Tekil Mesaj gösterimi
  #5
Alt 17.11.2007, 22:07
fecredoğru
..............
 
fecredoğru - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.12.2006
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Nasıl Dua Edelim

Dua ibadettir. Nefsî ve fikrî bir yakarıştır. İnsan ve yaratanı arasında aracısız bir buluşmadır. Dua Allah'a karşı yapılan gizli bir sesleniştir İnsan yaptığı dua ile rahmetin inmesi talebinde bulunur. İnsan dua ile birlikte bir himaye hisseder. Allah'tan yardım ister. Onun nimetlerini talep eder. Duanın, insan ve toplum hayatına hatta insanlık hayatına yansıyan çok büyük etkileri vardır.
Yaptığı dua ile mutlu olmak ve dualarının meyvelerini almak isteyen kimsenin yaptığı duayı gönlünde kalbinde maddeten ve manen idrak etmesi, gerektiği gibi o duanın doğru yapılmasının şartlarını, adabını ve vakitlerini de bilmesi gerekmektedir.
Dua; hedefi rahmet olan ilahi bir nimettir. İnsanın bütün umut ve emel kapıları kapandığı zaman kalbini iyimserlikle doldurur. İnsan için sığınacak bir yer kalmadığı ve ihsan kapılarının daraldığı anda dua bir güven ve yakin ifade eder. İnsan tasalandığı ve kalbi hüzün dolduğu zaman dua ona ferahlık veren gerçek bir rahmettir.
Şayet Allah'ın kitabına ve Resulünün sünnetine dönersek, dua ile ilgili insanı ikna edecek her türlü bilgiye kavuşmuş oluruz. Şartları yerine getirildiği zaman Allah'ın izniyle bütün dualar Allah katında müstecabtır. Ancak duanın müstecab olması kulun isteği doğrultusunda gerçekleşmez. Aksine yapılan dualar Allah'ın takdiri ve hikmeti doğrultusunda istediği zaman ve mekânda istediği şekilde müstecab olur.
Mümin kimse, Allah tealanın "Bana dua edin duanıza isticab edeyim.'' El-Gafir. 60.ayetinin ne ifade ettiğini yakinen bilir.
Zira dua kapısı ümitsiz olan kalplere itmi'nan ve sükûnetin girdiği geniş bir emel ve arzu kapısıdır. Dua insanı endişe ve korkuların elem ve ızdırapların derinliklerinden güven, rıza ve teslimiyetin sahillerine ulaştırır.
Dua'nın sağladığı bütün bu faydaların karşılığında, insanın huşu içinde, teslim olmuş bir kalp ve arınmış bir nefis ile doğrudan doğruya kerem ve ihsan kaynağının hiç bitmez tükenmez hazinesinden istifade etmek için Allah tealanın önünde boyun eğerek durması gerekmez mi?
Allah teala bu konuda şöyle buyurmaktadır. ''Kullarım sana beni sordukları vakit de ki, ben herhalde yakınım.
Bana dua ettikleri zaman onların duasını kabul ederim. O halde kullarımda benim davetime uysunlar ve bana inansınlar. Umulur ki doğru yolu bulurlar.'' (Bakara 186)
Bu ayet birçok derin manaları içinde barındırmaktadır. Öyle ki bu ayet insanın nefsine güven ve huzur vermektedir. Zira Allah teala bu ayeti kerimede kendi azameti ve büyüklüğü ile kendinden bir şeyler isteyenlerin istediklerini onlara vermeyi kendi üzerine almaktadır. Zira ayette ''…Kullarım sana beni sorduğu vakit de ki, ben herhalde yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim'' buyurulmaktadır.
Allah teala kullarının duasını kabul etmede ve onlara istediklerini vermede acele etmektedir. Bunun sebebi ise zaruret ve endişe içinde bulunan kimse dua ettiği zaman onu ümitsizliğe sevkeden hayat rüzgârlarına karşı durabilsin diye Allah teala o kuluna bir güven ve emniyet ihsan eder. İşte o anda insan kendini koruyan büyük bir kuvvetin var olduğunu ve kendisinin hayatta terk edilmiş biri olmadığını yakinen bilir
Allah teala duaları kabul etmeyi bu ayeti kerimede üç önemli şarta bağlamaktadır.
1- Allah teala ayetinde ''…Bana dua ettikleri zaman…'' ifadesini kullanmıştır. Buradan anlaşılan Allaha sadık ve samimi bir duanın yapılması gerekir ki Allah o duayı kabul etsin.
2- Allah teala yine ayeti kerimesinde ''…o halde kullarımda benim davetime uysunlar…'' buyurmaktadır. Kulların Allah'ın davetine icabet etmeleri ise Allah'ın
Şeriatına tabi olmaları ve Allah'ın ahkâmını tatbik etmeleridir. Bu duaların kabulü için çok önemli temel bir prensiptir.
3- Yine Allah teala ayetinde ''…Bana inansınlar…'' buyurmaktadır. Allah'a yönelmek, ondan yardım istemek, onun rızık ve nimetlerini talep etmek için Allah'a iman etmek şarttır.
Allah ve Resulünün istediği hakiki iman, insanın içinde taşıdığı, hayat gerçeğinden kopmuş boş düşünce ve hisler değildir. Aksine iman yaşanılan bir hakikattır.
Bu iman kişinin kalbinde yerleşip yeşerdiği zaman insanın her türlü hal hareket ve davranışında ortaya çıkar. Yani insan o zaman imanına göre hareket eder. Yaşadığı hayatta her türlü davranışıyla imanının tercümanı olur. Rasulullah (sav) efendimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır. '' (Kişinin inandıklarının gereğini) temenni etmesi ve onlarla övünmesi iman değildir. İman kalbe yerleşeni amelin tasdik etmesidir.'' Enes (r.a) Deylemiden rivayet etmiştir.
İman etmiş bir nefis için bu hususlar açıklığa kavuştuğu zaman onun için hiçbir şüphe ve engel kalmayacak adeta bir ayna gibi parlayacak, ''Allah'tan başka ilah olmadığı ve ondan başka ibadet edilenin bulunmadığı'' gerçeğini yansıtacaktır. Bütün bunlar bu kâinata Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvetin etki edemeyeceğini gösterir.
Allah'ın dışında bu kâinata etki eden her kuvvet Allah'ın emri ile başkalarına rehin olarak verilmiş bir kuvvettir. Allah verdiği bu kuvveti dilediği zaman çeker alır. Öyle ise Allah'tan başka her türlü güç ve kuvvetin sonu zayıf düşmek ve yok olmaktır. O zaman kuvveti bizzat kendisinde bulunan hakiki kuvvet sahibi gerçek hayata sahip ve ebedi olarak baki olan Allah tealayı bırakıpta sonu ölüm ve yokluk olan kimselere yönelmemizin anlamı nedir? Bunun anlamı derin bir cahillik, aklı ve kalbi hakikati görmekten engelleyen kir ve paslara bulamaktan, insanın aklına ve kalbine yular vurmasından başka bir şey değildir!
Biz, varlığın ve Allah'ın kâinatı yaratmasının gayesinin ibadet olduğunu, teslim olunacak Allah'tan başka ilah olmadığının, Allah'tan başka bizim için bir Rab bulunmadığının ibadetin gayesi ve hedefi olduğunu öğrenir ve idrak edersek Peygamber (sav) efendimizin duayı ''İbadetin özüdür'' (1) diye niçin vasıflandırdığını anlarız. Çünkü dua, ibadetin gaye ve hedeflerinin birçoğunu kapsar. Dua demek dua edenin bizzat kendisinin Allah'ın bir olduğunu itiraf ederek kendini Allah'a teslim etmesidir. Şirkten münezzeh olarak Rabbine yönelmesidir. Rabbinin Rububiyyetini ve ubudiyetini ikrar etmesidir. Dua demek Allah'ın kudretiyle birlikte her türlü şeyi kullarına ihsan etmesini, her türlü eziyeti kullarından gidermesini, gerçek güç ve kuvvet sahibi olanın yalnızca Allah olduğunu, gerçek fayda ve zarar verecek olanın da yine Allah olduğunu itiraf etmesi demektir. Dua demek Allah'ın hikmetini ve ne güzel bir tedbir sahibi olduğunu da bir itiraftır. Dua eden kimse Allah'ın hükmünden razı olarak, Allah'ın hayırdan başka bir şey göndermediğine inanarak ona boyun eğen kimsedir. Dua Allah'ın ceberutuna ve azametine bir teslimiyettir. Böylece dua eden kimse kibir ve riyadan kurtulmuş olur. Dua Allah'a tevekkül etmek ve işleri ona havale etmektir. Böylece dua eden kimsenin kalbi her türlü keder ve üzüntülerin ağırlığından kurtulur, istirahat eder. Said ibn-i cübeyr (ra) şöyle der; “Allah'a tevekkül etmek tam anlamıyla kâmil bir imandır.”
Dua, dua edenin imanına bir şahittir. İnsan ancak kalbini yakini bir iman ile iman ettikten Allah'a karşı hüsn-ü zan ile doldurduktan sonra Allah'a teveccüh edebilir. Şayet bu olmasa kişi kendini Allah'a dua etmekle meşgul etmez.
Duanın önemi her merhalesinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Biliyoruz ki bizler her ne kadar güçlü olsak ta zayıf yaratıklarız. Allah teala bizlere sınırlı bir irade ve geçici bir rızık ve kuvvet bağışlamıştır. Bağışladığı bu nimetleri istediği zaman geri alabilir. Bunun için bizler Allah'a itaat ederek vaktinden önce bu nimetlerin elimizden alınmaması için sürekli olarak bu nimetleri korumaya ihtiyacımız vardır. İnsanların davranışlarında bizim için ibretler ve örnekler vardır. Allah'a itaat tan ona imandan ayrılıp ta rızık temini ve dünya işlerini yoluna koymada kendi akıl ve cismani kuvvetlerine itimat eden, böylece Allah'ın kendilerinden uzaklaştığı birçok kimse vardır. Bu tür insanların akıllarına, cisimlerine, mallarına veya evlatlarına bir musibet isabet ettiği zaman her yerde onun devasını, o musibetten kurtulmanın yollarını ararlar. Lakin bunlardan kurtulunacak bütün yolların önünde kapandığını görür. Sonunda kendinin ve beşerden kendisi gibi olanların hepsinin kendisini bu musibetten kurtarmaktan aciz olduğunu itiraf eder.. O insan sonunda teslim olur. Kâinatın tek faili evvel ve ahir olan Allah'a döner. Ellerini açıp yalvararak Allah'a yönelir. Allah'ın kendisine musallat ettiği bela ve musibeti üzerinden almasını kaldırmasını ister. Allah kulunun bu duası karşısında ona ana-babasından daha merhametli davranır. Kaybettikleri kendisine iade edilir.

Yüksel ÖZEL
__________________
Fecr Gen.Tr
fecredoğru isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla