Tekil Mesaj gösterimi
  #10
Alt 26.04.2008, 18:46
Murat Yazıcı

 
Murat Yazıcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.09.2006
Mesajlar: 670
Teşekkür etti: 9
133 Teşekkür 69 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız KuTeYBe
Mesajı göster
Burada yayınevi olarak Fazilet zaten müfrit Süleymancılar'ın habis kalesi gibi. Ve uydurmaları yaymada birebirler . Mübarek Gün ve Gecelerde Yapılacak İbadetler kitabı tam bir yozlaşma örneği.
Konuyla alakasız ve seviyesiz sözler.

Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız KuTeYBe
Mesajı göster


O zaman bir bakalım:


"Muhammed hakkı için ya da Muhammed'in makamı için istiyorum" tarzındaki sözlerle Allah'a yakarmak doğru değildir. Konu hakkında imamlardan olumlu hiç bir görüş aktarılmamıştır. Meselâ, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'tan sabit olduğu üzere onlar şöyle demektedirler: "Nebilerinin ve Resullerinin hakkı için (hürmetine) (senden istiyorum ey Rabbim ! ) gibi sözler söylenemez. (*)
Çünkü yaratılmışın yaratan üzerinde hiçbir hakkı yoktur.Hanedi mezhebine dâir hemen hemen bütün kaynaklarda bu görüş zikredilmektedir. (**)

(*) Kaynaklarda ".....şeklinde söz söylemesini hiç hoş görmüyorum(kerih görüyorum)" şeklindedir. Buradaki kerâhet İbn Âbidin'in de özellikle belirttiği gibi kerâhat-i tahrimiyye yani harama yakın kerâhattir.
bkz: Reddu'l-Muhtar 'ale'd-Durri'l-Muhtar,c.9 ,s.567-568/trc: c.15,s.469.

Ayrıca âlimlerin belirttiklerine göre, Ebu Hanife ve arkadaşlarının "Hoş görmüyorum, kerih görüyorum" şeklindeki ifadeleri, İmâm Muhammed'e göre haram; İmâm Ebu Hanife ve İmâm Ebu Yusuf'a göre de harama yakındır, ancak galiben tahrimdir.

İbn 'Âbidin, Reddu'l-Muhtâr 'ale'd-Durri'l-Muhtâr,c.9,s.569 / trc: c.15,s.464
Burada uzun bir referans listesi var (çoğunu sildim).

Bunların hepsine tek tek baktın mı?

Eğer bu yazıyı başkasından iktibas ettiysen, kaynak göstermen lazım.

Esas konuya geri dönelim. Bu uzun referans listesini vermene gerek yoktu, zira İmam-ı a'zam'dan nakledilen "mekruh" kavli bu forumda daha evvel defalarca yazılmıştı ve tartışılmıştı. Büyük Hanefi alimi Hadimi de bu hususa Berika'da biraz temas etmektedir. Burada kerahet olmasının sebebi, kulun Allahü teâlâ üzerinde hakkı olacağının sanılması tehlikesidir. Bu sebep ve tehlike olmayınca, kerahet de olmaz.

Müslim'deki sahih hadiste Peygamberimiz aleyhisselam Muaz bin Cebel'e "kulların Allah üzerindeki hakları nedir, bilir misin?" buyurdu. Allahü teâlânın kula bahşettiği, tanıdığı hak demektir. Buradaki "hak", vacib olan hak mânâsında değildir. Çünkü, Allah'ın üzerine hiç bir şey vacib değildir. İşte, bazı fakihlerden gelen kavillerde "hak" kelimesinin Allah için kullanılmasının caiz olmaması (yani, "...hakkı için" denmesinin uygun görülmemesi), bu çerçevededir. "Hak" kelimesini, Allah'ın üzerine vacib mânâsında kullanmak elbette caiz olmaz. Çünkü, Allahü teâlâ hiç kimsenin istediğini yapmak mecburiyetinde değildir. Allahü teâlânın sevdiği kullarına tanıdığı hak mânâsında (hadis-i şerifte olduğu gibi) kullanmakda ise bir mahzur yoktur.

".. hürmetine" diyerek dua etmeye misal olarak da, burada referans gösterdiğin büyük Hanefi fıkıh alimi İbni Abidin'in sözlerini de yukarıda nakletmiştim:

Ben Allahü Teâlâ'ya Nebiyy-i Kerim'i (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ehl'i tâatından her muazzam makam sahibi ile ve imamımız îmam A'zam ile tevessül ederek, lütuf ve kereminden bu işi bana âsan eylemesini, tamamına erdirmesini, hatalarımı afv, amelimi kabul buyurmasını; bunu sırf rızâyı kerîmi için Gennât-ı naîm'de kurtuluşuma sebep yapmasını, bütün beldelerde kullarını bununla faydalandırmasını, bana doğru yolu göstermesini, doğruyu ilham buyurmasını, kusurlarımı bağışlamasını, hatalarımı afv buyurmasını niyaz eylerim. Çünkü ben bu işe çocukluk edip karışmış bulunuyorum. Ben bu yolun süvarilerinden değilim. Lâkin O'nun kudretinden imdad umuyor. O'nun güç ve kuvvetiyle hazırlık yapıyorum. Muvaffakiyetim ancak Allah'dandır. O'na tevekkül eder, ancak O'na yönelirim. (Reddü'l-Muhtar Ale'd-Dürrü'l-Muhtar, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1982; c.1, s.14.)

Aynı kitapda, musannıf Muhammed bin Abdullah Timurtaşi'nin şu sözlerini okuyoruz:

Allahü Teâlâ'dan niyazımız, Resülü'nün yüzüsuyu hürmetine, tevfik ve kabüldür. Nasıl kabul dilemeyelim ki, Allahü Teâlâ bu kitabın tebyızına başlamayı, Ravza-i Mutahhara'da ve Bük'ayı Mubâreke'de Resül-i Zişan'ın huzurunda ve iki büyük arslan kâmil kabir arkadaşının yanında nasib etti. Allah onlardan ve diğer bütün ashab-ı kiramdan, onlara iyilikle tâbi olanlardan. annelerimizden, babalarımızdan kıyâmet gününe kadar râzı olsun. Daha sonra Kâbe-i Şerife'nin karşısında altın oluğun altında. Hatîm'de ve Makam-ı İbrahim'de devam etmek nasip eyledi. Allah itmamını da müyesser kılsın.. (Reddü'l-Muhtar Ale'd-Dürrü'l-Muhtar, c.1, s.98.)

Bu satırları şerheden İbni Abidin hazretleri şöyle yazmış:

Şu evrakı toplayan günahkâr kul dahi aynen musannıfın dediğini der. Mevlâ-i Kerim'inden Nebiyyi Azîm'ı ve nezd-i İlâhisindeki her makâm sâhibi hörmetine, bu sâ'yi gayretini kabul ile kendisine fadl-ü ihsanda bulunmasını, bu eserle bütün memleketlerdeki kullarını faydalandırmasını, son nefesinde hüsn-ü hitâm nasip ederek merâmına nâil buyurmasını niyaz eyler!...Âmîn..... (a.g.e. s.99.)

Başka misaller de verilebilir. İnsafı olana bu yeterlidir.
__________________

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

Konu Murat Yazıcı tarafından (26.04.2008 Saat 23:05 ) değiştirilmiştir..
Murat Yazıcı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla