Tekil Mesaj gösterimi
  #2
Alt 10.05.2008, 03:38
sadece senin icin

 
Üyelik tarihi: 10.05.2008
Mesajlar: 1
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
sadece senin için üye oldum

Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız abdullahahmed
Mesajı göster
Şeyhlerin uyanık iken Rasulullah ile görüştüğü söyleniyor. Hatta “onlar yanlış yapsalar manen ikaz edilirler” deniliyor. Doğru mudur?
Bu da şeyhlere masumiyet atfetmenin ve hadisleri inkar etmenin başka bir hilesidir. Onlar yanlış yaptığı zaman Kur’an ve sünnetin ikazına aldırmadıkları için mi manen işaret beklentisi içerisinde olunuluyor?
Bu aynı Mutezilenin “Kur’an mahluktur” diye patlattıkları fitne gibidir. Onlar bunu söylerken, “Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’e inen vahiy, onun yaşadığı dönem için geçerliydi, şimdi biz aklımızla hükmederiz” demek istiyorlardı. Sufiler de buna çok yakın olarak; “Biz de keşfimizle, rüyalarımızla hükmederiz” edasıyla “Kur’an mahluktur” demiş gibi oluyorlar.
Hem sormak lazım; madem Allah bu dini tamamladığını belirtmiştir (Maide 3) ve yeni bir helal veya haram kılma sözkonusu olmadığına göre Rasulullah s.a.v’i uyanık iken gördüğünü iddia edenler Onun hayatı döneminde tebliğ ettiği dinden başkasını mı bildirdiğini söyleyecekler? Kim bunu söylerse o sözü alıp suratına çarparız! Zira Allah’ın koruyacağına bizzat kefil olduğu(Hicr 9) vahyi, ümmetin sıhhatinde ittifak ettiği, pek çok sünneti ihtiva eden Sahihi Buhari ve Sahihi Müslim gibi hadis külliyatını, kerameti yalnız kendinden menkul bir sözle yalanlamıştır. İşte o, sünnet inkarcılarının en rezilidir!
“Ama uyanıkken Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile görüşebilenler rivayet edilen hadislerin doğruluk derecesini öğrenebilirler” denilirse; derim ki; İbni Arabi, Bursevi, ed Debbağ, Suyuti gibilerin bu metodla sahih olduğuna hükmettikleri hadisleri karşılaştırırsanız, birinin keşfen sahih dediğine diğerinin keşfen bâtıl dediğini görürsünüz. Hatta Bursevi, hiçbir yerde aslı bulunmayan birbirine zıt iki sözün ikisine de keşfen hadistir demektedir[1]. Bu iki hadis(!); “Allah buyurdu ki; Ey Muhammed! Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım” sözü ile “Allah buyurdu; Ben gizli bir hazineydim. Bilinmeyi istedim ve halkı yarattım” sözüdür.
Bu durumda Allah Azze ve Celle kainatı bu ikisinden hangisi için yarattığı çelişki gibi oluyor. Allahı bundan tenzih ederiz. O buyuruyor ki; “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zariyat 56) buyurmaktadır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile uyanık iken görüştüğü söylenen imam Suyuti’nin, bu iki hadisin de uydurma olduğunu söylemesi ayrı bir dikkat çekici husustur. Yine Abdulaziz ed Debbağ “Gizli bir hazineydim” hadisinin keşfen batıl olduğunu söyler.[2]
Konevi ve Bursevi gibi sapık tasavvufçular eserlerinde “İşlerinizde bunaldığınız vakit kabir ehlinden yardım isteyin” şeklinde isnadı bulunmayan ve tevhide zıt olan bir sözü sahih diyerek nakletmektedirler. Hadis usulüne göre isnadsız bir söze sahih denilemeyeceği için bunun keşfen sahih olduğunu iddia etmiş oluyorlar! Halbuki bu Kur’an’a ve sahih hadislere zıttır.
Bursevi; Gazali’nin İhya adlı eseri hakkında; “İhya’da itiraz edilecek asla bir harf bile yoktur”[3] der, zira ona göre ; “Gazali İhyau Ulum nam telifi celili itmamdan sonra alemi manada Fahri Alem s.a.’e mülaki olup arz ve imza ettirmiştir.”[4] Rasulullah s.a.v’e hadisleri sorduğunu söyleyen Suyuti ise, Mirkatus Suud adlı eserinde “İhya’da aslı olmayan hadislerin varlığı gayet açıktır.” Demiştir.[5]
Bunun örnekleri çok olup hepsini burada sayamam. Bursevi ve İbni Arabi hadis ravilerinin yanılmaları olabileceğini bu yüzden rivayet yoluyla gelen hadislere güvanilemeyeceğini, keşifle tesbit edilen hadislere itibar edilmesi gerektiğini söyleyerek hadis inkarcılıklarını ve uydurmacılıklarını ortaya koymuşlardır. Hadis inkarcılığının küfür olduğunun delillerini görmek isteyenler, sünnet müdafasına dair yazmış olduğum “Allah’tan bir Nur ve Kitabı Mübin” adlı eserimi okumalıdırlar.
Bunların bu bidatı alevlendirmelerinden önce tasavvufçuların “bu yoldaki öncülerinden” kabul ettikleri Ebu Süleyman ed Darani (v.h.215) şöyle diyordu; “Gönlüme günlerce hakikat sırlarından bazı şeyler doğar fakat iki adil şahit olan Kur’an ve Sünnet onu tasdik etmedikçe asla kabul etmem.”[6]
Uyanıkken Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i görmenin imkanı ve mahiyeti hakkında alimlerin söylediklerine gelince, bu konuda eser yazan Suyutî’ye göre; böyle bir rü’yet, Rasulullah’ın zatını değil, misalini görmektir ve rüya mesabesindedir.
Bursevi’nin uykusu dışında insilah ve yakazada bir kimsenin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i görmesiyle sahabi olacağını söylemesine karşı İbni Hacer el Heytemi de melekut aleminde Rasuli Ekrem’in görülmesiyle sahabeliğin gerçekleşmeyeceğini, sahabi olabilmek için onu mülk aleminde görmek gerektiğini aksi takdirde ruhlar aleminde Rasul’ün ümmetini, ümmetin de Rasul s.a.v’i görmüş olacağından bütün ümmetin sahabi olmasının sözkonusu olduğunu, bunun da doğru olmadığını söylemiştir.[7] İbni Hacer el Askalani ve imam Suyuti de bunu böyle izah etmişlerdir.[8] Hatta İbni Arabi bile, sırf böyle bir rüyet ile sahabi olunması anlayışına karşı çıkmış, lakin bazı şartlarda o da asrı saadetten sonra keşif ile sahabe olunabileceğini iddia etmiştir.[9]
Şüphesiz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra sahabeler arasında halifelik sebebiyle ihtilaflar çıkmıştır. Nasıl oldu da onlara görünerek çekişmeyi gidermedi?
Ebu Bekr radıyallahu anh ile Fatıma radıyallahu anha arasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in mirası ihtilaf sebebi olmuş, Fatıma radıyallahu anha; “Onun ölümüyle mirası oğullarına kalmıştır, neden onları babalarının mirasından alıkoyuyorsun?” demiş, O da; “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; “Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız, bizden kalan şey sadakadır” buyurdu” demiştir.[10]
Talha, Zubeyr ve Aişe radıyallahu anhum tarafı ile Ali bin ebi Talib ve ashabı radıyallahu anhumun tarafı arasında sonu Cemel savaşının çıkıp sahabe ile tabiinden pek çoğunun ölümüne varan şiddetli bir ihtilaf olmuştur. Neden peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara görünerek bu kadar kan dökülmesine mani olmadı?
Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh ile hariciler arasında çıkan ihtilafta pek çok kan döküldü. Şayet peygamber sallallahu aleyhi ve sellem haricilerin reisine görünüp imamına itaat etmesini emretseydi bu kadar kan dökülmezdi.
Ali ile Muaviye radıyallahu anhuma arasında çıkan ihtilaf sebebiyle pek çok kan dökülmüş, aralarında Ammar bin Yasir radıyallahu anh’in de bulunduğu çok kimse ölmüştür. Neden peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara görünerek Müslümanları tek kelimede toplamadı?
Ömer bin el Hattab radıyallahu anh, kadrinin yüceliğine ve şanının büyüklüğüne rağmen, bazı fıkhî meseleleri bilmediğinden ötürü üzülerek şöyle demiştir; “Şu üç şeyi aramızdan ayrılmadan önce Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e arz edip, onun da bizden ahid alarak sonuçlandırmasını ne kadar da isterdim; dede, kelale ve faizin kısımları.”[11]
Şayet peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ölümünden sonra bir kimseye görünseydi, mutlaka Ömer radıyallahu anh’e de görünür ve; “Üzülme! Şunun hükmü şöyle şöyledir..” derdi.
Bu Meselede Alimlerin Görüşleri
1- Kadı Ebu Bekr İbnul Arabî der ki; “Bazı Salihler, vefatından sonra peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i baş gözüyle hakikaten gördüklerini iddia ederek sapmışlardır.”[12]
2- İmam Ebul Abbas Ahmed bin Ömer el Kurtubî, “el Mufhim Li Şerhi Sahihi Muslim” adlı kitabında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zatının hakikaten görülmesini şiddetle inkar etmiş ve demiştir ki; “Bu görmenin hakikat olduğunu zanneden ve diline dolayanın aklı bozuktur. Eğer görüntü hakiki anlamda olsaydı, herkesin peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i başka bir surette değil, son nefesindeki suretinde görmesi lazım geldiği gibi, iki kimsenin aynı anda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i görememeleri lazım gelirdi. Yine peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu an hayatta olup kabrinden çıkması, çarşılarda dolaşması, insanlara hitap etmesi gerekirdi. Bundan dolayı kabrinin boş olması, cesedinin orada bulunmaması gerekirdi. Böylece onu kabri dışında gece gündüz hakikaten görmek mümkün olursa, kabrini ziyaret edip selam veren gaib olana selam vermiş olurdu. Bu ancak akıl sektesinin en düşük seviyesinde olanın iddiasıdır.”[13]
3- Şeyhulislam İbni Teymiye “el İbadatuş Şer’iyye vel Farku Beyneha ve Beynel Bid’iyye” adlı risalesinde der ki; “onlardan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kabrinden çıkıp konuşacağını zannedenler, bunun keramet olarak sayanlar vardır. Yine onlardan peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kabrine sorulup cevap alınabileceğine inananlar vardır. Bazıları şöyle anlattı;
“İbni Mende’ye bir hadis müşkil geldiği zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kabrine gider ve O’na sorar, cevap alırdı.”[14] Magripli bir başkası için de bunun hasıl olduğu söylenir ve onun kerameti olarak kabul edilir. İbni Abdilberr böyle zannedenlere der ki; “Yazıklar olsun! Önceki Muhacirler ve Ensar’dan bunu daha mı üstün görüyorsun?! Onlardan biri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra O’na sorup cevap almışlar mıdır?! Sahabeler bazı meselelerde çekişecekleri yerde, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e sorup cevap alamazlar mıydı? İşte kızı Fatıma! Mirası hakkında O’na sorup cevap alamaz mıydı?”
yine İbn Teymiye r.a. der ki; ““Bazı kimseler için bazen yakaza halinde de, uyuyan kimse için rüyada görülen şeylere benzer bir görme hali hasıl olabilir. Bu kişi kalbi ile uyuyan kimsenin gördüğünün aynısını görür ve ona , kalbiyle müşahede ettiği bir takım hakikatler tecelli eder. Bütün bunlar da dünyada iken vuku bulur.
Bazen kalbiyle müşahede ettiği şey, kişiye üstün gelir, onu tamamen sarar ve o şeyi bütün organları ile algılar; kişi de o şeyi bizzat gözleri ile gördüğünü zanneder. Bu hal uyanıncaya kadar devam eder; uyanınca bunun bir rüya olduğunu anlar. Ama bazen de kişi, uykuda gördüklerinin rüya olduğunu bilebilir.
İşte böyle abidlerden kendisi için kalbi bir müşahede meydana gelmiş, bu müşahede kendisini tamamen kaplamış ve onun duygularıyla idrak etmesini ortadan kaldırmış kimseler vardır. Böyle bir durumda bu abid kalbi müşahedesini bizzat gözü ile görme işi zanneder, ama bu konuda yanılgı içindedir…”[15]
4- Hafız Zehebî, Mizanul İtidal’de, er Rabî bin Mahmud el Mardînî’nin hal tercemesini verirken der ki; “Deccaldir, 599 yılında sahabelik iddia etmiştir.” Zehebî şunu kastediyor; mezkur şahsın Medine’de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i uyanık iken gördüğünü iddia ederek; “Dünyam ve ahiretim kurtuldu.” Dediği işitilmiştir.[16]
5- Hafız İbni Kesir el Bidaye’de[17] Ebul Feth Ahmed bin Muhammed et Tusi el Gazalî’nin hal tercemesini verirken der ki; “İbnul Cevzî ondan münker bazı sözler nakletti. Onlardan biri de şudur; “Ebul Feth Tusi’ye müşkil gelen bir mesele olduğunda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i uyanık iken görerek ona sorardı. O da ona doğrusunu gösterirdi.” İbni Kesir de, İbni Cevzî’nin buna münker demesine katılmıştır. İbni Cevzî bunu el Kussas vel Muzekkirin adlı kitabında belirtmiştir.[18]
6- Hafız İbni Hacer el Askalanî Fethul Barî’de der ki[19]; “İbni Ebi Cemre tasavvufçu bir cemaatten, onların rüyada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüklerini, bundan sonra da uyanık iken görerek ondan korktukları bazı şeyler hakkında sorduklarını ve kurtuluş yolunu öğrendiklerini nakletti.” Sonra İbni Hacer bu söze itiraz ederek şöyle der; “İşte bu gerçekten problemli bir meseledir. Şayet zahirine yorumlanacak olursa, bütün bunların sahabe olması gerekir! Bu durumda kıyamet gününe kadar sahabe olma imkanı devam edecek anlamına gelir ki bu çamur atmaktır. Rüyada onu gören herkes sonra onu uyanık iken gördüğünü söylememiştir. Sadık haber ise böyle çelişkili olmaz.”
7- Sehavî, vefatından sonra peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in uyanık iken görülmesi hakkında der ki; “Sahabelerden ve onlardan sonrakilerden bize böyle bir şey ulaşmamıştır. Nitekim Fatıma radıyallahu anha Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonraki altı boyunca çok üzülmüş, ondan böyle bir şey nakledilmemiştir. “[20]
8- Molla Aliyul Kârî, Cem’ul Vesail Şerhuş Şemail Lit Tirmizî adlı eserinde der ki; “Tasavvufçuların iddia ettiği gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i vefatından sonra uyanık iken görmek hakikat olsaydı, ondan işitilen emir veya yasakla amel etmek gerekirdi. Fakat malumdur ki bu icma ile caiz değildir. Bu tıpkı büyüklerden bir zat görse bile, hükmü rüyada görmenin hükmü gibidir. Nitekim bunu el Mazerî ve başkaları; “Kim O’nun, katli haram olan birini öldürmesini emrettiğini görürse, bu görmek değil, hayaldir.”[21]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra uyanık iken görülebileceğini iddia edenlerin dayandığı tek delil; “Kim beni rüyasında görürse uyanık iken de görecektir” hadisidir. Buhari altı yerde naklettiği hadisi bu lafızla sadece bir yerde rivayet etmiştir. Bunu Ebu Hureyre radıyallahu anh’den beş farklı tabii rivayet ettiyse de, bu lafızla sadece Ebu Seleme rivayet etmiştir. Ebu Hureyre radıyallahu anh’den bunu rivayet eden diğer dört tabii; Muhammed bin Sirin, Ebu Salih Zekvan, Abdurrahman el Cuheni ve Kuleyb; “Kim beni rüyasında görürse gerçekten görmüştür. Zira şeytan benim şeklime giremez” lafzıyla rivayet ettiler.[22]
Ebu Seleme’den de iki ravi iki farklı lafızla rivayet etti. Muhammed bin Amr bin Alkame el Leysî’nin Ebu Seleme’den, onun da Ebu Hureyre radıyallahu anh’den yaptığı rivayet, diğer dört tabiinin Ebu Hureyre’den rivayetinin lafzının aynısıdır. Fakat Ebu Seleme’den rivayet eden diğer ravi Zühri, bunu şek ile şu şekilde rivayet etti; “Kim beni rüyasında görürse uyanık iken görecektir, veya uyanık iken görmüş gibidir.” Görüldüğü gibi “Uyanık iken görecektir” lafzı şüphelidir.
Ayrıca bu rivayet, Enes, Cabir, İbni Abbas, İbni Mesud ve Ebu Cuhayfe radıyallahu anhum’den de rivayet edilmiş olup lafzı şöyledir; “Kim rüyasında beni görürse gerçekten beni görmüştür” işte bu mahfuz olan lafzı olup, vefatından sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in uyanık olarak görülebileceğini iddia edenlerin tutundukları lafız şazdır.
Şunu da belirtelim ki; İmam Rabbani, peygamberler dışındakilerin rüyalarına ve keşiflerine mutlaka şeytanın müdahalesi olduğunu belirtmiştir.
Ehl-i Sünnet indinde Rüya, ilham ve keşifler delil değildir. Bu İmam Şatıbi gibi usul alimleri tarafından belirtilmiştir.[23] Kitap ve Sünnet’e uygun olanları da ancak o rüyayı göreni bağlar. İmam Şa’rani de Tenbihul Muğterrin’de böyle demiştir[24].
“İbni Sirin radıyallahu anh’den sahih olarak rivayet edilmiştir ki, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i görme rüyası, İbni Sirin’e anlatıldığı zaman, O; “Rüyada gördüğün zatı bana anlat” derdi. Eğer rüya sahibi o zatı, İbni Sirin’in bilmediği ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hilyesine muhalif görülen bir şekilde anlatırsa, İbni Sirin radıyallahu anh, rüya sahibine; “Sen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i görmemişsin” diye cevap verirdi.[25]
Aynı uygulamayı İbni Abbas r.a, Ebut Tufeyl’in rüyasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüğünü zannettiğini söylemesi üzerine yapmış, ondan gördüğünü tarif etmesini istemiştir.[26]
İbni Arabi ve diğer bazı ulema; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i bilinen sıfatları üzere görmek, bizzat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i görmektir. Başka şekil üzere görmek ise, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in misalini idrak etmektir.” Dediler.[27]
Kadı Iyaz; “Bir kimse, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i hayatındaki suretinde görürse, rüyası doğrudur. Bilinen sıfatlarından başka şekilde görürse onun rüyası te’vile muhtacdır.” Dedi.[28]
Ali Bin Ebi Talib Radıyallahu anh buyurur ki; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i rüyasında güzel surette görenin eğer layık olmayan surette görürse, o kimsenin fitneye duçar olacağına te’vil edilir.” İmam Bedrüddin el Ayni de; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, rüyada bir kimseye bir emir verirse, o emir, hayatında bildirilmiş şeriata muvafıksa kabul edilir, değilse reddedilir.”[29] Der.
[1] Bursevi Ferahur Ruh(1/16) Ruhul Beyan(3/255,5/439) Kitabun Netice(1/55) İbni Arabi Futuhat(2/322,399)
[2] el İbriz(s.54-55)
[3] Ferahur Ruh(2/237)
[4] Ferahur Ruh(2/236)
[5] Kasımi Kavaiduttahdis(s.183)
[6] Hatib Tarih(10/248) Kuşeyri(s.25)
[7] Heytemi Fetava(s.300) Yusuf Bin Yakub Tenbihul Gabi Fi Rüyetin Nebi(s.16)
[8] bkz.: Fethul Bari(12/385) Mubarekfuri Mukaddime(s.308) Suyuti Tenvirul Halek(El Havi içerisinde)
[9] Futuhat(3/50)
[10] Malik(s.993) Buhari(8/4,5) Muslim(s.1379) Ebu Davud(2976) Nesai(7/137)
[11] Buhari(5/2122) Muslim(4/2322) Ebu Avane(5/100) İbni Hibban(12/182) İbni Hazm Muhalla(9/282) Darekutni(4/252) Mervezi es-Sunne(s.58) Bezzar(1/281) Ebu Davud(3669) Beyhaki(6/245)
[12] İbni Hacer el Askalanî Fethul Bari(12/384)
[13] Münavi Feyzul Kadir(6/129) Şeyh Alauddin Şerhu Fetavayı Nevevi(s.342) Kastalani Mevahibu Leduniye(1/734) bkz. Karafi Furuk(4/244) el Aşkar Efalir Rasul(2/144)
[14] Zehebi Siyeri A’lamin Nubela(17/37-38)’da der ki; “Bu hikayeyi sırf garip karşıladığım için yazdım. İsnadı da kopuktur.”
[15] Şeyhul İslam İbni Teymiye Mecmuul Fetava(3/333)
[16] bkz.; İbni Hacer el İsabe(1/513)
[17] el Bidaye ven Nihaye(12/196)
[18] İbnul Cevzî el Kussas vel Muzekkirin(s156)
[19] Fethul Bari(12/385)
[20] Kastalani Mevahibul Leduniye(1/733)
[21] Aliyul Kari Cem’ul Vesail(2/238)
[22] Muslim(15/24) Buhari(6197) Ahmed(1/400,2/232,342,411,463,472) İbni Mace(3901)
[23] Şatıbi Muvafakat(2/267-70) Heytemi Fetava(s.322) Cürcani Tarifat(s.34) İbni Hacer Fethul Bari(12/338) Kesteli Haşiye(s.45,108) İbnül Esir Nihaye(4/282)
[24] Tenbihul Muğterrin(s.25)
[25] Ayni Umdetul Kari(20/18) Nablusi Ta’tirul Enam(s.663) Bkz.: Buhari(6/2567)
[26] Müslim(hacc 239)
[27] Nablusi Ta’tirul Enam(s.663)
[28] Nevevi elMinhac BiŞerhi Sahihu Müslim Bin Haccac(15/25) Suyuti Dibac(5/286) Nablusi Ta’tirul Enam(s.663) Feyzul Kadir(6/131)
[29] Ayni Umdetul Kari(1/295) Kastalani(10/133) Feyzül Kadir(6/121) Nakşul Füsus(s.122) İsmail Hakkı Çetin İnsan ve Vazifesi(s.46)

selamun aleykum bu açıklamalarına daha tafsilatlı bir izzah ister isen hem senin hem bu forumu takip edenlerin istifadesine medar olacak acizane ve şiddetle bir eserden kaynak göstermek isterim risale-i nur külliyatından mektubat sahife 81 18. mektum ve yine mektuba 29.mektum 9. kısım telvihat-ı tis'a risalelerinde çok külli cevaplar bula bilirsin neden veliler kerametlerinde ihtilafa düşmüşler muhammed a.s.m ı ruya dışında görmek mümkünmü yada görünüyor ise neden hikmeti nedir bundam ne anlamak gerekir vs ben tarifinden acizim inşaallah bu kaynaklara bakma fırsatını bulur ve burda paylaşırsın selamun aleykum
sadece senin icin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla