Şeyhlik ve tarikatçılığın İslamiyete soktuğu çirkin adet lerden biri de bazı tarikat mensuplarının tertipledikleri zi kir alemleridir. Bunlar haftanın belirli bir günü, ekseriya cu ma akşamları şeyhin veya vekili olan sofinin -bazıları buna Müritlerin Çavuşu derler- evinde veya tekkesinde toplana rak bir halka halinde oturur ve gözlerim yumarlar. Sonra bu merasimi idare eden yardımcılarıyla birlikte şiir ve beyitler okurlar. Bu beyitler son derece mübalağalı ve baştan sona kadar şeyhlerin medhi hakkındadır. Mesela birisinde şöyle denmektedir:
"Benim şeyhim zamanın şeyhidir, yükselip göklere git ti, oradan ilaç kutusunu getirdi ve müritlerin kalplerini te davi etti. Şeyhim ebedi bir şeyhtir; o, dağdaki ayıyı da eh lileştirdi. Onu da kendisine itaatkar kıldı." Hepsi böyle saç ma sözlerden ibaret olan beyitler, çoğu zaman zikir esnasın da def ve dümbelek çalınarak okunur, böylece müzikli bir zikir alemi meydana gelir.
Bu beyitlerin okunmasına devam edildikçe, gözü kapa lı müritler de coşar ve sallanmaya başlarlar. Derken içlerinden biri "Allah,
Allah..." diyerek zıplamaya ve kendini yer den yere atmaya başlar. Onu takiben bütün müritler de bu ha reketi yaparlar. Ondan sonra herkes birbirine girer, ortalık bir savaş meydanına döner birtakım manasız sözler, uğultu lar, bağırmalar, çağırmalar meclisi çınlatıp durur. Kimisi yer de sürüklenir, kimisi arkadaşlarını tekmeler, kimisi ayakla rını yere vurur ve bu hal uzun zaman devam eder. Hepsi iyice yorulduktan sonra, töreni idare eden adam kalkar, her bi rinin sırtını eliyle sıvazlar. Bu "Yeter" demektir. Bunun üzerine hepsi yerinde durur ve zikir bitmiş olur.
Bazı zikirlere kadınlar da iştirak eder, onlar da erkekler le beraber halkada oturur ve deflerle, dümbeleklerle söyle nen medhiyeler karşısında çoşkunluk göstererek yine erkek lerle beraber oynayıp zıplamaya ve yerlerde sürüklenmeye başlar ve erkeklerle birlikte birbirlerine karışırlar.
Tabii kalbinde iman,
Allah korkusu ve insanlık duygusu bulunan bir kimse buna asla zikir demez. Çünkü bu, hakikatte müzikli ve sazlı bir alemden başka bir şey değildir. Üstelik alemin de en ilkel ve en bayağı şeklidir. Kim bilir hangi insanlık, ahlak ve din düşmanı tarafından ne gibi bir kötü maksatla icad edilmiş bu rezalet? Sonra bu alemlere ka tılan zavallı cahil kadınlar da erkekler gibi bunu yapmakla sevap kazanacaklarını sanırlar. Tıpkı Afrika'daki bazı ka dınların, dini bir emirdir diye ve sevap kazanmak zanniyle dudaklarına tahtadan büyük halkalar takmaları gibi.
Evet, İslam dininde bazı zikir ve dualar vardır. Tevhid ke limesi, Estağfirullah, Elhamdülillah... gibi zikirleri oku mak sünnettir. Fakat bunları her müslüman kendi kendine okur, hatta riya olmaması için bunları açık okumak dahi caiz değildir. Kaldı ki İslamiyette, ruhu coşturacak ve insanın bayılmasına sebep olan zevkleri ihtiva edecek bir ayin de yoktur. Çünkü İslam dini duyguya değil, akıl ve şuura hitap eder. Bir müslümanın da gözlerini yumup sallanarak değil, göz lerini açıp şuurunu toplayarak dininin emirlerini dinlemesi la zımdır ki, ne olduğunu ve ne istendiğini anlayabilsin.
Tarikatlar, müslamanları parçalayıp, gruplara bölmekten başka bir şey değildir.İslamiyetin ilk çağında bütün müslü manlar, Allah'ın:
"Müminler ancak kardeştirler." (Hucurat: 49/10) emri etrafında toplanarak, Allah'ın:
"Dini doğrultun ve onda tefrika yapmayın."
(Şura: 42/13) emrine sadık kalarak, Allah'ın:
"Çekişmeyiniz ki gevşemeyesiniz ve kuvvetiniz gitme sin." (Enfal: 8/46)
emrine inanarak çalıştıkları, birlik ve beraberlik tesis ettikle ri ve aralarında hiçbir tefrika ve guruplaşmaya meydan verme dikleri için üstün basanlar sağlamışlardır. Fakat Peygamberi mizin kurduğu İslam kardeşliği yerine tarikat kardeşliğinin tesis edilmesi sonucunda İslam birliği parçalanmıştır.
Gerçi bundan önce de birçok ihtilaflar çıkmış, siyasi ha diseler cereyan etmiş, saltanat ihtirası yüzünden çıkan kav galar İslam alemini alt, üst etmişti. Ama ne de olsa İslam ço ğunluğu bütün bu olaylara rağmen dini birliğini muhafaz edi yor ve akidede tek vücut bulunuyordu.
Ayrı tarikattan olan iki şeyh, birbirini yenmek için aman sız bir propaganda mücadelesine girişiyor; her biri kendi ta rafının dindar, karşı tarafın dinsiz veya haksız olduğunu iddia ediyor. Bunun üzerine herbirine mensup olan halk kitlesi, karşı tarafa her türlü itham ve iftiraları reva görmekte asla te reddüt etmiyor. Birbirlerini tekfir edenler bile oluyor.
Tarikatçıların akıllarınca her müslümanın mutlaka bir şeyhe mensup olması gerekiyor. Bu hususta kendilerine delil ge tirmek için bir de "Kimin şeyhi yoksa, onun şeyhi şeytandır" şeklinde saçma bir söze sarılıyor ve böylece tahakkümleri al tına girmek istemeyenleri dinsizlik ve imansızlıkla damgala yıp duruyorlar. Sanki onlar Allah'ın iman veznedarı imişler ve iman ile küfür kendi ellerinde imiş gibi kendilerine uyanlara iman verip, uymanlara da kafir deyip duruyorlar.
Sakın bu sözlerimizin mübalağa olduğu sanılmasın. Bu hususta şüphesi olanlar, lütfen şeyhlik ve tarikatçılığın ha kim bulunduğu bir yere, mesela doğu illerinden herhangi birine gidip bilhassa köylerdeki durumu incelesinler. O zaman söylediklerimizin az bile olduğunu göreceklerdir.
Evet, doğuda durum hakikaten böyledir. Bir yanda tarikat ların muhteris şeyhleri, diğer yandan da bütün topraklan elle rinde bulunduran ağalar, doğuyu sömürüyor ve köylüye göz açtırmayarak onu kendi baskıları altında tutuyorlar