Üyelik tarihi: 23.03.2007 Teşekkür etti: 0
13 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| “Mürid,şeyhinin elinde, ölü yıkayıcısının elindeki ölü misali, kendisini tam olarak şeyhine teslim etmelidir” Batıni hayatın hastalıklarını ve nefsin noksanlıklarını hakkıyla bilen insan sayısı gerçekten çok azdır.Bu hastalıklar teşhis edildiği ve bu noksanlıklar anlaşıldığı zaman bunların tedavi yollarını ve ıslah çarelerini de yine çok az insan bilecektir.
Şu müşahede ettiğimiz ve içinde yaşadığımız hayat, karşılaştığımız insanlar ve toplumun durumu, bunun en doğru şahididir.
Faraza tedavi usulleri bilinse ıslah çareleri anlaşılsa bile,işin ucunda nefisle çarpışma olduğu için bu iş,kişiye yine zor gelecektir.
Zira herkes kendinde olan eksiklik ve kusurları,nefsine ve şeytana hangi noktalarda yenik düştüğünü,iradesinin hangi mevzularda zayıf kaldığını,gerçek bir nefis muhasebesi yapara anlayabilir.Ancak bunu anlaması,hastalığı çözmesi demek değildir.Eğer herkes kendisinin doktoru ve eczacısı olabilseydi,toplumun bu derece yozlaşması,ahlakın tefehhüs etmesi,İlahi emir ve yasakların bu derece çiğnenmesi hiç bu kadar mümkün olur muydu?
İşte bu noktada kişi,insanı kamile,olgun bir şeyhe ihtiyaç duyar.Zira kamil insan hayati önemdeki bu meseleleri iyice öğrendikten ve bunlara derinliğine nufuz ettikten sonra,çilesini çektiği bu işleri müride adıyla sanıyla bildirmeye memur insan demektir.
Müridin Mürşidine yaptığı bey’at , sadece kuru bir dilek ve temenni değil,maksada ulaşmak için sebeplerin hazırlanması ve luzumlu vesilenin bulunması için şuurlu,azimli bir teveccühtür.
Müridin arif bir yol göstericinin izinden gitmesi, bütün seyrü süluk merhalelerini tam bir kolaylık ve rahatlıkla geçmesi,yoluna pusu kurmuş tehlikelerden emniyette olması içindir.
Başka bir ifadeyle bey’at,bu yolda kişinin,kendisinden daha bilgili,merhametli ve tecrübeli bir rehbere nefsinin dizginlerini teslim etmesi, irşad edici bir mürebbiye işlerini havale etmesinden ibarettir.
Tıpkı malını alıcıya sunan bir satıcı gibi,tıpkı tedavisini uzman bir doktora havale eden ve onun tavsiyesinden başka hiçbir şeye kulak vermeyen bir hasta gibi, mürid de çıktığı bu tehlikeli zor yolda mürşidinin yol göstericiliğinden ayrılmaz. Bir kimse, kitaplardaki malumatı sadece okumak ve öğrenmek suretiyle hiçbir teknik sahada ilerleyemez,üretici olamaz.Sadece demiri nasıl kullanacağını bilmekle kişi,ondan birtakım eşya ve aletler yapamaz.
Yalnız kitap okumak suretiyle nefis yemekler pişiremez.Pişirse bile bu, zaman kaybı ve pek çok malzemenin zayi edilmesi demektir.Yine bir kimse sadece Tıp kitapları okumakla doktor olamaz ve ne kendisini, ne de başkalarını tedavi edemez.
Aynı şekilde bir kimse,evine kapanarak avukat olmak için Hukuk kitaplarını,meşhur müdafaanameleri okumak suretiyle ömür tüketirse,bu cehli mürekkepten başka bir şey değildir.Halbuki avukat olacak kimsenin Fakulteyi bitirmesi orada imtahanlar vermesi ve tecrübe sahibi bir avukatın yanında bir müddetten az olmamak şartıyla staj görmelidir.
Şimdi kişi hasta olduğunda kendi kendisini tedavi etmeye kalkıyor mu?Yahut mahkemelik işi olduğunda, önemli önemsiz her davasına bizzat kendisi mi giriyor yoksa avukat mı tutuyor? Şu bir hakikattır ki,hastalandığı zaman kendi kendisini tedavi etmeye kalkmadan bir doktor aramak,üstelik sahasında uzman tanınmış doktor arayıp bulmak ve o doktorun tavsiyelerine en küçük tereddüd göstermeden santimi santimine uymak ne ise;
Aynı şekilde, mahkemelik bir işi olduğu zaman davaya kendisi girmeyip,hemen bir avukat bulmaya çalışmak ne ise,nefsin ıslahında ve manevi hastalıkların tedavisinde kendisine kamil bir mürşid aramak, onu bulduktan sonra da onun vereceği talimatın dışına çıkmadan, söylediklerine riayet etmek de odur Bu yol tam teslimiyet yoludur,tam inkıyad ister.Ancak salik,bir meselede şeyhine itibar etmezse iş değişir.İtibar ettiği halde hala tereddüt eder veya kendi fikrini kuvvetli görürse,mana aleminde mahrumiyetten başka bir şey kazanmaz. Özellikle günümüzde şahit olduğumuz gibi zaman zaman bir takım sahte şeyhler türmekte,etraflarına topladıkları saf kimseleri kandırıp,onlardan çeşitli şekillerde istifade etmektedirler.
Şüphesiz bunların tasvip edilecek bir yanı olamaz.Ancak şunu da unutmamak gerekir ki; bu çeşit kötü örneklerin olması,şeyhlik,müridlik beyat gibi müesseselerin tamamıyla kötülenmesini meşru kılmaz.Çünkü su-i misal, emsal olamaz.
Nasıl ki, İslam Dini’ni istismar ederek menfaat sağlamaya çalışan birtakım düzenbazların bulunması, bizatihi dinin günahı olmadığı gibi.Tarih boyunca kötü emeller ve nefsani menfaatler uğruna istismar edilmemiş tek bir müessese var mıdır?
Rasulu Ekrem (s.a.v) zamanında yalancı peygamberler zuhur etmedi mi?
Şu bir hakikattır ki, itaatin yolu sevgiden geçer.İnsan sevmediği kimselere itaat ediyor görünse bile bu sadece görünüşte itaattir;kalpten gelen samimi bir itaat değildir.
Kişi,sevdiğine itaatı,onun bütün emirlerine uymayı,kendisi için bir sorumluluktan ziyade neşe saadet kaynağıdır.Zaten böyle olmaz ise gerçek manada itaatten sevgiden söz edilemez İşte müridin mürşidi karşısındaki durumu da böyledir.Mürid kendisini,nefis mücadelesinin o tehlikeli ve dolambaçlı yollarından salimen geçirecek olan mürşidine, o güvenilir tecrübeli rehbere kendisini teslim etmedikçe,adım başı ona itiraz isyan ettikçe güven duymadıkça muhabbet nasıl tecelli eder, teslimiyet nasıl ortaya çıkar.
Eğer mürşid die bağlandığı kimseye tam anlamıyla güvenmiyorsa,onu kamil bir irşad edici olarak grömüyorsa zaten müridin o mürşide bağlanması ve ondan çare dilenmesi bahis mevzuu olamaz.
__________________ Ağlayarak uyumuş yağmur olmuşum rüyamda bana hasret bi çöl için... |