| Bu gibi yazıları hazırlayanlar, yayanlar, beğenenler birkaç sebeple küfre giriyorlar. 1. Ayet-i kerimelere kendi kafalarına göre mana veriyorlar. 2. Hadis-i şeriflere kendi keyif ve anlayışlarına göre mana veriyorlar. 3. Müslümanlara müşrik diyorlar. 4. Müslümanların kanını, canını helal görüyorlar. Çokca tekrar ettikleri bir anormallik ise, ölmüş salih zatlarla tevessül eden veya onlardan dua isteyen Müslümanları "Allah yerine ölülere dua etmekle" lekelemeye çalışmalarıdır. Birisinden dua istemek nerede, ona (Allah'a dua eder gibi) dua etmek nerede? Eblehlerden başkası böyle bir isnadda bulunmaz. Suudi Arabistan'da gittiğim her kitapçıda İbni Kesir'in tefsirini gördüm diyebilirim. Malum, İbni Teymiyye'nin meşhur talebelerindendir ve Vehhabiler tarafından yazılarına sıkça atıfda bulunulur. Kendisini büyük alim olarak görürler. Eğer bu mülhidlerin dediği doğru olsaydı, İbni Kesir'i de müşrik ilan etmek gerekecekti. Okuyalım: Peygamberimizden (aleyhisselam) Şefaat İstemek İçlerinde eş-Şâmil isimli eserin müellifi Şeyh Ebu Nasr îbn es-Sabbâğ'ın bulunduğu bir grup âlim Utbâ'dan şu meşhur hikâyeyi naklederler ; Utbâ şöyle anlatmıştır : Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) in kabri yanında oturuyordum. Bir bedevî gelerek: Selâm sana ey Allah'ın Rasûlü, AllahüTeâlâ'nın : «Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamberleri de onlara mağfiret dileseydi elbette Allah'ı Tevvâb ve Rahîm olarak bulacaklardı.» buyurduğunu işittim. İşte günâhlarımdan mağfiret dileyerek ve Rabbıma benim hakkımda şefaatte bulunmanı isteyerek sana geldim, dedi ve şu şiiri söyledi: «Ey yeryüzündeki efendilerin en hayırlısı ve en büyüğü; onların güzel kokularıyla yeryüzünün alçak ve yüksek yerleri hep güzelleşmiştir. Senin bulunduğun kabre benim nefsim feda olsun. Orada iffet, orada cömertlik ve şeref vardır.» Sonra Bedevi ayrılıp gitti ve bana bir uyku hali geldi. Rü'yâmda Hz. Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem) gördüm. Şöyle buyurdular: Ey Utbâ, Bedevi'ye var ve Allah'ın kendisini bağışladığını ona müjdele. İbni Kesir, Nisa/64 tefsiri. İmam-ı Kurtubi'nin tefsirindeki şu rivayet de konuyla alakalıdır: Ebû Sadık, Hz. Ali'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah'u (sallallahü aleyhi ve sellem) defnettiğimizden üç gün sonra bir bedevi Arap yanımıza çıkıp geldi. Kendisini Rasûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kabri üzerine attı. Toprağından başının üzerine saçmaya koyuldu. Şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü, sen söyledin biz de senin söylediğini dinledik. Sen Allah'tan belledin biz de senden belledik. Allah'ın sana indirdiği buyruklar arasında da: ''Şayet kendilerine zulmettiklerinde..." âyeti de vardır. Ben kendime zulmettim. İşte sana, bana mağfiret dilemen için gelmiş bulunuyorum. Kabirden ona: Sana mağfiret olundu, diye seslenildi. Kaynak: Kurtubi Tefsiri, Nisa/64. Şimdi, bu ahmaklar diyor ki, bu rivayetlerde anlatılan hareket küfürdür. Yine diyorlar ki, bunlara (yani, bu rivayetlerdeki gibi davrananlara) kafir demeyen de kafirdir. Mesela, Vehhabi A. ibni Baz'ın bir yazısından böyle anlaşılıyor, daha evvel yazmıştım. Halbuki bu alimler (ve pekçok başka alim) bu tür rivayetleri yazmıştır. Anlatmak istediğim, bu alimler anlatılan davranışı (Peygamberimize aleyhisselam hitab ederek şefaat istemeyi) reddetmemişler, bilakis benimsemişlerdir. Nitekim, Prof. Dr. Zekeriya Güler, İbni Kesir'in naklettiği rivayet hakkında şöyle diyor: "Bir tenkit yöneltmeksizin hadiseyi nakletmesinden onun, “ma’riz-i hâcette sükût beyân-ı zarûrettir” kaidesi gereğince bunu tasvip ettiği anlaşılmaktadır....İfade etmek gerekir ki, hadisenin ehl-i tahkik bazı âlimlerin tasvibinden geçmesi, bunun şirke müncer bid’at bir uygulama olmadığı mesajını vermesi bakımından önem arzetmektedir." |