Velilerin Vefatiyla Tasarruflarinin Devam Ettiği Ahirete İntikal Etmiş Bazı Zevat-i Kiramın Vefatlarından Sonra da Tasarruflarının Devam Edeceğine Dair Bazı Malumat Tasavvufta, Mürşid-i Kiram iki kısımdır: Biri, vefatıyla tasarrufu nihayete eren mürşid, diğeri ise irtihalinden sonra da irşad ve selahiyeti devam eden mürşid-i kamildir. Eğer vefat eden mürşid, kendisinden sonra irşad yetkisinin devretmediğini, kendisiyle beraber devam edeceğini bildirirse, o mürşid vefatından sonra da tasarruf sahibidir. Bazı zevatın kabirlerinde de irşad ve hidayet vazifelerini sürdürüp, selahiyetlerinin devam edeceğine dair rivayetlere tasavvuf kitaplarının pek çok yerinde rastlamak mümkündür. Bunlardan bazılarını nakletmek icabederse: Başta Fahr-i Kainat Efendimizin şu hadis-i şeriflerini zikredebiliriz. “Dünya işlerinde şaşırıp, hayrete düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz.” Bu hadis-i şerife binaen ve başka şer’i delillerden de anlaşılacağı üzere nebiler ve onların varisleri olan veliler, hayatlarinda oldukları gibi vefatlarından sonra da himmet istenildiği zaman himmet ederler. Nitekim bütün tasavvuf ve tabakat kitaplarında mezkurdur ki, Ebu Hasan el-Harkani Hz.leri, Bayezid-i Bestami (k.s) Hz.lerinin ruhu ile terbiye görmüştür. Halbuki tevellüdü Bayezid-i Bestami’nin vefatından sonradır. Hasan Harkani O’nun kabr-i şeriflerine giderek tefeyyüz etmiş ve seyr-i sülukünü tamamlamış. Ondan sonra irşada ehil bir mürşid olarak Silsile-i Sâdâtın 6. halkasını teşkil etmiştir. Keza Şah-ı Nakşibend Hz.lerinin, Abdülhalik Guncdüvani Hz.leri ile aralarında beş vasıta olmasına rağmen onun ruhaniyetinden feyz almıştır. Bunun gibi her zaman ve asırda ahirete irtihal eden salihlerden faidelenilmiştir. Hanefi İmamlarından Ahmed b. Muhammed el-Hamevi, “Nefahatü’l-Kurb” isimli eserinde buyurur ki: “Evliyaullah, ruhaniyetlerinin cismaniyetlerine galip olması sebebiyle bir çok suretlerde görünebilirler. Onların tasarruf ve kerametleri, hayatlarında olduğu gibi mematlarından sonra da devam eder.” Yine Hanefi büyüklerinden Allame Seyyid Şerif Cürcani (k.s) “Şerhü’l-Mevakif” isimli eserinde: “Mürid ve saliklere, evliya suretlerinin zuhuru ve o suret vasıtasıyla, mürşidin hayat ve ölümü halinde feyiz verildiğini” bildirir. Ehlullahın vefatından sonra irşad ve tasarruflarının devamına aklen delil ise şudur ki; Resulullah Efendimiz vefat ettikleri zamanda İslamla şereflenenler mahdud ve belli bir sayıda idi. Vefatından sonra fütuhatlar neticesidir ki, İslam bir çığ gibi büyümüş ve tüm cihana yayılmıştır. Eğer irtihalleriyle irşad ve selahiyetleri münkati olsaydı, o güne kadar iman edenlerde dinden çıkarlardı. Resulullahın muktedir olamadığına, ondan sonrakilerinin güçlerinin hiç yetmemesi lazım gelirdi. İrşad ve selahiyetlerinin devam etmesinin neticesidir ki, İslam 14 asırdır günbegün inkişaf etmiş ve etmektedir. Bu durum şüphesiz Onun varisleri içinde geçerlidir. Bütün bunlar irşad ve tasarruflarının, ahirete intikallerinden sonra da kemaliyle ve tamamiyle devam ettiğinin apaçık göstergesidir. Hatta şu da bir gerçektir ki, vefat eden kişinin ruhu cesed kafesinden kurtulduğu için çok daha müessir ve süratli olmaktadır. Hanefi İmamlarından İbni Kemal el-Vezir buyurmuşlardır ki: “Dünyada bulunan ruh, kınındaki kılıca benzer. Ölümünden sonra ise, cismani alakalardan soyulduğu için kınından çıkmış kılıç gibi olur.” Fatih Sultan Mehmed Han Hz.lerinin hem hocası, hem de şeyhi Akşemseddin-i Veli Hz.lerinin bu mevzuda güzel bir beyti var. Dü cihanda tasarruf ehlidir ruh-u veli Dime kim mürdedir, bunda nice derman ola Ruh şimşir-i Hûdâdır, ten gilaf olmuş ona Dahi a’la kar eder, bir tiğ ki, üryan ola... (Evliyaullah, iki cihanda tasarruf ehlidir. Bu ölüdür, bundan nasıl derman olur deme. O Mevla’nın kılıncıdır, vücudu ona kılıf olmuştur. Bir kılıç ki, çıplak olduğu zaman daha fazla tesir eder.) Keza Fahruddin Razi (r.a.) “Metalib-i Aliye” isimli eserinde, ölüleri ve kabirleri ziyaret ederek onların ruhaniyetinden faydalanma şeklini özetledikten sonra: “Bedenlerden ayrılan ruhlar bazı yönlerden bedenlerle alakalı ruhlardan daha kuvvetlidir” buyurmuş ve orada bunu izah etmiştir. Hûlâsa olarak diyebiliriz ki, Ehlullahın vefatında ve ahiret diyarına intikallerinde dünyaya iltifat ve irtibatları kalmaz şeklinde düşünce yanlıştır. Zira böyle bir kanaat ve itikad, Evliyaullah’ın vefatından sonraki tasarrufunu inkardır. Bu tasarruf, Resulullahdan intikal etmesi bakımından, bu inkarın Ona da sirayet etmesi ihtimali vardir ki, çok büyük dalalet ve hatadır. Bu gibi düşüncelerden Allah’a (c.c.) sığınırız. 1 Acluni, Keşfu’l-Hafa, c.1, s.85 2 Mecmuatü’l-Cevahir |