Hayatın gerçeğini anlamış bir ârif ile, varlıklı birisi konuşuyorlardı. Arif:
– Dünyanın malını, altın ve gümüşünü mü, yoksa belâ ve günahlarını mı seversin? diye sordu. Zengin cevap verdi:
– Malını; altın ve gümüşünü severim.
– Peki, insanlar bu dünyadan göçerken, niçin sevdiklerini bırakıp, sevmedikleri günah ve kötülükleri beraberinde götürüyorlar? Senin “malı seviyorum, kötülükleri sevmiyorum” sözünde bir çelişki yok mu? Benim sana tavsiyem şudur ki; helâl yoldan para kazan ve o kazandığını kendinden önce öbür dünyaya göndermeye çalış. Zira o gönderdiklerin seni orada kurtarır.
Zengin, ârife:
– Bunları neye dayanarak söylüyorsun, dedi.
Arif: “Kendiniz için önceden gönderdiğiniz her hayrın
Allah katında sevabını bulursunuz. Şüphesiz
Allah bütün yaptıklarınızı gören ve karşılığını verendir.” (Bakara, 110) ayetini okudu.