Nişandan geri döndüler, hediyeleri geri istiyorlar!
“Dört ay önce kızımızı tanıdığımız, iyi olarak bildiğimiz bir ailenin oğluna nişanladık. Baştan her şey iyi gidiyordu.
Fakat ne olduğunu bilemediğimiz bir şeyler oldu ve damat adayı annesiyle birlikte evlilik yolundan döndüklerini, nişanı bozduklarını açıklayarak yüzüğü ve hediyeleri gönderdiler. Şimdi verdikleri bütün hediyeleri geri istiyorlar. Hediyeler içinde altın ve para olanları vermek kolay; ama kullanılan ve dağılan hediyeleri nasıl geri vereceğiz bilemiyoruz. Ayrıca bizim açımızdan hiçbir sebep yokken nişanın atılmasından kızımız son derece üzüntü duyuyor. Ailecek alay edilmiş gibi hissediyoruz. Bu tür olayın hiçbir tazminatı yok mu?”
Nişan, evlilik öncesi evliliğe hazırlık döneminin adıdır. Birbirleriyle evlenme arzusunda olan eşlerin arzularını ortaya koyup kısa veya uzun bir süre içinde evlilik hazırlığı, nişanlılık sürdürüp ardından evlenip yuva kurmaları her toplumda gözlenmektedir. Toplumuzda nişan öncesinde söz kesme olayı da yaşanır. Söz ve nişan dönemlerinden amaç tarafların birbirlerini daha iyi tanıma fırsatını bulmalarıdır. Bu dönemde taraflar örf ve âdetlerine uygun olarak hediyeleşirler. Nişanlılık döneminin iki özelliği vardır.
Birincisi; beraberliklerini sürdüremeyeceklerini anlayan nişanlılar her zaman için nişanı bozma hak ve yetkisine sahiptir.
İkincisi; nişanlılık, taraflara evliliğin verdiği yakınlığı, birlikte yaşama hakkını ve yetkisini vermez. Yani mahremiyet bakımından nişanlılar, birbirlerine iki yabancı durumundadır. Bu durum, daima her halde göz önünde tutulmalıdır. Nişanın bozulması halinde karşılıklı verilen hediyeler ve mehir konusu İslâm hukuku bakımından önem arz eder. Evlenmeden önce mehir ödemesi yapılmışsa nişanın bozulmasıyla mehrin geri verilmesi gerekir. Eğer mehre atfen verilmiş mal veya para harcanmış, dağılmış ise alınan mehre eşit bir bedel verilmesi gerekmektedir.
Karşılıklı verilen hediyeler için Hanefî mezhebi; “Bu hediyeler hibe hükmüne tâbidir; aynen duruyorsa geri verilir, eğer harcanmış, dağılmış, esaslı ölçüde şekil değiştirmiş ise iade mecburiyeti yoktur.” der.
Mâlikîler, hediyeler konusuna başka bir bakış açısından bakar; “Eğer nişanı bozan erkek tarafı ise nişanlısına verdiği hediyeleri geri alamaz. Nişan, kız tarafından bozulmuşsa kız tarafı aldığı hediyeleri her durumda erkek tarafına geri vermek durumundadır. Bu durumlarda harcanmış, dağılmış hediyelerin bedellerinin tazmin edilmesi gerekir.” Mâlikîler hediyeleri bağış olarak görmez. Bunları evlenme şartıyla yapılmış ‘şartlı hibe’ olarak görür. Evliliğin gerçekleşmemesi durumunda şart gerçekleşmemiş olacağından hibenin geri verilmesinin gerektiğini söyler.
Nişanın bozulmasıyla taraflardan birinin zarara uğraması ve bu zarara sebebiyet veren tarafın tazminat ödemesi konusu klasik fıkıh kitaplarında bulunmamaktadır. Ancak günümüzün uygulama ve anlayışları ışığında ifade etmek gerekirse; nişanı bozan taraf karşı tarafın bir zarara sürüklenmesine sebebiyet vermişse bu zararın karşılanması gerekir. Şöyle ki, İslâm hukukuna göre; birisinin, birisine haksız yere zarar vermesi durumunda verdiği zararı tazmin etmesi şarttır. Çünkü meşrû bir hakkın başkasına zarar vererek kullanımı, o hakkın kötüye kullanılması demektir ve karşı tarafa verilen zararın giderilmesi sorumluluğunu doğurur.
Nişan atma her ne kadar bir haksa da bu hakkı, kimseyi incitmeden, maddî ve manevî zarara uğratmadan kullanmak en doğrusu ve en hoş olanıdır. İnsanlar baştan yaptıkları niyetten, gönüllerine yatmadığı, umduklarını bulamadıkları için daha sonra dönebilir; ama önemli olan bu kararı hoşnutlukla, razılıkla uygulamaktır. En içten ve iyi niyetlerle başladığımız hayırlı işlerimizi kul hakkı ve bedduaların sıkıntılı yükleriyle hayırsız hale getirmekten sakınalım. Unutmayalım, “ah’lar ve gözyaşları üzerine saadet kurulamaz.
__________________
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
|