Tekil Mesaj gösterimi
  #3
Alt 05.12.2007, 16:56
Battal

 
Battal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.11.2007
Mesajlar: 323
Teşekkür etti: 2
5 Teşekkür 4 Mesaja aldı
Sadece bu kadar mı? Savaş filmlerinde sadist ruhlu Nazilerin "mâsum" Yahudileri nasıl katlettiği üzerine belki yüzlerce film seyretmişizdir. Bütünüyle Yahudi sermayesi üzerine kurulu Holywood sisteminde, Yahudi aleyhtarı bir tane film gösterilebilir mi? Yine Amerika'nın Vietnam'da ne işinin olduğu belirtilmeyen filmlerde, Vietkong askerlerinin eline düşen Amerikalıların en vahşi şekilde işkenceye tâbi tutulduklarını görürüz. "Rambo" film serisinin sonuncusunda, Amerikalı kahramanımız, iptidaî Afganlı mücahitlere dehâsı ve cesareti sayesinde zafer kazandırır. Kimi filmlerde, Ortadoğulu kan içici ve dengesiz teröristler uçak kaçırır, saldırı planları düzenler, sivil-asker ayrımı yapmadan insanlık dışı metodlara başvururken, biz rehin tutulan "günahsız Batılıların" heyecanlı bir operasyonla kurtarılışına şâhid oluruz. İran'da mahsur kalan Amerikalı bir kaltağın dramını anlatan "Kızım Olmadan Asla" filminde biz elle yemek yemenin Doğu insanına mahsus bir barbarlık örneği olduğunu görürken, "Cesur Yürek"te aynı şey tabiîliğin erkeksi motifi olarak çıkar karşımıza. Amerika'da ırk ayrımının varolmadığını, gerçek hayatta muhâlken, en azından filmlerde gördüğümüz zenci hâkim, polis şefi, bürokrat, profesör veya gazeteci tiplemeleriyle biliriz. Amerika'nın yenilmezliği, teknolojik ve askerî üstünlüğünün ne çapta olduğuna kadar bir dizi imaj bombardımanı zihinlerimizi allak bullak eder. Üstün zekâlı ajanlar istedikleri ülkelerde ihtilâl yapar, hükümet devirir, karışıklık çıkarırlar. Görünüşte çıkarlarına ters gözüken hadiselerde dahi her şey, Amerika'nın kontrolu altında yürümektedir. Bayat bir CIA propagandasının sinemadaki uzantısı hâlinde, en muhalif görünen liderler bile, kendileri farketmeseler de, aslında Amerika'nın adamıdırlar ve plân gereği "üst irade"nin kontrolünde rol icrâ ederler. Fiyasko gibi görünen operasyonlarda, çıkarları için Amerika'nın gerektiğinde kendi adamlarını dahi fedâ etmekten çekinmeyeceği gösterilir.



İmajların şartlandırdığı "Üçüncü Dünya" (ki bu tâbir de, bir Hıristiyan-Yahudi Batı emperyalizmi şartlandırması-yaftasıdır) insanı, Batı'nın değer yargılarıyla düşünen, Batılı gibi hisseden ve varlığını kendi ülkesindeki açık işgal düzeninin varlık şartına bağlayan, köleliğinin farkına varamadığı gibi, bir tür "Tanrı iradesi" izâfe ettiği emperyalizm karşısındaki çaresizliğini de gizlemeyen bir zihniyetin tesiri altındadır. Bu zihniyete göre her şey emperyalistlerin inisiyatifindedir ve her türlü muhalefet hareketi yine onların bir oyunudur. Tıpkı aktüel örneklerde görülebileceği gibi:

1991 Körfez Savaşı'nda, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu'nun "dünya arabasının bir tekerini söken Saddam" tesbitine mukâbil, parya ruhiyatındaki çevrelerin "Sapık ve dengesiz Saddam" hakkında, aynı zamanda da "normatif şuur hatasına" misâl değerlendirmeleri:

"- Saddam Amerika'nın adamı!"

"- Nerden biliyorsun?"

"- Amerika'ya kafa tutmak öyle kolay mı?"

"- Bunu denemiş de başaramamış biri olarak mı söylüyorsun, yoksa Amerika'nın mutlak zannettiğin otoritesine imânın mı var?"

"- Kara savaşında, Amerikan askerlerinin Bağdat'a 48 saatlik süresi kalmışken, Saddam'ı devirmek istemeyişleri..."

"- Bundan Saddam'ın Amerika'nın adamı olduğu neticesini mi çıkarıyorsun? Kara savaşının asker telefâtı açısından riski, defolup gittikten sonra Güney ve Kuzeydeki muhalifleri nasıl olsa ayaklandırıp bu işi ucuz yoldan bitiririm düşüncesi, bu yenilgiye hiçbir lider dayanamaz -ki Batı'nın dünyaya meyilli bakış açısını ve Doğu toplumlarındaki inanç kavramına yabancılıklarını gösterir- yanlış hesabı, Kuveyt'ten çekilen Irak'a saldırıya devam etmenin domuzlar ittifakını bozacağı ve aylar öncesinden propagandası yapılan "Zâlim Saddam" imajını zedeleyerek onu mâsum durumuna düşüreceği, bunun da İslâm dünyasında bir kenetlenmeye vesile olacağı endişesi..."

"- Ben yine de onun Amerika'nın adamı olduğuna inanıyorum!"

Ortadoğulu câni, dengesiz, psikopat teröristler filmlerde etrafa dehşet saçar demiştik. Başka bir misâl de, Cezayir'deki GIA militanlarının verdikleri kurtuluş mücadelesine bakışı aksettiren bir müslüman (!) cemaatin veya parti ileri gelenlerinin ağzından:

"- İslâm teröre karşıdır! Bunları müslümanlar yapıyor olamaz!.."

"- Terör mü? Fransa güdümündeki demokrasiye geçişte müslümanlara hayat hakkı tanınmazken, yine Fransa güdümlü Cezayir ordusu kanunları ihlal ederek darbe yaparken, yüzbinlerce FIS'li çöl kamplarında ölüme mahkûm edilip kadınları kirletilirken, savaşmaya mecbur bırakılan müslümanların yaptığı mı terör oluyor?"

"- Onlar çoluk çocuk demeden gırtlak kesiyorlar. Paris'te sivillerin bulunduğu metroya saldırı düzenliyorlar. Fransa'daki sivillerin ne suçu var? Böyle bir şeyi müslümanlar yapmış olamaz."

"- Hâneyi emniyete almış olmanın rahatlığındaki emperyalistler ve onların işbirlikçi ordusu, uçaklardan "çağdaş metodla" bomba yağdırırken -ki son Irak saldırısında atılan füzelerden birinin üzerine yazılan "Ramazan Hediyesi" yazısı hiç unutulmayacak- ve o bombalar çoluk çocuk ayrımı yapmazken, hangi zeminde gerçekleşeceğini kendilerinin belirlediği savaş hukukuna, imkânları gereği müslümanların "çağdaş olmayan âletlerle" riâyet etmeleri ve Batı'yı kendi evinde cezalandırmaları mı terör oluyor?"


***

Amerikan sinemasının Doğu'dan aşırdığı mânâları Batılı formlar içinde aklîleştirerek vermesi, kendi hakikatlerini bile Batı elinden öğrenen insanımızın gerçekliği kavrayışında deformasyona ve herşeyi aklî şablonlara tercüme ettirme refleksiyle düşünmesine yol açmaktadır.

Bahsimizi "Yağmurcu"da geçen "Hind mistisizmine âit bir sembol mânâ hâlinde insanın içinde okyanus bulunduğu hususunun, Batı formasyonu içinde hemen eşyalaştırılarak verilmesi, işin öyle değil de böyle anlaşılması şeklinde bir telkin aracına dönüştürülmesi" misâlinden takib edelim:

"İnsanın içinde bir okyanus var ya; O, bir film mevzuunda, sembollerle ifâdeli ruhî mânâ yerine, basbayağı insan organizmasının içi olarak alınır, bir şırıngadaki sıvıda zerre kadar küçültülmüş denizaltı ve mürettebatının iğneyle kana yollanması ile seyre mevzu olur. Ruh yerine, ruhî zaviyeden idraka mevzu harikalar harikası insan organizmasındaki görüntülerin seyri; bakış sapmıştır... Şöyle: En kaba teşhiste bile ince mücerredi işaretlemek başka şeydir, inceler incesi mücerretlerin en kaba teşhis plânına oturtturulması başka şeydir... Sözkonusu film: Hind mistisizmine âit veriden mülhem bir mevzuu Batı idrakına mahsus bir "kurgu bilim" ölçeği ile vermek, onlar adına bir kültür özümlemesi iken, kültür özümlemesini gerçekleştirecek bir "şuur süzgeci" standardına sahip olmayan mahkûm ülke insanları için, bir kültür ihracı - kültür emperyalizmi malzemesidir... Ve dikkat: Kayserililere atfedilen "eşeği boyayıp satmak" nüktesindeki gibi, aldığını boyayıp aslî sahibine satmak ve onun gözlerini kamaştırmakta Batı'nın üstüne yoktur!.." (5)

devam edecek...
Battal isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla