizlikten eser yoktur. Sıkıntılara, bunalımlara fersah fersah uzaktır. Aydınlık fikirlerle, geçmişten günümüze akıp gelen yüksek ruh hisleriyle doludur. Madde ötesi, metafizik yollarda yürüyen ve ümidinden hiçbir şeyi kaybetmeyen üstad Sezai Karakoç bu konuda şöyle demektedir:
“Şair, kendinden memnun olmalı… Bu memnunluk, bir gün geçiricinin bir ne oldum delisinin memnunluğu olmamalı. Eserin, şairini sevinçten titretmesi demek bu. Şair eserini sevmeli.
Memnunluk ilkesinin temeli sevinç. Modacılar buna yaşama sevinci diyor. Ben yaşatma sevinci diyorum. Ürkek bir kadını yaşatan romancı, çocuklar gibi sevinir. Asılan bir adamı canlandıran şair de. Sevinç, en nüansı bol duygu… Tanrı toprağa bir parça neşe verdi: İşte insan…”
“Doğunun Yedinci Oğlu” olarak târif edilen Sezai Karakoç sembolist, kapalı şiir üslûbuyla Anadolu’yu nakış nakış işleyen üstün bir sanatçı. Şiir coğrafyasında içinde doğup büyüdüğü Güneydoğu toprakları var. Ortadoğu ve İslâm coğrafyası ağırlıkta, ama hep Türkiye merkezli. Çocukluğunda gözlemlediği şark insanının geleneklerini, yaşayış biçimini, örflerini, hayat tarzını kısacası bütünüyle insanlarını anlatır. Çoluk çocuğuyla, erkeği kadınıyla bütün bir Anadolu insanı ortaya çıkar mısraların arasından.
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla